Bir varmış, bir yokmuş…

“…Allah’ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellâl iken, pire berber iken, ben on beş yaşında, anamın babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken…”

Hatırlayanlarınız, her duyduğunuzda ister istemez gülümseyenleriniz olur mutlaka…

Yerli korku, fantastik, bilim kurgu, çizgi roman derken beni en çok zorlayan yazıya geldi sıra. Sanırım, çocukları yani geleceği önemsememden kaynaklanıyor ince eleyip sık dokumam. Ne de olsa ülkenin gerçek sahibi onlar.

Birbirimize karşı dürüst olalım, gençlik yıllarında hepimiz bize bıraktıkları, kirli olduğunu düşündüğümüz bu dünya yüzünden anne ve babamızı suçlamış, kendimizi onlarla çatışma içinde bulmuşuzdur. İnsan yaş aldıkça, hele hele çocuğu olduğunda, bu dünyada kiracı olduğunu, evladını arkasında, bu dünyada bırakacağını, onun için güzel bir gelecek inşa etmesi gerektiğini daha iyi anlıyor. Yani öyle olmalı. Kendi hatalarımızı, çıkarlarımızı onlara miras bırakmamalıyız. Gerçekten bu kadar düzgün düşünecek kadar iyi niyetli miyiz?

Çocukları hayal ederek öğrenir. Ülkemizin istismara açık atmosferinde bir çocuğun hayal gücünü sınırlamak da aynı türden bir anlayış değil midir? Neyi nasıl gördükleri, gördükleri şeyin onlara yeni kapılar, dünyalar açması büyük önem taşımıyor mu? Sizi bilmem ama ben “Çocuktan al haberi” demek ve onların gerçekliğini, bastırılmamış hayal gücünü yüzümde bir gülümseme ve hayranlıkla izlemek istiyorum. İnsanlar çocuklarından çok şey öğrenebilir dostlarım. Bunu yapan ebeveynler tabii ki var. İşte bu noktada, hatırlarsanız çizgi romanlarımızdan bahsederken aktarmıştım, kitabın ve çizgilerin gücü bir kez daha önümüze çıkıyor. Eğitim sistemimizin şekillendirmeye, baskılamaya, çocuğun yetenekleri üzerine gitmek yerine kalıba sokmaya olan eğilimi ve hatta bir takım politikalara alet etme çabası, ne yazık ki hem üzücü hem de korkutucu.

Çocukluğunuzu hatırlıyor musunuz? İlk kitabınızı? En iyisi size kendi hatıralarımdan bir örnek vereyim. Sanırım sekiz ya da dokuz yaşındaydım. Annem bana bir kitap verdi; Jules Verne’den “Denizler Altında Yirmi Bin Fersah”. Önce okumak istemedim ama zaman ilerledikçe, yüzme bilmeyen bir çocuk olarak, denizin altında Nautilus’la yolculuk etmeye başlamıştım. Denizin üstünde durmayı bilmeyen bir çocuk, denizin altında ne olduğunu görebiliyordu. Babama bana yüzme öğretmesi için yalvardım. Deli gibi Jacques-Yves Cousteau’nun denizaltı belgesellerini izlemeye, gemisi Calypso’yla sırlara açılmaya başladım. Hâlâ denize girdiğimde dalmak, dipleri izlemek en sevdiğim şeydir. Kendimi orada çok huzurlu hissederim. Kısaca kitap hayatları ve insanları önünüze sermek, çocuklar için özellikle geleceği örmek, yeni bilgilere açmak anlamında çok değerlidir.

