Mumsema Han, Hakan Karakaşoğlu’nun Sel Yayıncılık tarafından yayınlanan usta işi ilk romanı. Karakaşoğlu, sıradanmış gibi görünen bir hayatın yalnızlığını, saplantılı kurtuluş umudunu yalnızca on iki güne sığdırarak yoğunluğunca anlatıyor.

Karakaşoğlu ile Mumsema Han üzerine konuştuk.

Mahmutpaşa, Eminönü, Kapalı Çarşı, Tahtakale, İstiklal Caddesi, Karaköy vapur iskelesinde geçen, herkes gibi Bir Âdem’in hikâyesi Mumsema Han. Adı yokluğun, yalnızlığın adı Âdem’in. Cami avlusuna bırakılan çocuklara karakolda adet üzere konan isim: Âdem. Siz Mumsema Han yanından geçtiğimiz ama görmediğimiz, hayatlarını idame ettirme zorunluluğu ile yaşayan âdemlerden bir Âdem’i anlatıyorsunuz. Alelade, hiçbir özelliği olmayan bir kahramanın hikâyesiyle edebiyat dünyasına dâhil olmak hem heyecan verici hem de beklentileri yüksek tutmak demek. Görülüyor ki okurlar Mumsema Han’da umduklarından çok fazlasını buldular. Mumsema Han’ın serüvenini sizden dinleyebilir miyiz?

Mumsema Han’da hiç bir özelliği yokmuş gibi görünen insanların içlerinde de kocaman, karmakarışık bir âlem olduğunu anlatmaya çalıştım ve bunu, haksızlık temasıyla birleştirdim. Bir kaç sene romanın geçtiği bölgede çalıştım, Mahmutpaşa ve Kapalı Çarşı’dan insanlar tanıdım, bazılarının dert ve mutluluklarına ortak oldum. Âdem’i ve etrafındaki kişileri buralarda tanıştığım insanların arasından seçtiğimi söyleyebilirim. Eğer ortada bir başarı varsa bunun sebebi, gündüzleri kumaş satıp geceleri kurtuluş umuduyla bir kitlenin peşine takılan, bir takım işlere karışan ya da sadece hayal kuran bu insanları tanıma şansına erişmemdir.

Romanı yaklaşık bir senede tamamladım. Hayatıma kattıklarından dolayı çok mutluyum. Burada Sel Yayıncılık’ın etkisi çok fazladır. Eğer onlar yazdığım metni benim kadar sahiplenmeseydi Mumsema Han, muhtemelen bu şekilde ortaya çıkamazdı.

Son dönem romanlarında yakın tarihin acı dolu ve dokümanter anlayışa üzerinden geçilen kimi olayları edebi metinlerde olay örgüsü içinde yer buluyor. Siz de Struma gemisi faciasını Âdem’in 12 günlük hikâyesinin parçası kılıyorsunuz. Faciada ölenlerin suskunluğunu sıradan insanların duyulmayan sesine, Âdem’in tat ve koku duyularını yitirmesine ekliyorsunuz sanki. Eserinizin kurgusunun nasıl oluştuğundan bahseder misiniz?

İşe bir soruyla başladım: “Bir insan, hak etmediğini düşündüğü bir hayattan kurtulmak için ne yapar?” Bu sorunun cevabını ararken hikâye kendine kendine oluştu. Romanın kahramanı Âdem’in çevresindeki kişiler de, cevabı bulmak için kullandığım yardımcı unsurlardı.

Sanırım roman yazmak bir soru sorup onun cevabını aramak ile çok alakalı. En azından yazarken ben bu şekilde çalışıyorum. Hikâye, bulmacayı çözmeye çalışırken kendi kendine ilerleyip gelişiyor ve kitabın finaliyle birlikte sonuca ulaşıyorum. Bazı zamanlarda asıl sorudan uzaklaşıp bambaşka bir yere gitmeye başlıyor kitap, işte o zamanlarda biraz ara vermek, doğru yerlere müdahale edip yeniden yola döndürmek gerekiyor.

Struma faciasından kurtulup tek başına bir hayat kuran Sina Bey, Âdem’in iş çevresi içinde en yakın olduğu kişi, sırdaşı. Muhtemelen bu ikiliyi bu sıcaklıkla bir araya getiren şey, birinin kurtulmuş olmasıyla diğerinin kurtulma arzusuydu. Romana başlarken ufak bir ayrıntı gibi yaklaştığım olayın, kitap bittikten sonra Âdem’in yolculuğunu etkilemiş olduğunu görmek beni de gerçekten şaşırtmıştır.

Mumsema Han’daki Erhan karakteri üzerinde duralım. Konuşmuyor, onu Âdem’in gözünden görüyoruz ve romanın beklenmedik sonunu da düşününce çok önemli ve varlığı da tartışmalı bir karakter. Bu kadar güçlü bir gölge karakter fikrini romana çatma düşüncesi nasıl oluştu?

