Bulgakov’un 1920’lerde yazdığı öykülerinin ve köşe yazılarının temel konusu kültür ve insan ilişkileridir. Rusya’nın yönetimini ele geçirmiş olan Bolşeviklerin ülkenin ekonomisini, güvenliğini ve kendi iktidarlarını ayakta tutmaya çalıştığı bu dönemde, yeni bir kültür de ortaya çıkmaya başlar. Bürokraside, orduda, sanat kurumlarında eski kültürle yeni kültür karşı karşıya gelmiş ve bu karşılaşma çoğu kez ürkütücü ve gülünç durumlara yol açmıştır. Bulgakov’un sivri dilini tutmadığı ve tutarsızlıkları alaya aldığı, derin gözlem yüklü bu metinler yönetimle neden anlaşmazlıklar yaşadığını da berrak bir şekilde sergilemektedir.

Kızıl Moskova, Bulgakov’un gazete ve dergilerde yayımlanmış öykü, makale ve feulleiton’larını, yani hicivli kısa eleştirilerini bir araya getiriyor. Bulgakov’un fantastik gerçekçi eserlerinin büyük kısmı doğrudan gerçek olaylara dayanmaktadır. Bu derlemedeki öyküler de onun Sovyet rejiminin kurulduğu o ilk yıllarda karşılaştığı olayların sahne sahne alay ve eleştirisidir. Bu metinleri 21. yüzyılda okurken bizim sosyal medya sayfalarında sıkça karşılaştığımız, daha bir türe oturtamadığımız alay ve eleştiri biçimlerine benzetmek de mümkün; sonuçta bunlar, bu feulleiton’lar da, gazete ve dergilerde çok kişiye ulaştırılıp yaygınlaştırılmak üzere yazılmıştır.

 “Moskova’yı en son bundan en çok altı ay önce görmüş olanlar şimdi kenti tanıyamazlar; Yeni Ekonomi Politikası (Moskova halkı artık kısaca NEP diyor buna) öylesine değiştirdi onu.

Adım adım başladı bu… az az… Sağda solda tahta perdeler kaldırıldı, arkalarından uzun bir aradan sonra tozlu, donuk dükkân vitrinleri görünmeye başladı. Boşaltılmış yapıların derinlerinde lambalar yanıyor, onların ışığında hayat kıpırdıyor: Çiviler çakılıyor, mıhlanıyor, tamiratlar yapılıyor, içleri malzeme dolu sandıklar, kutular açılıyor. Yıkanıp temizlenmiş vitrinler aydınlatılmış. Sergilerin üzerinde yuvarlak, güçlü lambalar yanıyor ya da vitrinlerin çevresinde parlak ışıyan borular var.

Yoksul düşmüş Moskova’nın bunca malı hangi gizli hazinelerden çıkardığını anlamak olanaksızdır. Ama bulmuş ve hepsini bol bol aynalı vitrinlere boşaltmıştı, tezgâhlara yığmıştı.”