Eğitim sistemimiz 1968-2005 arasında Cin Ali ve topunun hükümranlığında geçti. Ben de o çocuklardan biriydim. İlkokul öğrencilerine okumayı kolay öğretmek amacıyla geliştirilmiş bu 10 kitaplık hikâye serisi 1968 yılında ilkokul öğretmeni Rasim Kaygusuz tarafından meydana getirilmiş. Araştırırken yıllardır merak ettiğim bir konu açıklığa kavuştu; “Ali neden çöp adam?” Çocuklar kolay çizebilsin diye bu şeklinde tasarlanmış. Fakat sorun şu ki her şey, tuttuğu top bile normal çizim şeklindeyken insanların tamamen çubuk adam olması şahsen bende vücutlarında bir bozukluk algısı yaratırdı. Ayrıca hiç Cin Ali çizmedim. Çizene “beceriksiz” deyip gülerdik. Kendimi bildim bileli futbol sahaları, gol pozisyonları, manzara resimleri çizerdim. Neyse, bu başka bir hikâye… Cin Ali kitaplarının çizimlerini  Selçuk Seğmen yapmış. “Çok zorlanmamış olmalı” diyeceğim ve doğal olarak çizer dostlarım bana kızacak. Sanırım Cin Ali ile ilgili sorunlarım var. 2005 senesinde Milli Eğitim Bakanlığı seriyi okullardan kaldırdı. Yerine ne tür kitaplar koyduklarını az çok biliyoruz. Ne de olsa çocukların hayal güçleri ile oynamak toplum mimarlığının önemli bir ayağı. Hiç unutmuyorum, yakın dönem siyasetçilerinden biri “Güncel kahraman hikâyelerinin, dizi ve filmlerinin çocukları kötü etkilediğini, bu yüzden yasaklanması gerektiğini” söylemişti. Kendisine sorma imkânım olmadı ama dini olayları, mucizeleri, belirtileri çocuğuna nasıl anlatacağını merak ediyorum.

Yaşımız biraz daha büyüdüğünde Ali, Ayşecik ve ikinci planda kalan Fatmacık -onu hep hüzünlü bulmuşumdur- hayatlarımıza girdi. Ayşecik dolaşır, hep o bir şeyler yapar, Ali peşine takılır, arada da Fatmacık ortaya çıkar yan rolü üstlenirdi. Böyle bir çocukluk yaşayan ben ve benim gibi insanların Kızılmaske, Texas, Tommiks, Atlantis, Mister No, Mandrake, Conan okuması ve maceralarına hayran kalıp çizimleri karşısında ağzı açık kalması garip kaçmamalı! Üzgünüm, ama bir çocuğun hayalleri ona dayatılan kitaptan büyükse, ne o kitap ne de o sistem işe yaramıyor demektir ve evet, bir çocuğun hayalleri, evreni büyük olmalı ki geleceğe bakış açısı da o kadar özgün, yaratıcı ve üretken olsun.

Bu arada çok önemli bir ayrıntıyı ortaya koymak istiyorum. Bu bahsettiğim zamanlarda bizler semtin çocuklarıydık. Zaman ilerledikçe mahallelere, bugüne yaklaştıkça bina ve evlerimize kapandık. Bugün çocukların elinde bir yerlere gitmek için sadece kitaplar var. İşte çocuk ve kitap ilişkisindeki durum bu kadar önemli, kritik.

Şimdi size başka bir ülkeden ve çocuklarından bahsetmek istiyorum. Hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biri, 1906’da Macar yazar Ferenc Molnar’ın muhteşem eseri “Pal Sokağı Çocukları”. Filmini izlediğimde günlerce kendime gelememiştim. O zamanlar sokaklarda, “arsa” dediğimiz apartman aralarındaki boşluklarda oynar, kimi zaman karanlık çağlarda birer savaşçı, kimi zaman o dönemin revaçta futbolcusu olurduk. Kitapta iki farklı mahallenin, farklı maddi durumlara, bakış açılarına sahip çocukları o arsa için birbirlerine meydan okur ve savaşıyorlardı. Olağanüstüydü. Hele Erno Nemeçek… Tom Sawyer ve Oliver Twist öncesi kahramanım. Sonrasında daona olan ilgim, hayranlığım tükenmedi. Peki diğerleri? La Fontaine’den “Masallar”. Danimarka’dan Hans Cristian Andersen’den “Andersen’den Masallar”. Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe’su, Jonathan Swit’in “Gülliver’in Seyahatleri”, Lewis Carrol’un “Alice Harikalar Diyarında”. O dönem çizgi filmine bayıldığımız “Uçan Kaz” yani İsveçli Selma Lagerlöf’ün “Nils Holgerson’un Eşsiz İsveç Yolculuğu”. Bu eserler sadece çocuklara özgü değil hâlâ okuduğumuz, hayat hakkında temel mesajları veren özelliğe sahiptir. Dünya çocuk edebiyatının ve onlardan esinlenerek yazılmış sayısız büyüklere anlatılan öykülerin başlangıcıdır.

