Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye göz atabilirsiniz.

ÖLMÜŞ BİR KADININ EVRAK-I METRUKESİ – GÜZİN SABRİ

Ah, ben bu zaafı onların yanında neden göstermiştim? Şimdi ne kadar utanıyorum! Ne söyleyeceğimi şaşırmıştım. Bunu ancak yine metanetimle tamir edebileceğimi düşündüm. Bu anda her şeyden, hatta kendimden bile iğreniyordum. Artık beyhude yorgunluk, bu faydasız didişmeden bıktım… Gözlerimden akan yaşlar, ruhumda yanan ateşle kurumuştu.

“Romanlarında kırılgan aşkların duygu yüklü dünyasını aksettiren Güzide Sabri’nin en önemli romanı, ilk baskısı 1905’te yapılan Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi’dir. Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, dönemin karasevda romanlarının tipik özelliklerini yansıtan bir roman olarak ön plana çıkar.”
Necati Tonga

Güzide Sabri’nin yazıldığı günden beri sevilerek okunmuş, iki defa filme alınmış kült romanı Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi, sonraki yıllarda yazılmış birçok aşk romanını da etkilemiş, öncü bir eser.

YAKINLAŞMALAR – STEVEN ERIKSON

Yakınlaşmalar, “Eğer insanın insana (ve doğaya) ettikleri bir son bulsaydı ne olurdu?” sorusunun peşinden kışkırtıcı, muzip ve ufuk açan bir tarzda ilerliyor. Yazar, günümüz toplumundan tanıdık simaların; devlet başkanlarının, medya patronlarının, endüstri liderlerinin göklerden gelen müdahale ile ellerindeki iktidarı kaybetmeleri karşısında bocalayışlarını mizahi bir dille resmediyor. Gezegenin her bir ucundan sıradan vatandaşlarsa ellerine geçen bu yeni özgürlükle ne yapacaklarını tartışıyorlar. Acaba insanlık eski bayağı hallerine dönüp kendini yok mu edecek, yoksa el ele verip evreni mi keşfedecek? Seçim bizim…

SARI ODANIN ESRARI – GASTON LEROUX

Sarı Odanın Esrarı, kilitli oda ya da imkânsız suç gizemi olarak anılan türün ilk örneklerinden biridir. Dedektif kurgunun bu alttürü, suçlunun hiçbir çıkışı olmayan kilitli bir odada sırra kadem bastığı; görünüşe göre imkânsız ve karmaşık bir suça işaret eder. Bu suçu soruşturanların gözle görünenin ardına bakıp muammayı çözmeleri gerekir. Leroux, 1907’de L’Illustration dergisinde tefrika edildikten sonra 1908’de yayımlanan romanında bizi acar dedektif Joseph Rouletabille ile tanıştırır. Esrarlı olayları çözme becerisiyle tanınan Rouletabille, aynı zamanda romanın anlatıcısı olan arkadaşı avukat Sainclair ile birlikte esrarengiz bir saldırıyı aydınlatmak üzere Glandier şatosuna gelir. Şato ünlü biliminsanı Profesör Stangerson’a aittir ve söz konusu saldırıya profesörün kızı Mathilde Stangerson hedef olmuştur.

Leroux’nun büyük başarı kazanan Sarı Odanın Esrarı romanı sürrealistlere ilham verirken, Fransız edebiyatçı ve sinemacı Jean Cocteau’nun da övgüsünü kazanmıştı.

KAZDAĞLARI ÖYKÜLERİ – AMELİH ŞANLI

“Eğer ekolojik bir yaşama arzu duyuyorsanız, ekip biçmekten, özde bir yaşamdan bahsediyorsanız; sevmekten, kabulden, birlikten ve toprakta bitmiş özgür gönüllerden öğreneceğiniz kocaman bir dünyadan bahsediyorsunuz.”

Bu kocaman dünyadan ve birbirine bağlı hikâyelerden oluşan Kazdağları Öyküleri, Bayramiç’in sıcak iklimini bir ılık rüzgârla taşıyor bizlere. Kalplerimizi yeniden Anadolu insanının cömertliği, dürüstlüğü ve misafirperverliği ile dolduruyor. İnsanın doğanın ayrılmaz bir parçası, bir bütünün iki penceresi olduğunu anlatıyor. Köylülerin yöresel ağız özellikleri ile kahvehanelerde, şenliklerde, günlük sohbetlerde konuştukları tüm konular insanlığın dili haline geliyor.

