Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye göz atabilirsiniz.

İMKANSIZ BİR LİSTE – DERYA ERKENCİ

Yazar Mert Zamangil bir sabah bakımsız bir motel odasında uyanır. Oraya neden ve nasıl geldiğini bir türlü anımsayamaz. Defterlerinden birinin arasında ortadan ikiye katlanmış bir sayfa bulur. Bu kendi elyazısıyla yazılmış 17 maddelik bir listedir. İlk maddede “Handeyi bul” yazmaktadır. Aralarında kısa sürede dostluk gelişen motel sorumlusu Aysun’un da etkisiyle İstanbul’a dönmeye ve listedeki izleği takip etmeye karar verir. Eski sevgiliye ulaşmak için çıkılan bu gizemli yolculuk, ölen babası, hâlâ hayatta olan annesi ve ağabeyi üzerinden yaşanacak tuhaf bir geçmiş hesaplaşmasına dönüşecektir.

MEHMET UYGUN/YERYÜZÜ ZEVKLERİ BAHÇESİ – OĞUZ ERTEN

“Siz aslında bir düşsünüz, gecenin karanlığında, gündüzün aydınlığında, varla yok arası bir düş…”
Mehmet Uygun
Kendine özgü renkleri ve düşsel dünyasıyla Türkiye’de figür resminin önde gelen isimlerinden biri olan Mehmet Uygun’un yaşamı ve sanatının detaylı bir şekilde ele alındığı “Mehmet Uygun: Yeryüzü Zevkleri Bahçesi” isimli kitap Bozlu Sanat Yayınları’ndan çıktı. Yazarlığını Oğuz Erten’in üstlendiği kitap, Uygun’un yirmi yıllık bir süre zarfında ürettiği ve “bir tür hayvan ansiklopedisi” olarak nitelendirdiği, “Yeryüzü Zevkleri Bahçesi” isimli resim serisine odaklanıyor.

BARTLEBY VE ŞÜREKASI – ENRIQUE VILA-MATAS

İyi çalıştım, yaptığım işten mutlu olabilirim. Kalemi bırakıyorum, çünkü hava karardı. Alacakaranlık rüyaları. Karım ve çocuklarım yan odadalar, hayat dolular. Sağlığım yerinde ve yeteri kadar param var. Aman Tanrım, nasıl da mutsuzum! Ama neler söylüyorum ben? Mutsuz değilim, kalemi bırakmadım, karım yok, çocuklarım yok, yan oda bile yok, yeteri kadar param yok, hava da kararmadı.

“Yapmamayı tercih ederim.” Herman Melville’in Bartleby karakterinin bu meşhur sözünden yola çıkan Enrique Vila-Matas, Bartleby ve Şürekâsı’nda yetenek ve birikimlerine rağmen yazmamayı düstur edinen gerçek ve hayalî yazarları konu alır.

Var olmayan bir metin için dipnotlar kaleme alan anlatıcı, bartleby’ler diye adlandırdığı, edebiyatta geçici ya da kalıcı sessizliği tercih eden Salinger, Rimbaud, Musil, Rulfo gibi yazarların yanında Walser, Beckett, Maupassant, Wilde, Borges, Gide, Pessoa, Sokrates ve daha nice isim aracılığıyla, “Niçin yazarız?” ve “Niçin yaşarız?” gibi çetrefilli sorulara cevap arar.

“Vila-Matas’ın üstünlüğü tartışılmaz bir gerçek.”
Roberto Bolaño

NEVADA – CLAIRE VAYE WATKINS

Amerikalı yazar Claire Vaye Watkins kitabında kahramanlarının kişisel geçmişiyle bölgenin tarihini iç içe geçirerek Vahşi Batının mitlerini yeniden kuruyor; çölde havai fişek toplayan yaşlı adamlar, hayalet kasabaların zamanla film setlerine dönüştüğü Nevada coğrafyası, kaybolan turistler, Las Vegas’ın ışıltısına kapılan liseli gençler, çöldeki randevuevi sakinleri, hepsi bu mitin bir parçası haline geliyor.

Çölde bulduğu adrese yazdığı mektuplarla yalnızlığını azaltmaya çalışan bir adam, kendini terk eden erkeğin eşyalarını saklayarak yas tutan genç bir kadın, çöldeki randevuevinin kırılgan dengesini varlığıyla altüst eden genç bir İtalyan, ölümden kurtardığı genç kız yüzünden münzevi hayatında ince bir yarık açılan bir adam, annelerinin intiharını atlatamayan iki kız kardeş.

Üstlerinde geçmişin ağırlığını taşıyan bu insanlar, inatçılıkları, şansları ve az da olsa umutlarıyla hayatlarına tutunmaya çalışıyorlar.

Nevada, her bir kelimenin yerini bulduğu, taze soluklu, diken diken, enfes bir kitap.

– Joy Williams –

Anna Proulx’tan bu yana Batı’dan yükselen en büyüleyici ses.

– Vogue –

Amerikalı yazar Claire Vaye Watkins 1984 yılında Kaliforniya’da, Death Valley’de doğdu, Kaliforniya ve Nevada’da büyüdü. Nevada Reno Üniversitesi’ni bitirdi, Ohio State Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık yüksek lisansı yaptı. Öyküleri The Paris Review, Granta, One Story, Ploughshares gibi dergilerde yayınlandı. 2012’de yayınlanan ilk öykü kitabı Nevada ile Story Prize ve Dylan Thomas Prize ödüllerini aldı. İlk romanı Gold Fame Circus ise 2015 yılında yayınlandı. Watkins, halen Pensilvanya’da Bucknell Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir.