Peki, eski Türk masalları, uyarlanıp sunulabilecek “Binbir Gece Masalları”, “Dede Korkut Hikayeleri” nerede? Belki de “bazı zihniyetlerin sömürüsünde” uyarlanmamaları daha iyidir.

Bazı zihinlerin sömürüsü” belki okullara kasten önerilen, zorla okutulan, kendi politik görüşüne yakın diye yazar ve kitap sipariş eden, çocukları geleceklerinde iktidarının teminatı olarak görmek isteyen çarpık bir düzen olabilir. Ya da “Çocuk kitabı okullara dağıtıldığı için çok baskı yapıyor” diyerek her yazara “çocuk kitabı yazmalısın” baskısı yapan yayınevleri olabilir. Sadece çocukların hayal gücüne ket vurmuyoruz.  Ne dersiniz?

Bunca acı verici laf kalabalığından sonra izninizle okuduğum, sizlere tavsiye edeceğim kitaplara geçmek istiyorum. Ve önemle ekliyorum. Elimizde, birazdan sizin de aşağıda göreceğiniz gibi içindeki çocuğu, güzelliği, hayal gücünü kaybetmeyen çok özel yazarlarımız ve çizerlerimiz var. Unutmayalım, çocuklar sadece harfler, kelimelerden öğrenmez. Gördükleri şeyler, resimler, çizimler zihinlerinin gelişimi açısından çok önemlidir. Bu alamda sizleri bilgilendireceğim kitaplar aynı zamanda çok iyi yazar-çizer uyumu içeriyor. Çizerlerini bu anlamda özellikle anmak ve alkışlamak istedim. Buyurunuz;

İlk kitap Seran Demiral’dan “Filozof Çocuklar Kulübü” dörtlemesi. Serinin kitap içi çizimlerini Süleyman Temiz, kapaklar illüstrasyonunu Sedat Girgin yapmış. Seran Demiral’ı bu seri, başka bir yazıda ele alacağım “Parmak Uçları” kitabı kadar bilim kurgu kitabı “Hayat Üretim Merkezi” ve felsefe, sosyoloji içerikli düşünsel yazılarından tanıyoruz. “Filozof Çocuklar Kitabı”nı ilk gördüğümde şaşırdım ve hayranlık duydum. Bu dönemde, ülkemde, hayal gücü ve daha da önemlisi “düşünmek” üzerine çocuklar için yazılmış bir eser. Çölde su. Kitabın tanıtımında şunlar yazıyor; “Kaan ile Ece, Sevim’e ait olan bir defteri okumaya başladıklarında, bilmedikleri bir dünyayı keşfettiler. Bu dünya ‘felsefe’ dünyasıydı. Düşünerek, soru sorarak birbirini tanımaya başlayan Ece, Kaan, Zeynep, Barış ve Sevim hem ortak noktalarını, hem de birbirlerine hiç benzemeyen yönlerini görerek, kim oldukları üzerine düşünmeye başladılar” Yaşınız kaç olursa olsun bu tanıtım sizde de okuma hevesi doğurmuyor mu? Doğuruyorsa işte bunun sebebi bu tür bir zihin açıklığına olan açlığımızdır.

