Boğaç Gökmen

2019’un son düzlüğünde, Kasım ayının başlarında hızır gibi yetişti Razor Inc.’in ilk albümü.

Hammer Müzik etiketiyle piyasaya sürülen “The Road” isimli albüm, bir rock topluluğunun zaman zaman dikenli çoğu defa da keyifli yolculuğunun arka planını kulaklarımıza iliştiriyor itinayla.

2019’un en’lerine göz atıp tekrar kulak verirken, “The Road”un da hakkını vermek gerekecekti ki elbette, önümüzdeki dönemde de defalarca dönecekler saflarına yerleştirmek önemle arz ediyor albümü.

Beyoğlu’nun sabaha bağlanan gecelerine tanık olan rock meczupları Razor’un sahne kudretine de aşinadır kuşkusuz. Onca yıllık cover tecrübesini arkalarına alıp, kendi şarkılarını çalıp söyleyen bir ekip olmaya evrildiklerinde isimlerini de ayırt edici bir “Inc.” takısıyla güncellediler.

Esasen, 2017 yılında fitili ateşlenen ‘Laneth Bir Gece’lerin ilkinden başlayan takdireşayan Dr. Skull yorumlarıyla doktora ünvanına da hak kazanmışlardı. Artık sıra kendi albümlerine gelmişti ki bu haber en çok da o sabahı bulan gecelerde onları yalnız bırakmayan sadık seyirciyi sevindirmişti. Yani tüm bu yolun tanığı, yoldaşı olanları.

Vokal ve ritim gitarda Başer Çelebi, bas gitarda Yetkin Taşkın, solo gitarda Bora İnce ve davulda Berkay Yıldırım’ın hayat verdiği ekip, sahne tecrübesinin kattığı ahenk ile tabanca gibi çalan mahir ellerden oluşuyor. Metal evreninin tüm alt türlerine uzanan oradan da Grunge renklerine bürünen repertuvarlarının lezzeti, beste yapılarına dolayısıyla da albümün iliklerine işlemiş.

İkisi Türkçe on şarkının yer aldığı “The Road”, en klişe söylemle asıl mevzunun ulaşılacak hedeften ziyade gidilen yolda olduğunun altını çiziyor. Kişi yolda öğrenir, yolda keşfeder, yolda tanır kendini ve hayatı.

Bu müzik tutkunu adamların da ilerledikleri yolun her kilometresinde hem müzisyenliklerini hem de kendilerini keşfetmeyi sürdürdükleri aşikâr.

Açılış şarkısı “Long Road” ile yola çıkıyor albüm. Ateşi, dumanı, harareti en baştan körüklüyorlar ki sıfırdan yüz kilometreye çıkış süresiyle sınıf atlayacağı belli oluyor albümün. Akılda kalıcı oturaklı riffleri ve tatlı sert yapısıyla albümün duygusal çizgisini belirleyen şarkı, dinleyiciyi usulünce içeri buyur ediyor. “Learn to Fall” ile yol genişliyor, giderek manzara belirginleşiyor. Akla gelen ilk şey grubun metal, hard-rock ve grunge evrenini ustalıkla harmanladığı oluyor. Örneğin, “Lighthouse” ne kadar hard-rock coşkulu katmanlarıyla albüme ışık tutuyorsa ardından gelen “Hearts of Stone” da bir o kadar grunge bölgesinin akustik lisanına açılan progresif arka sokaklarının içine çekiyor dinleyiciyi.

Grubun önceki gitarcısı Barış Dai’nin yer aldığı “Concrete” kapıları doksanlar Seattle sounduna sonuna kadar açarken Başer’in mikrofon başı hissiyatı, Eddie Vedder göndermeli renklere bürünüyor. Albümün, Türkçe şarkılarından “Yaşıyorsun”, bütünün hâkim atmosferine kendi soluğunu katmasının yanında nakarata yaklaştıkça yükselen tansiyonuyla konserlerin gözde şarkılardan biri olacağını gösteriyor.

Bir diğer Türkçe şarkı “Nerede Düşlerin”, biraz İskandinav karanlığını biraz da doksanlar Mavi Sakal içtenliğini hakkıyla dengelerken, yolculuğun dokunaklı kısmını işaret ediyor, belki de birçoğumuzun sorguladığı bazı özel detaylara dokunarak. Ardından, doktora ünvanına hak kazandıkları Dr. Skull’dan “Little Beach” yorumu geliyor ki bu işin hakkını verdiklerinin kanıtını şarkının sahipleri tarafından sarfedilen övgü dolu sözlerde de buluyoruz.

“Stronger”, gücü, kuvveti yerinde, muhtaç olduğu kudreti sert müziğin derinliklerinden çıkaran bir grubun haykırışını barındırıyor. “Days That Passed” ise albümün gizli favorisi olarak son dönemeçte kıskıvrak yakalıyor. Uzun süreli akustik döngüsü, nakaratta yükselerek zirve yapan eşlik duygusuyla, oturduğu yerden kaldıran bir meydan okumayı aktarıyor.

Kapanışı “Sand” ile yapıyoruz. Ama ne kapanış, albümün en dokunaklı anlarını yaşamaya hazır olun. Son düzlükte hayli derin bir soluk çekip, ciğerler patlayasıya derinlerine dalıyoruz şarkının ve tabii ki bunca yolu katettiğimiz albümün.  

Birçok göz alıcı renk itinayla seçilerek, katmanlar arasında ince işçilikler kullanılarak inşa edilen, ayakları yere sağlam basan, farklı türleri aynı anda kucaklayan kuvvetli bir metal albümü selamlıyor bizi. Tecrübe filtresinden geçen kısımlarıyla, beslendiği müzik sahnesinde kendi kimliğini bulan, dinledikçe yola ortak eden şarkılar bunlar.

Bahsi geçen, grubun geniş repertuvar kodlarının albümün şifrelerini oluşturması durumu ise hem keyifli hem teknik hem de derin ve duygu yoğun bir dinleme süreci yaşatıyor ki bu noktadan sonra dinleyiciye de Razor Inc.’in hakkını teslim etmek kalacaktır.

Bundan sonra en merak edilecek husus, bir bakıma da temenni ise şu olacaktır, ara fazla açılmadan bu yolun devamının gelmesi.

Kapak Fotoğrafı: Adem Akçay