Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

AY’DAKİ İLK İNSANLAR-H.G. WELLS KİTAPLIĞI – H. G. WELLS

H. G. Wells’in “fantastik hikâyelerinden” saydığı, 1901 yılında yayımlandığında C. S. Lewis’i derinden etkileyen Ay’daki İlk İnsanlar, yerçekimini tersine çeviren bir maddeyi keşfettikten sonra Ay’a seyahat eden iki karakterin maceralarını anlatıyor.

Ticari çabaları hüsranla sonuçlanan Bedford eksantrik biliminsanı Cavor’la tanıştığında bu sohbetin onu Ay’a kadar götüreceğini elbette düşünmez, aklı fikri para kazanmaktadır. Fakat Cavor yepyeni bir maddenin keşfinden bahsedince, Cavor dikkat kesilir. Bu uyumsuz ikili Cavorite ismini verdikleri madde sayesinde Ay’a gidip orada bambaşka bir medeniyetle, Selenlilerle karşılaşacaklardır.

Günümüzden bakınca bazı öğeleri gerçekten “fantastik” olsa da H. G. Wells, Ay’daki İlk İnsanlar’da hem eğleniyor hem de iştahı hiç kesilmeyen sermaye ve toplum mühendisliğinin sonuçları gibi konuları irdeliyor.

“Wells bir biliminsanı olarak kurgu eserler kaleme alan kayda değer ilk yazardı, on dokuzuncu yüzyılın bilimsel devriminin aydınlanmalarına ve sonuçlarına heyecanla ya da kayıtsızlıkla ya da korkuyla dışarıdan bakan biri değil bilimin içindendi. Percy Shelley bilimin açığa çıkardığı güzelliği, Mary Shelley ahlaki belirsizliği, Jules Verne bitmek bilmeyen teknolojik bir koşuyu görmüştü ama Wells bilimin gözlerinden bakıyordu.”

Ursula K. Le Guin

Ursula K. Le Guin’in sonsözüyle

Claude A. Shepperson’ın resimleriyle 

MARY VENTURA VE DOKUZUNCU KRALLIK – SYLVİA PLATH

Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık

İlk defa 2019’da yayımlanan, Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık, Sylvia Plath’ın 1952’de Smith College’da öğrenciyken yazdığı bir uzun öykü.

Kendi tanımlamasıyla “anlaşılması güç, sembolik bir öykü” dediği metnini yayımlaması için, bir süre önce ödül kazandığı, Mademoiselle dergisine göndermiş ancak öykü kabul edilmemişti.

Bu hikâyeyi yazdıktan sonra Plath, ertesi yaz ilk kez intihar girişiminde bulunur. Dolayısıyla bugün “intihar alegorisi” ile okunduğunda metnin bütün karanlığı ve tekinsizliği daha iyi anlaşılacaktır.

Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık, derginin reddettiği ilk, özgün ve en zengin versiyonuyla ilk defa okurla buluşuyor. 

BECKETT – DIDIER ANZIEU

Beckett

Samuel Beckett pek tanınmayan İrlandalı bir yazarken, Wilfred R. Bion’la Londra’da gerçekleştirdiği bir psikanaliz tedavisinden yıllar sonra yirminci yüzyılın en büyük yazarlarından, Bion da psikanalizin en özgün kuramcılarından biri olacaktı.

Yaratıcı sürece ilgi duyan psikanalist Didier Anzieu, bu tedavinin seyrini, girdiği çıkmazı, bir otoanaliz biçiminde yeniden ele alınışını ve bu aşamanın hem yazar üzerindeki tedavi edici etkisini hem de yazarda edebi açıdan nasıl bir verimliliğe yol açtığını anlatıyor.

Anzieu’nün kitabı denemeden, klinik gözlemden, seyir defterinden ve biyografiden izler taşıyor. Yazar yeri geldiğinde, hakkında yazdığı yazara da öykünüyor, onun üslubunu yakalamaya çalışıyor. Bazen okumanın, bazen de yazının bir savunusuna girişiyor.