İkinci kitap Funda Özlem Şeran’dan “Gürültücüler”. Yazarın ayrıca “Derslerle Başım Dertte” altılaması var. Gürültücüler’in çizeri Ezgi Keleş, Derslerle Başım Dertte’nin illüstrasyonu ise Süleyman Temiz tarafından yapılmış. Son dönemde okuduğum en iyi “mahalle kültürü” öykülerinden. Sürprizlerle dolu, hayal gücü yüksek, değerli bir kitap. Ön yargılar, geçmiş ve gelecek, dünya ve evren hakkında merak uyandıran maceralar yaşatıyor. Küçük bedenlerin büyük mücadelesi. Asla hayal kurmaktan ve bunun için savaşmaktan çekinmeyen yürekler. Funda Özlem Şeran’ı tanısanız bu tatlı kitabı yazarken hiç zorlanmadığını anlarsınız. Kendisinin kent fantazyası ve korku edebiyatına giren “Ecel” adında bir kitabı da bulunuyor.

Üçüncü kitap Göktuğ Canbaba’dan “Valizdeki Kedi”. Çizeri Sedat Girgin. Yazarın bir diğer kitabı “Fener Balığının Kayıp Işığı”.Çizeri Zafer Okur.Yakın dönemde yayınlana bir başka kitabı ise “Uzayda Sahibini Arayan Köpek”.Çizeri Biğkem Karavus. Göktuğ Canbaba’yı tanısanız yeraltı edebiyatından fantastiğe, yol hikayelerinden çocuk edebiyatına uzanan yazarlık yeteneklerinin altında harika bir çocuk olduğunu görebilirsiniz. Bir okur olarak içindeki o ufaklığa, samimiyetine, rahatlığına hayranım.  Valizdeki Kedi bir çocuk edebiyatı eserinden çok benim için okuduğum en iyi kitaplardan biri. Hayal gücü, verdiği mesajlar harika. Metroda çocuk kitabı okurken yüzünüzdeki gülümsemeyi anlayamayan insanlara “Ne kaçırdığını bilmiyorsunuz” bakışı atmak çok keyifli. Göktuğ Canbaba Valizdeki Kedi’de özellikle ön yargılar, sınırların bizi farklılaştırıp aldatan kolaycı ötekileştirme üzerine, beraber yol almak değil ayrılıklar için sebep bulmak üzerine yazılmış.  Şahsen bu eserin bir animasyon olmasını, hatta bir çizgi film serisi olmasını çok isterim.

Hanzade Servi

Bir diğer kitap Hanzade Servi’den “Umacı”. Çizeri Sedat Girgin. Korkuya meydan okuyan bir kitap. Çocukken yanımda olmasını isteyeceğim türden. İnsanın, bir çocuğun korkuları ile yüzleşmesi. Üzerine yürümesi ve onları nasıl yenebileceğinin yol haritası. Daha ne olsun? Kitap tanıtımında bakın neler yazıyor; “Dünyanın dört bir yanında yaramaz çocuklar en çok umacılarla korkutulmuştur. Kural böyle olunca, unutkanlığı ile nam salmış bir annenin ve sürekli kendi çocukluğundan örnekler vererek onu kötü şeylerden korumaya çalışan bir babanın sekiz yaşındaki biricik oğulları Topaç da umacıların anlatıldığı gibi korkunç yaratıklar olduğunu düşünüyordu. Taa ki bir gece ansızın dolabından fırlayan sevimli umacı Gırrgor’la tanışana kadar!…” Bayıldığımı söylemeliyim. Bizim ülkemizde bırakınız çocukluğu büyüdükten sonra bile yüzleşmekten kaçıyoruz. Sanki her şeyi ezberden yaşıyoruz. Bu da bizim için verimsiz, çekingen bir hayattan öteye gitmiyor.

