Dave Mustaine, Metallica defterini kapatıp Megadeth sayfasını açtığında tüm sermayesi damarlarındaki hırs, elindeki üstün müzisyenlik yeteneği ve ileri görüşlü müzik anlayışıydı. Kusursuzu arayan mükemmeliyetçi kişiliği için tamamen kendisinin yönlendirdiği, kaptanı olduğu gemiyi en ince işçilik ve sağlam malzeme ile inşa edecekti.

İşe bu yönüyle bakıldığında ortaya çıkan marka her yeni ürünüyle sürat, kararlılık ve işçilik kalitesi bakımından üstüne koyarak büyüyecekti.

“Killing Is My Business… And Business Is Good!”, “Peace Sells… But Who’s Buying?” ve “So Far, So Good… So What!” gibi thrash metal tarihine karakterlerini işleyen albümler sonrası ufukta görkemli bir zirve noktası belirdi.

Mustaine, bu zirve noktasına doğru adım atmaya hazırlanırken takımını da güçlendirmeyi ihmal etmez. Kadim yol arkadaşı David Ellefson ile yanlarına büyük yetenek ve önemli bir gitar virtüözü olarak yıldızı parlayan Marty Friedman’i ve davulların başına da bir başka önemli isim Nick Menza’yı alıp Megadeth tarihinin en kuvvetli kadrosunu oluşturarak bu zorlu ancak kararlı yürüyüşe başlar.

Ve tarihler 24 Eylül 1990’a geldiğinde Megadeth’in dördüncü stüdyo albümü “Rust in Peace” yayımlanır.

Tam da 90’lı yıllara girerken Megadeth “Rust in Peace” ile hem kendi hem de faaliyet gösterdiği müzik türü adına çıtayı bir hayli yukarı taşır ve o andan sonra Megadeth ismi hiçbir şüpheye ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde hedeflenen zirvedeki yerini alır. Mustaine, Ellefson, Friedman ve Menza thrash metalin en mühim albümlerinden birine imza atmış ve artık bu kulvarın süper kahramanları kategorisine terfi etmişlerdir.

Albüm, tüm zamanların en iyi thrash/speed metal albümlerinden biri olarak gösterilirken ABD Billboard 200 listesinde 23, İngiltere’de ise 8 numaraya kadar yükselir. Bu dört metal kahramanının üstün müzisyenlik vasıflarının hücrelerine kadar işlediği albüm, benzersiz melodik yapısı, ritim zenginliği, protest ve sivri dilli sözel içeriği ve tabii ki müthiş şarkı yazım tekniği ile metal sahnesinin en saygın çalışmalarının başında anılacaktır.

Açılış parçası “Holy Wars… The Punishment Due” ve ardından gelen, tam bir deha ürünü olan “Hangar 18” dinleyiciyi her daim şaşkına çeviren ve âdeta bu işte dünya dışı varlıkların parmağı olduğunu düşündürten şarkılar olarak zihinlere kazınır. “Tornado of Souls”un gitar solo kısımları ise bu konuda bir seviye tespit göstergesidir artık.

Daha önce Whitesnake ve Guns N ‘Roses ile birlikte çalışan Mike Clink yapımcılığında Kaliforniya’daki Rumbo Recorders Stüdyolarında kaydedilen ve 1991 Grammy Ödülleri’nde ‘En İyi Metal Performansı’ dalında aday gösterilen albüm sadece ABD’de bir milyon satış barajını aşarak bu konuda da bir başarıya imza atar.

Bir Yorum Yazın