Ekolojik mimarlık ve tasarım gibi konularda yayınlanmış iki eseri de büyük beğeni toplayan Melih Aşanlı, bu kez bizleri kurgu ile gerçeğin birleşiminden meydana getirdiği edebiyat dünyasına taşıyor. Hüzünlerin, mutlulukların, insana ait tüm duyguların şeffaf bir gerçeklikle aktarıldığı bu eseri şen bir köyün Arnavut kaldırımlarında yürüme huzuru ile okuyacaksınız

PARLAK YILDIZLARDIK O ZAMAN – KOLEKTİF

“Postmodernizm rüzgârının şiddetli esintisinde modernizm zaten sıklıkla eleştirilmekteyken Meral Özbek’in yazdıklarında yeni olan, modernitenin açtığı imkânları da gösterebilmesiydi. Böylelikle modernite havada süzülen, sadece kavramlarla bezenmiş bir mega kavram olmaktan çıkıp, yeniden yere, bizlerin dünyasına inmiş ve daha da önemlisi, ‘Kimin yaşamı?’ (öyle ise ‘Kimin sosyolojisi?’) sorusunu bir kez daha ve kuvvetle gündeme sokmuştu. İngiliz Kültürel Çalışmalar geleneğinden beslenen bu bakış kültürün politik bir mücadele alanı olarak nasıl okunabileceğini gösteriyordu. (…) Meral Özbek, kültürün politikayla ilgisini, hem de diri ve dinamik bir politik kamusal alan olarak nasıl yeniden kurulabileceğini hatırlatır. ”

Tülin Ural

Türkiye’de kültür incelemelerinin gelişmesinde, özellikle popüler kültürün sosyal teorinin “muteber” bir konusu haline gelmesinde öncü rol oynayan Meral Özbek’e armağan olarak hazırlanan bir derleme Parlak Yıldızlardık O Zaman. Sinemadan edebiyata uzanan yazılar, gündelik hayatın içindeki sınıf mücadelelerinin, toplumsal cinsiyet meselelerinin, insan varoluşunun canlı görünümlerini sunuyor.

“Erkeklik Sözleşmesi”ni şarkıcı Bergen’in çilesi üzerinden çözümlemek, sinemadaki öğretmen tiplemelerinin bize anlattığına bakmak, edebiyat ve sinema yapıtlarında belleğin, duyguların renklerini ayırt etmek, kadınlık deneyimlerinin ve imgelerinin seyrini izlemek… geniş ve açık bir okuma ufku sunuyor. Nilgün Abisel, Umut Tümay Arslan, Narin Bağdatlı, Hülya Bulut, Aylin Sayın Gönenç, Sibel Kır, Eser Köker, Feryal Saygılıgil, Seval Şahin, Bahadır Vural, Egemen Yılgür ve Levent Yılmazok’un katkılarıyla.

SESİNİ BİRAZ AÇABİLİR MİYİM? – SERBÜLENT ŞENGÜN

Serbülent Şengün, çocukluğunu 1980’li yıllarda geçiren birçok yaşıtı gibi Amerika ve Sovyetler Birliği arasında iki kutba bölünmüş bir dünyada doğan, zamanla bu kutuplardan birinin ortadan kalkıp dünyanın “küreselleşmesine” tanık olan biri. Onu yaşıtlarından farklı kılan önemli bir özelliğiyse çocukluğundan lise döneminin sonuna kadar dört ülke, altı şehir, yedi okul değiştirmiş olması: Stockholm, Ankara, Tel-Aviv, İstanbul, Gümülcine, Nürnberg. Birbirinden farklı birçok kültürle ve yaşam biçimiyle hemhal olan Şengün, küreselleşme öncesindeki dünyanın hikâyesini dönemin saç modelleri, giyim kuşam modaları, film ve dizileri, kahramanları, popüler eşyaları, spor etkinlikleri ve esas olarak bir tür müzikal tanıklık üzerinden aktarıyor.

Sesini Biraz Açabilir miyim? sadece çocukluğun ve ergenliğin renkli, neşeli, yer yer hüzünlü dünyasını aktarmakla kalmıyor okuru keyifli bir dünya tarihi yolculuğuna da davet ediyor.

Üstelik karekodlar sayesinde, kitabı okurken dinleyebileceğiniz zengin bir müzikli yolculuk eşliğinde.