ÇOCUKLAR İÇİN BACH – HELEN GARNER

Türk okurlarının ilk kez tanışacağı Avustralyalı Helen Garner (1942) edebiyatın, roman, kısa öykü, senaryo, deneme gibi çeşitli türlerinde ve edebiyat dışı alanda ürün vermiş verimli bir yazar. 2006’da Melbourne Edebiyat Ödülü’ne, 2016’da Windham-Campbell Ödülü’ne, 2017’de ise denemeleriyle Indie kitap ödülüne layık görülmüştür. Avustralyalı eleştirmen ve akademisyen Don Anderson, romanı, içlerinde Hemingway’in Güneş de Doğar ve Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby gibi yapıtlarının da olduğu “İngiliz dilinin mükemmel dört kısa romanıyla” aynı sıraya yerleştirmiştir.

Garner’ın ikinci romanı olan ve ilk kez 1984’te yayımlanan Çocuklar İçin Bach, Melbourne’ün bir banliyösünde iki oğullarıyla yaşayan genç bir çifte odaklanıyor. Dexter ve Athena birbirini seven, biri ağır otizmli olan oğullarının bakımını üstlenmiş, kendi kendilerine yeten bir çifttir. İstikrarla sürdürdükleri bu düzen, uzun yıllar sonra bir gün Dexter’ın üniversiteden arkadaşı Elizabeth’in hayatlarına girmesiyle sarsılır. Elizabeth yanında, müzisyen sevgilisini, annelerinin ölümünden sonra yalnız kalan kız kardeşini ve sevgilisinin kızını da getirmiştir. Fox çiftinin sakin, huzurlu ve yalın hayatı bu insanları yavaşça içine çeker. (“Arka kapı hep açıktır”) Oysa Elizabeth’in Rock müzik, evlilik dışı ilişkilerle dolu, dağınık ve rastgele bu dünyası Fox çifti için tekinsiz olduğu kadar tehditkârdır da… Aileyi dış dünyadan koruyan kabuk yer yer kırılmaya, çatlamaya başlar.

Adını, Harold Davies’in Çocuklar İçin Bach adlı, Athena’nın piyanosunun üstünden eksik etmediği nota derlemesinden alan romanda müzik şüphesiz başlıca laytmotif. Otizmli Billy dahil herkesin müzikle kendince, kendi kişiliğini yansıtan “kusurlu” bir ilişkisi var. Dexter bağıra çağıra opera aryaları söylüyor ve böylece dışavurumcu, ilgi bekleyen karakterini açığa vuruyor, Athena arada sırada “yüzüne ateş basmasına” rağmen sessiz sessiz piyano çalmayı öğreniyor, Elisabeth’in sevgilisi hovarda bir rock müzisyeni ve Billy sadece müziğe tepki veriyor.

1999’da verdiği bir röportajda yazmanın “patchwork bir örtüyü dikişsizmiş gibi göstermek” olduğunu söyleyen Garner’ın, yetmişli yılların Melbourne’ünde farklı bakış açıları, beklentiler ve hayat tarzları arasında ustaca gidip gelerek dokuduğu Çocuklar İçin Bach yoğun anlatımı, “çoksesli” üslubuyla kendi içinde bir başyapıt.

FARELER ÜLKESİ – ALICE MERICOURT

Fareler Ülkesi’nde, fareler liderlerini seçerdi.
Her zaman seçilenler büyük, şişman, dev…

Siyah Kedilerdi!

Ta ki günün birinde küçük bir farenin aklına yeni bir fikir gelene kadar. İşte asıl sorun şimdi başlıyordu. Bütün bu kanunların hepsi iyi kanunlardı. Tabii yalnızca kediler için. Fareler içinse hayat gittikçe zorlaşıyordu.

BATI RESMİNDE AŞK VE BAZI KÜÇÜK FELAKETLER – CELİL SADIK

Aşk deyince herkesin dinlemek istediği masal farklıdır, değil mi? Kimi mutlu sonların, yüzü gülen âşıkların peşindedir, kimi de hem cenneti görmek ister hem de cehennemi. Bu durum Batı resim sanatına adını yazdıran ressamlar için de farklı değildi; iyi ya da kötü, hepsinin anlatacak bir hikâyesi vardı. Bazıları ilahi aşkları anlattı, bazıları mitolojinin efsanevi âşıklarını. Birbirlerine tutkuyla bağlı çiftler gibi sadakate sırt çevirmişlerin suretleri de belirdi tuvallerde.

Celil Sadık, Uygarlığın Ayak İzleri serisinin üçüncü kitabında Batı resim sanatında aşk temasını irdelerken madalyonun iki yüzüne de bakma cesareti gösteriyor. “Resim sanatında aşkı konu eden bir kitapta ondan söz etmemeyi düşünemezdik,” diyen Sadık, ilk iki bölümün ardından Avrupa’yı terk edip sıcak bir iklime göçerek Frida Kahlo’nun hayatıyla eserlerine değindiği son perdeye varıyor.

Kitapta anlatımına yer verilmeyen dört kült eser için kaydedilen ve QR kodlarıyla son sayfadaki yerini alan mini seminerler ise Uygarlığın Ayak İzleri serisinin sanata âşık okurlarına armağanımızdır.

Bu dünyadan gelip geçmiş bütün aşkların şerefine!