Rage Against The Machine’den Tom Morello, Tim Commerford, Brad Wilk. Public Enemy’den Chuck D, Cypress Hill’den B-Real ve DJ Lord.

Ve nihayet bir “Prophets Of Rage” albümü.

İlk yumruk çenemde patlıyor, ikincisi ise mide boşluğuma iniyor ki ben ne olduğunu anlayana kadar bu iyi niyetli darbeler görevini yerine getirmişe benziyor. Hafızamda oldukça yüklü bir veri akışı sağlanıyor ki kendime geldiğimde doksanlı yılların ortalarında, gövde gösterisi yapan müzik gruplarının beylik parçalarının eşliğinde pek de yabancılık çekmediğim bir mekandayım.

Bir iki parça sonra “Killing in The Name Of” başlıyor. Parmaklarımın ucunda olduğu kadar yükselip çevremi iyiden iyiye süzüyorum. Neredeyse herkesin tüyleri diken diken eden bir eşlik var parçaya.

Ardından Cypress Hill’in “Insane in The Brain” ile Public Enemy’nin “Fight The Power” parçalarını da hatırlıyorum aynı sanrının içerisinde. Taşlar yerine oturuyor, yosunlu yüzeyleri aşınarak yeni bir oluşum haline geliyor Prophets Of Rage parçaları bir araya getirirken.

Ne oldu ve nasıl mı oldu? Öncelikle en görünen sebep ve fitilin ateşlenmesi, seçim sürecinde Donald Trump karşıtı yükselen bir ses olarak tekrar yeni cümleler kurmaya başlamalarıydı. Irkçılık, eşitsizlik, ekonomik ve hukuki adaletsizlik gibi konularda çığır açan şarkılara sahip bu adamların geri dönüşleri elbette ses getirecek ve merakla takip edilecekti. Biraraya geliş süreci sonrası verilen konser performanslarından alınan keyif de filizlenen birçok eski duyguyu haklı çıkarıyordu.

İşin içinde yatan ince detay, müzik dünyasında heyecan yaratan oluşumun yeni ya da en azından geçmişlerinin üzerine birkaç tuğla koyabilecekler mi bekleyişiydi.

Hissedilen ilk özellik, Zack’ın vokallerde yer almaması Prophets of Rage’i Rage Against The Machine’den ayıran temel unsur. Durum böyle olunca da Cypress Hill ve Public Enemy cephesinin mikrofon başı mesaisi ile rap-rock türünü parlattığı görülüyor. Zaten, eğer mümkünse bu yeni denilebilecek sayfanın RATM’den ayrı okunması düşünülebilir. Ben bunu başarabildim mi derseniz, cevabım hayır olacak ki, bunu yapabilmek bariz zor bir iş.

Albümün açılışını yapan “Radical Eyes”, “Unfuck the World”, “Legalize Me” ve “Living on the 110” dörtlüsü daha ilk notadan protest tavrını masaya indirirken sorunların veya değişmesi hayali kurulan yanlışların bunca yıl geçse de aynı olduğunu ortaya koyuyorlar.

Dinlemeye devam ederken grubu meydana getiren üç sacayağını da ayrı takip etmiş dinleyicinin beğenisinin git gide artacağını düşünüyorum. “Hail to the Chief”, “Take Me Higher” ve “Strength in Numbers” tahmin edileceği üzere özellikle Trump ve gündemde sıcaklığını koruyan politika ve yaptırımlara çekmeye devam ediyor dikkatleri. Bir bakıma, bu sağlam kadronun protest kimliğiyle ilgili hiç bir form düşüklüğü olmadığı da görünüyor.

Kapanışa doğru ilerlerken, Morello’nun gitar kullanımını incelemek adına oldukça lezzetli bir parça olan “Who Owns Who” ve bir son parça olarak harareti düşürmeyip yumrukları dik tutmayı sürdüren “Smashit” tesir gücünü yukarda tutmayı başarıyor.

Dinleyici ve müzik piyasası için albümün günümüzde kendine bulacağı yer konusunda farklı görüşler olabilir. Örneğin, doksanlarda çıkacak bu denli bir proje ortalığı kırıp geçirecekken, bulunduğumuz zaman diliminde hayli normal karşılanabilir. Yine de şöyle de bir saptamada bulunulabilir ki her dönem olduğu gibi şu anda da bazı yaraları gün yüzüne döken kişilerin üretimleri, nicelik olarak azımsanacak bir kitleye ulaşıyor gibi gözükse de uzun vadede üzerine konuşulacak ender işler olarak arşiv niteliği taşıyacaklardır.

Hoş geldin yeni makine “Prophets Of Rage”