Bu yazı her birimizin yaşadıklarından çok farklı bir şey anlatmayacak. Sürüklendiğimiz yahut yola koyulduğumuz hayatımızın ukteleri pişmanlıkları olacak. Bir çok dal içerisinde olabilir bunlar; bu yazıdaki ise futbol.

Sporların içinde “yerinde ben olsaydım”ın her türlü herkes tarafından kurulabildiği, teknik direktör,oyuncu,kaleci,hakem,taraftar,başkan vb. olunabilen dünyanın en popüler oyunu. Alt tarafı ‘oyun’ aslında! Tabi ki herkes çok yetenekliydi herkesin önü kesildi, sakatlandı,”adam”ı olmadı,”okuma”sı istendi ve sair. Ayrıca tabi ki bunların hepsi doğru! Bir de çevremizden de bunları
duyduysak,gördükleri en ‘yetenekli’ isek çok çok daha doğru. Buna inanmayı seçmek,aksini görmezden gelmek,yerimizde olanları beğenmemek en doğal hak gibi gelir.

Onyedi’de büyük transfer yapamadık Avrupa’ya evet. Hocalar bize takmıştı evet.”Kendine iyi bak” “Görüşürüz demekten ibaretti. Yanlışlarımız da oldu. Sonrası zaten çok kolay, zaman; zamanın, zamanında olmanın kıymetini mükemmel öğretiyor.

Ama bizlerde eşsiz bir durum vardı, o ‘yarattığımız anlar’,izleyen olsa da olmasa da en azından bir takım arkadaşı,bir rakip, birileri fark etmişti öyle anlarımızı kimse fark etmese dahi bizim an’larımızdı. O an-anlar geçtikten sonra anlatsak belki abartı gelir,belki hafif kalır,belki umursanmaz, umursansa rahatlatmaz. Anlatmanın hiçbir şeyi değiştirmediği durumlardandır. Birileri anlatsa da hiçbir şey değiştirmez boğazdaki düğüme dokunulması haricinde.

Dostoyevski, Beyaz Geceler’de böyle bir anlık mutluluk için bir ömür yaşanabileceğinden bahseder. Bir Ken Loach filmi olan Looking for Eric’de ise Cantona bu an sorulduğunda  “Bir pastı. Sadece bir pas.” der.

Hepimizin var böyle an’ları; oyun aşık olunacak kadar güzel,  kadar kızacak,üzülecek,kaybetmişlikte boğulacak bir durum yok, bu kadar hikaye sifonla gitmez,üzerine koyabilmek mesele. İster halı sahada olur ister mahalledeki çocukların topu bize kaçar ister torunumuzla paslaşırız. Kaybolan geçmiş,damarlarımızda dolaşsa da yeter, yine oynanır,oynayın,oynatın.