Counting Crows’un ilk albümü “August And Everything After” 14 Eylül 1993’de yayımlanır.

90’lı yılların ilk yarısı, radyolarda çalan şarkıların dillere pelesenk olduğu, şarkıların radyolarda çalmasının mühim olduğu dönemler. Ülkemizde de özel radyoların ardı sıra açıldığı ve yeniden hâkimiyetinin yaşandığı doksanlı yıllar. Sevdiğin şarkıya rast gelebilmek için saatlerce radyo başı mesailerinin yaşandığı ve çoğu kez programların radyodan kasetlere kaydedildiği belki de son zamanlar.

İşte bu zamanlardan biri de Berkeley, Kaliforniya doğumlu topluluk Counting Crows’un çıkış şarkısı “Mr. Jones” için yaşanır. Şarkının zihinlere kazınma garantili girişindeki dörtlü akor dönüşü ve solist Adam Duritz’in belki de müzik tarihinin en güzel söylenmiş “Sha la la la la la la la”sı.

Bu giriş piyasaya öyle güçlü ve kişilikli bir adım olarak yansır ki grubun kendi tahminlerinin de üzerinde bir grafik çizer. Bu ilk şarkı başarısı, içi tepeden tırnağa her çeşit insani hissiyat ile hayata geçmiş şarkılarla dolu bir ilk albümün taşıyıcılığında Counting Crows ismini yüreklere kazımaya yeter.

Bu albüm “August And Everything After”dan başkası değildir ve bu sayede zaman içinde hayatlarımıza parmak izlerini bırakacak eylemlerine şahit olacağımız bir grupla birlikte yeni, şehirli bir ozan ile de tanışma şerefine nail oluruz. O an ve her şeyin sonrasında Adam Duritz artık birçok dinleyicinin nazarında en mühim ve hassas dönemlerinin tercümanı, sözcüsü hatta bir nevi sırdaşı konumuna oturur.

Albümün kendine has soundu, folk rock hissiyatının yanı sıra dönemin alternatif detaylarını kucaklamayı ve sade, incelikli, bu sayede de nefis baladlara ev sahipliği yapmayı da ihmal etmeyen duygu yoğunluğuyla bir başyapıt olduğunu da fısıldar kulaklara.

Açılış parçası “Round Here”ın damarlarında gezinen tutku, hipnotize eden atmosferi ile benzersiz ve kusursuz aktarım, “Omaha”nın sımsıcak akustiğinin içine yerleştirilmiş dostane akordeon melodisi, ”Rain King”in “Mr. Jones”dan aşağı kalmaz özellikleri ile ilk fırsatta favori listelerine adını yazdırması ve peşine albümün enerjik karakterlerinden “A Murder of One”ı da takarak yükseldikleri nokta, albümün kaçınılmaz başarısını işaret eder.

Nefis balladlar demişken, albüm, hem müzikal hem de öykü aktarımı bakımından iliklere işleyen parçaların vatanıdır âdeta. Parmaklar arasından pürüzsüzce akıp giden “Perfect Blue Buildings”, kasetten dinleyenler için A yüzüne nefis bir veda olarak da akıllarda yer eden “Time And Time Again”, hemen albümün ikinci yüzüyle birlikte yüzümüze yüzümüze çarpan “Sullivan Street” ve albümün en özel şarkılarından “Ghost Train”. Tüm bu geçit töreni insanı şair edecek şarkılar olarak girerler hayatımıza.

Sonrasında, telefon kulübeleri önünde yağmurun ne kadar güçlü bir karakter olduğunu hissederken en büyük ihtiyacın bir yağmurluk ve telefonda duyulacak bir sesten ibaret olduğu kısa film “Raining in Baltimore” bir darbe daha vurur kırılgan yüreklere. Kısa film demişken, dört buçuk dakikayı dünyalar dolusu duygunun sahnelendiği bir tiyatro oyununa çeviren benzersiz şarkı “Anna Begins”.

İşte tüm bunların sorumlusu olarak, zaman içinde hayatlara parmak izlerini bırakacak eylemlerine şahit olacağımız topluluk “Counting Crows” çıkar karşımıza.

Adam Duritz, Matt Malley, Charlie Gillingham, Steve Bowman ve David Bryson’dan kurulu çekirdek kadroya dâhil olan birçok isimle ve yapımcı koltuğunda oturan T-Bone Burnett ile Los Angeles’da kaydedilen albüm, 14 Eylül 1993’de ABD’de, 20 Eylül 1993’de ise İngiltere’de piyasaya sürülür. Liste başarıları bir yana mühim bir ilham kaynağı olmasıyla da bambaşka bir yer edinir müzik dünyasında ancak en önemlisi başköşesine kurulduğu gönül makamı olacaktır dinleyicinin nazarında.

Ve yine bir Eylül günü, Ağustos’un ertesi, artık “August And Everything After” 25 yaşında.

 

Fotoğraf: Danny Clinch Photography

Bir Yorum Yazın