Erhan için Âdem’in vicdanı diyebilirim. Derdini anlatacak kimse bulamayan Âdem’in dipsiz kuyusu. Belli bir noktadan sonra Erhan’ın varlığının devam etme sebebi de bu ihtiyaçla ilintili.

Bazen yazarken hikâyenin elinizden alındığını ve olayların iradeniz dışında geliştiğini hissedersiniz. Belli zamanlarda siz sadece kahramanların söylediklerini yazan bir yazıcının haricinde bir şey değilsinizdir. Erhan’ın da kitaba dahil olması ve akıbeti benden çok Âdem’in kararıydı, çünkü o,sadece dinleyecek ve yaptıklarını sorgusuz kabul edecek birisine ihtiyaç duydu.Tabi Erhan’ı istediği şekle getirmenin cezasını da romanın bitişiyle başlayan yaşamında çekecekti.

Tarihi mekânlara eşlik eden esnaf tipi güncel ve hayatla, siyasetle ilişkiselliği de gayet uygun sunulmuş. Bu esnaflardan birinin Âdem’e kimsesizliğinden ötürü sahip çıkma, koruma refleksi bir tarikat/zikir ayinine uzanıyor. Eleştirilerin aksine bu bölüm romanın olay örgüsü içinde iyi işlev görüyor. Mumsema Han’ı çalışırken bu mekânlar, tipolojiler üzerine nasıl çalıştınız?

Tarihi yarımada bölgesinde bir süre çalıştım. Her gün gördüğüm insanları incelemek pek zor olmadı benim için. Herhangi bir tarikat ile bağlantım olmamasına rağmen, o dünyayı görebilme şansım da olmuştur. Zikir bölümünü yazma sebebim, Âdem’in ızdırabının ne denli derin olduğunu anlatabilmekti. Onca insanın bir olup bağlandığı kuvvet yerine hala zihninin orta yerinde Eylül’ün durması, Âdem’in kurtuluş umuduyla nasıl sarmalandığını göstermektedir.

Eylül romanda hayatını değiştirme iradesi gösteren tek karakter. Eylül’ü bir umut öğesi olarak mı düşündünüz?

Eylül, öncelikli olarak Âdem’in gözlerinde kurtuluşu gördüğü ve bu yüzden saplantılı bir biçimde sahip olmak istediği bir karakter. Kitabın sonlarına doğru göstermiş olduğu cesaret ve iradenin Âdem’i yıkma sebebi ise onu hiç düşünmemiş olmasıydı. Eylül, Âdem’in tüm umutlarını çekip aldı, mahvetti onu, bitirdi. Buna rağmen adamın saplantısı geçmedi, devam etti. Belki gerçek umut, Eylül oradayken değil, olmadığı zaman ortaya çıktı.

Romanınızda Âdem’in iç dünyasına, haksızlığa uğramışlık hissinin harekete geçirici gücüne, takıntılı bir kurtuluş umudu aşk umuduna, Eylül’e, mekânın taşıdığı yüke vurguyu hep diri tutuyorsunuz. Entrika, polisiye denilebilecek çerçeve, çaycı Süleyman, Ali ve diğer herkes her şey bu vurgu için düşünülmüş gibi. Mumsema Han’da ruhsal öğeyi derinleştirmek fikri hep başat oldu sanırım…

Evet, Mumsema Han’daki hadiseler, oradaki kişilerin olaylara verdikleri tepkiler, değişimler, yorumlamalar Âdem’in saplantılı kurtuluş umudunu kuvvetlendirmek için kullandığım unsurdandır. Yazmayı ve okumayı daha eğlenceli hale getirmek için polisiye diyebileceğimiz kısımları uygun bir şekilde romana sokmaya çalıştım.

Yeni yazın projelerinizden bahseder misiniz?

Şu anda bir dosyam yayınevinde. Tuhaf bir ikilinin yol hikâyesini yazmaya çalıştım. Adı şimdilik, “Hiçbir Yere”. Mumsema Han’daki tarzı sevenlerin bu kitabı da beğeneceklerini düşünüyorum. Bunun haricinde bir saat tamircisinin başından geçen bir kaybetme hikâyesini yazıyorum. Muhtemelen önümüzdeki yaz başına kadar bu iki kitapla uğraşacağım.

Kitabın ismi sırt ve kapakta farklı yazılmış. Sel Yayıncılık yayına hazırladığı eserlerde en özenli yayınevlerinden birisi ama yine de böyle bir hata oluşmuş. Onun dışındaki hatalar göz ardı edilebilir nitelikte. İkinci baskıyı kısa zamanda görmek dileğiyle…

Teşekkür ederim.