İlkokul yılları. Pazar sabahları Trt’de, şef Hikmet Şimşek’in yönetip sunduğu klasik müzik saati sonrası film gösterimi olurdu. Her hafta o günün o saatine kurulurduk. Birçok filmin yanı sıra müzikallere de yer verilirdi. ‘Danny Kaye’in komediyle karışık klasik müziği sevdirdiği yapımları da unutmamalı.

‘Sound of Music’ ve ‘Oz Büyücüsü’nü o dönemde izlemiştim. Etkilenmemek elde değildi. İleriki yıllarda başka boyutlarını da düşündürecek hikayeleri vardı hepsinin. ‘Oz Büyücüsü’nde ‘Judy Garland’ın canlandırdığı ‘Dorothy’ karakterini ve ‘Sound of Music’de ‘Julie Andrews’in ‘Maria’sını unutmak mümkün değil. Seyirciyi müzikle buluşturup sonrasında ortaya iyi birer dinleyici çıkmasına vesile olmasında ayrı yerleri vardır bu filmlerin.

Sözü çocukluk yıllarımın müzikal film seanslarına dalıp gitmemin odağına oturan pek değerli bir müzik grubuna getireceğim.

Uzun zamandır yollarımız kesişmemişti ‘The Divine Comedy’ ile. Yeni albüm çıktığında kulak vermeyi ihmal etmemeliydim. Ne de olsa onca zamanı paylaşmıştık şahane şarkılarıyla.

The Divine Comedy için Kuzey İrlanda’lı ‘Neil Hannon’un müzik projesi dersem haksızlık etmiş olur muyum bilmiyorum? Neil Hannon bestecilik ve şarkıcılık sıfatlarının yanında farklı bir de müzik ikonu. Müziğinin önemli karakterlerinden biri hiç kuşkusuz orkestra kullanımındaki kusursuzluk. Şarkılar akıp giderken bir taraftan yaylılara diğer taraftan nefeslilere kulak kesilmenin zevkini her parçada hissedebilirsiniz.

Biraz geç olsa da benim tanışmam daha çok 2001’de ki ‘Regeneration’ albümüyle olmuştu. Kendi açımdan değerlendirdiğimde müzik dağarcığımın önemli köşelerinden birine oturur bu albüm. Her şarkısının öne çıktığı fakat bir bütün içinde hiç birini ayıramayacağınız ender albümlerden.

Ardından gelen ‘Absent Friends’e oradan da öncesine ve sonrasına çıkardıkları albümlere göz gezdirdiğinizde ne demek istediğimi görecek ve büyük olasılıkla siz de ayrı bir yere koyacaksınız ‘The Divine Comedy’i.

Yeni albüm ‘Foreverland’ ismini taşıyor. Grubun bugüne kadar getirdiği müzikal kalitesiyle ilgili birçok detayı albümün tümünde bulabiliyorsunuz.

Konu ‘The Divine Comedy’ gibi isimlere gelince şarkı bazında değerlendirmek bana mantıklı gelmiyor ve oturup albümün bütününden aldığım hazzın peşine düşüyorum. Bu anlamda ‘Foreverland’ bunun oldukça hakkını veren ve ‘Neil Hannon’un yine mikrofon başında karakteristik ses ve yorumuyla gereken her şeyi bize aktardığı leziz bir çalışma.

Bir de şu var ki albümün iki cd’den oluşan sürümünde ikinci bölümde adeta ‘Neil Hannon’un günlüğünden kesitlere misafir oluyoruz. Piyano eşliğinde bizi ayrı bir öykünün daha içinde yer almaya davet ediyor. Bu davete kayıtsız kalmayıp yeni albüm ‘Foreverland’ ve öykülerine konuk olmakta şüphesiz büyük fayda var.

Her ‘The Divine Comedy’ albümü gibi bu sefer de kendinizi bir dönemin müzikal filmlerinin birinin içinde bulabilirsiniz.

İyi dinlemeler.