Centilmen Uyku

Sıradaki kitap Burak Bayülgen’den. “Centilmen Uyku”. Çizimlerini Efecan Sezer yapmış. Bir diğer kitabı “Sina’nın Sihirli Resmi”nin çizeri ise Uran Apak. Centilmen Uyku küçük bir kitap, fakat okuduğumda “bu kadar az sayfaya böylesi bir dünya nasıl sığdırılmış?” diyerek hayranlık duymadım değil. Baştan beri söylediğim gibi hayal gücünün yeni kapılar açması, çocuğu beslemesi lazım. İşte bu kitap geniş evreni ama sıkmayan, muhteşem saflıktaki dili ile sizi bir yerden alıp bambaşka bir yere koyuyor. Tek eleştirim var, o da müzik sinema, edebiyata ait büyük bir zihni, önemli kalem olan Burak Bayülgen’in az kitap yazmış olması. Şahsen onun da içinde cücelerin dövdüğü, elflerin rünlediği bir tahta kılıcı havaya kaldırdığını, çok güzel bir çocuk olduğunu görebiliyorum.

medusaninpusulasi (1)

Altıncı kitap Gülşah Elikbank’tan “Rüya Takım Medusa’nın Pusulası” Kapak tasarımı İthaki Yayınları tarafından yapılmış. Rüya Takımı serisinin ilk kitabı. Dört maceraperest ufaklık yolları bir hazine haritasına çıkar. İstanbul’da Yerebatan Sarnıcı’na giderler ve büyü dolu bir macera başlar. Kötülük, haris duygularla mücadele ederler. İlkeler, değerler, insanı insan yapan çocukken de büyükken de işimize yarayacak vurgular yapılır. Gülşah Elikbank’ın fantastik, korku türünde de eserleri var.

Sıra çocuk edebiyatı anlamında bir duayen olan Mavisel Yener’de “Pasaklılar/Tehlikeli Maymun” keyifle okuduğum bir eserdi. Sakinlerinin pasaklı olduğu bir kentte geçiyor. Kahramanlarımız bir sürü ilginç olayla karşılaşıyor. Mavisel Yener’in çocuk edebiyatına yaptığı katkılar için ayrıca bir yazı yazmak lazım. Kendisini ve içinde gülümsemesi hiç solmayan ufaklığı takdir etmemek elde değil.

Son olarak Deniz Tarsus’tan bahsetmek istiyorum. Yukarıda kitaplarını önerdiğim yeni dönemin iyi yazarları arasında. Deniz Tarsus’un tekinsiz, korku türündeki kitapları yanında sinema ile olan bağı, çocuk edebiyatındaki yeri de çok önemli. “Babam Bir Astronot” kitabı Can Yayınları tarafından basılmış. Mor gezegene yolculuk çocuklarınız için unutulmaz bir macera olabilir.

Yukarıda da bahsettiğim gibi çizerlerimizin çocuklar için ve adına bu kitaplara bakışı, o çocuğun gözlerinden görmesi çok önemli. Özellikle takip ettiğim iki değerli çizerimiz var; Esra İlter Demirbilek ve Hande Dilek Akçam. İkisi de üretkenlikleri, çizgilerinin naifliği, sempatikliği ile beni etkiliyor. Bu iki çizerimiz nezdinde yukarıda isimlerini andığım ve bu kulvarda eser veren tüm çizerlerimizi alkışlıyorum.

Hayal gücü gerçekten özgürleştiriyor. Böylesi insanların, yazarların, çizerlerin sadece bir insan olduğunu söylemek büyük hata olur. Onlar aynı anda pek çok yerde pek çok kişi olabilen çocuksu hayal gücü hazineleri, geleceğimizi dokuyan zarif, güler yüzlü gündüz gözü düş gezginleri. Kimse “Yerli edebiyatta çocuk edebiyatı yok” dememeli. “Acaba çocuğum neleri, kimleri okuyor?” diye sormalı. Anne ve balara bu anlamda çok iş düşüyor. Ne yazık ki ülkemizde zaman ilerledikçe evlatlarımızı koruma ihtiyacı daha da büyüyor.

Kitaplardan, hayal gücünden, gelecekten dolayısıyla evlatlarımızda vazgeçmeyin.

Sevgilerimle.

 

Bir Yorum Yazın