Neredeyse kırk yıl boyunca büyüsüne kapıldığı yazar hakkında kitap yazan bir psikanalistin bu sıradışı okuma, yorumlama ve yazma günlüğünün edebiyat, psikanaliz ve yazmakla ilgilenen okurların ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

BUGÜNÜN CADILARI/KADINLARIN YENİLMEZ GÜCÜ – MONA CHOLLET

Bugünün Cadıları-Kadınların Yenilmez Gücü

Yüzyıllar önce cadılıkla suçlanıp öldürülen kadınlara uygulanan muamele bugün farklı biçimlerde, sistemleşmiş ve doğallaşmış halde devam ediyor. O zamanlardan itibaren, önce şiddet yoluyla ve sonra ideal ev kadını modelinin inşasıyla dayatılan model, kadınları doğurganlık üzerine temellenen rollere hapsetti, çalışma yaşamından kopardı. Bu model, kadınların kimliklerini yok etti, zayıflattı, özgürlüklerini ellerinden aldı. Kadınlar birbirleriyle rekabete sokuldu, “ideal kadının” temsilcisi olmaya zorlandı. Bunlara başkaldıranlar en ağır biçimde cezalandırıldılar; ya toplumdan dışlandılar ya da bir erkeğin elinde can verdiler.

Bağımsızlığı ve kendini gerçekleştirmeyi; bekâr kalmak, çocuk sahibi olmak veya olmamak gibi kararlarını özgürce dile getirebilmeyi; türlü biçimlerde süren gençlik, güzellik dayatmasına karşı olgunluğun ve tecrübenin emaresi olarak saçlarının beyazlamasını gururla izlemeyi seçen kadınlar işte bugünün cadıları… 

Ataerkil düzen sadece “fıtratına” karşı gelen, sivrilen kadınları değil, bu sistemi farkına dahi varmadan içselleştirmiş kadınları da hedef tahtasına koyuyor; hatta belki onları daha fazla… Mona Chollet Bugünün Cadıları’nda cadılık yaftasını sahipleniyor. Tüm bu hikâyeyi popüler kültürden ve günümüz dünyasından verdiği örneklerle cüretkâr bir şekilde dillendirerek tabuları yerle bir ediyor, feminist olsun olmasın tüm kadınlara sesleniyor “Cadıların fısıltılarının bizi yönlendirdiği yolu takip edip düşünce dünyamızı ve hayal gücümüzü serbest bıraktığımızda büyük bir coşku bizi bekliyor olacak: cesaretin, isyanın, hayatı olumlamanın, otoriteye kafa tutmanın vereceği coşku.”

SİSLER İÇİNDEKİ LUT – HOPE MIRRLEES

Sisler İçindeki Lut-Unutulmuş Fantastik Klasikler

Woolf’un yazdığı bir mektupta “ne yaptığını bilen biridir o – hercai, titiz, fazlasıyla eğitimli ve güzel giyimli,” diye tanımladığı, şair, çevirmen ve romancı Hope Mirrlees aynı zamanda T. S. Eliot, André Gide, Katherine Mansfield, Bertrand Russell, William Butler Yeats ve Gertrude Stein gibi efsanevi figürlerle de yakın arkadaştı. Yazarın hem bir peri masalı hem bir dedektif hikâyesi olarak okunabilecek macerası Sisler İçindeki Lut’un kıymeti yıllar geçtikçe daha da arttı, Neil Gaiman, Elizabeth Hand ve Tim Powers gibi yazarlar da dahil olmak üzere fantazi edebiyatının birçok ismini etkiledi.

Dapple ile Dawl isimli iki nehrin birleştiği noktadaki bir rıhtım kasabası olan SislerİçindekiLut, Dorimare’in başkentidir. Dapple kaynağı, SislerİçindekiLut’un batısındaki Periler Diyarı’ndadır. Dük Aubrey’nin zamanında perilere hoş bakılır, peri meyvesi de halk tarafından sevilirdi. Ancak Dük, Dorimare’den sürülünce, peri meyvesi suç olarak kabul edildi ve Periler Diyarı’na dair her şey yasaklandı. Kasabanın yeni valisi Nathaniel Chanticleer, peri meyvesinden yediği düşünülen oğlunu kurtarmak için hem birçok gizemi çözmek zorunda kalacak hem de halkı için elinden geleni yapacaktı. Sisler İçindeki Lut, sınırların ötesinden korkma diyor, düşmanlık gelir geçer. Fakat kanun, dokunabildiği şeyleri yürekten sever, mesela kan lekeli bir bıçak ve bu tür şeyler.

“Yirminci yüzyılın en güzel, esaslı, müthiş ve haksızca unutulmuş romanı… küçük, altından bir mucize.”

-Neil Gaiman

“Hem Shakespeare’e yakışır bir trajikomedi, hem bir cinayet soruşturması hem de çok katmanlı bir alegori, üstelik harika bir hikâye.”

-Mary Gentle