Bülent Şenver ile Gençlere Mektuplar kitabı odağında yapmış olduğum söyleşi gençlere sırtımızı döndüğümüz, görmezden geldiğimiz, ülkemizde her on yılda bir görülen ekonomik kriz sürelerinin artık daha da kısaldığı, pandemi sürecinin tüm belirsizliklerinin artarak devam ettiği böylesine zor bir süreçte tünelin ucunda her şeye rağmen ışık var, -olmalı- hissiyatıyla yapıldı. Ülke ekonomisinin kalbinin attığı, yeni düşüncelerinin üretildiği ve şekil aldığı, nabız atışlarının alınan nitelikli kararla ivmeler kazandığı önemli kurumlarında hizmetleri olan Bülent Şenver ile gerçekleştirilen bu söyleşi bizlere tecrübeyle sabitlenecek şekliyle çok şey söylemekte.  Neler oldu, nereden nereye nasıl bu şekilde geldik sorularının da cevabı  niteliği taşıyan böylesine kapsamlı bir söyleşiyi ve tabii ki Gençlere Mektuplar kitabını özellikle bu dönemde okumanız dileğiyle.

Buyurun lütfen.

Aynur Kulak: Darüşşafaka Lisesi’ni bitirdikten sonra Robert Koleji Yüksekokulu’nun Business Administration Bölümü’ne giriyorsunuz. En baştan itibaren finans sektörü, para yönetimi, bankacılık, iş dünyası  vb alanlarda eğitimler aldığınıza bakarak ne istediğini bilen, buna göre yolunu belirleyen biri diyebilir miyiz sizin için? Genelde aileler, gelecek kaygısı adına çocuklarının tam da sizin gibi bir eğitim almasını ister hep. Böyle bir faktör de oldu mu hayatınızda?

Bülent Şenver: Babam ben 6 yaşındayken vefat etmiş. Ben beşinci sınıfı bitirdiğimde rahmetli Meryem halam “Bu yetim evladımızı Darüşşafaka imtihanına sokalım. Kazanırsa orada okusun” demiş. O tarihte ne benim ne de annemin Darüşşafaka’dan haberimiz yoktu. Kısmet işte, halamın öngörüsü ve ilgisi sonucu okulun imtihanına girdim ve kazandım. Darüşşafaka ailesine katıldım.  İyi ki katılmışım. İyi bir eğitim, güzel bir İngilizce, disiplinli çalışma ve etik değerlere sahip çıkmak gibi özellikleri bu değerli aile içinde elde ettim. Robert Kolej Yüksek okulu Darüşşafaka mezunlarına o tarihlerde özel bir kontenjan ayırıyordu. Liseyi bitirince Robert Kolej imtihanına girdim.  Kazandım. Üniversite son sınıfta bir gün ders çıkışında koridorda asılı panoda bir ilan gördüm. “Arthur Andersen şirketi Londra ofisinde görevlendirmek için okulumuzdan mezun olan altı kişiyi seçmek için okula gelecek. Adaylar Profesör Arman Manukyan hocaya isimlerini yazdırabilirler”. Yazıyı okur okumaz hemen koştum adımı yazdırdım. Üç ay sonra Londra’dan İngiliz ekip okula geldi. Adaylarla görüşmeler yaptı. Beni beğenmişler. Bana iş teklif ettiler. Kabul ettim ve diplomamı alır almaz Londra Arthur Andersen ofisine çalışmaya gittim.  Arthur Andersen şirketinde bağımsız dış denetçi olarak on bir yıl çalıştım. Bankacılık uzmanı oldum. Bir bankadan teklif geldi.  Gelen genel müdür yardımcılığı görevini kabul ettim. Üç yıl sonra da Mehmet Emin Karamehmet bana banka genel müdürü olmam için teklifte bulundu. Kabul ettim ve bankanın genel müdürü oldum. Sözün özü hem eğitim hem de iş hayatımda önüme çıkan fırsatları değerlendirmesini bildim. Bana verilen sorumlulukları her zaman en iyi şekilde yerine getirdim. Çok çalıştım. Her yaptığım işi sevdim ve önemsedim. Şans kapıları açılınca da kapıdan içeri girmesini becerdim. Allah bana yardım etti, bugüne kadar hep iyi ve doğru işler yapmayı başardım.

A.K: Gençlere Mektuplar kitabınız kapsamlı bir içerikle yayınlandı. Seçtikleri mesleklerde hayata yeni atılan gençler için ayrıntılı öneriler, yaşanmış tecrübelerden yola çıkılarak anlatılan detaylar, önemli iş adamlarının gençlere tavsiyelerinden oluşan mektuplar… Böyle bir kitabı neden yazmak istediniz? Bir tür miras diyebilir miyiz Gençlere Mektuplar için?

B.Ş:  Evet bir tür miras diyebiliriz. Hayatta tecrübeler kolay kazanılmıyor. Kazandığınız her tecrübenin bir bedeli oluyor. Dünyada şartlar çok çabuk değişse de yaşanan tecrübelerin ana fikirleri ve özü pek değişmiyor. Bu nedenle kazandığım tecrübelerin ana fikirlerini, özünü gençlerle paylaşmak istedim. Benim yaşadıklarımı öğrenmek için onlar benim çektiğim eziyetleri çekmesinler istedim. Benim bir sloganım var; “Tecrübeleriniz ve Birikimleriniz Toprak Olmasın” diye. Rahmetli Üzeyir Garih , “İnsanlar ölünce yanlarında hiçbir şey götürmezler, her şeyi bu dünyada bırakırlar derler. Bu doğru değildir. Tecrübelerini ve bilgi birikimlerini beraberinde götürüyorlar” derdi. İşte onun bu tespiti hepimizin kulağına küpe olmalı. Tecrübelerimizin ve birikimlerimizin toprak olmaması için bu dünyadan ayrılmadan onları gençler ile paylaşmalıyız.

A.K: Tam da bu noktada kitapta da yer verdiğiniz Kuzit Analiz’inden bahseder misiniz biraz?

B.Ş: Gençlere Mektup kitabımın içinde bahsettiğim KUZİT Analizi şirketlerin ve yöneticilerin yapması gereken önemli bir analizdir. İster şirket için isterse kendiniz için KUZİT Analizi yaptığınızda aşağıdaki soruların cevaplarını bulmaya çalışırsınız:

  • Benim kuvvetli olduğum noktalar nelerdir? (KU)
  • Benim zayıf olduğum noktalar nelerdir? (Z)
  • Beni bekleyen imkanlar nelerdir? (İ)
  • Beni tehdit edebilecek şeyler nelerdir? (T)
     

Aslında KUZİT Analizi bir öz değerlendirmedir. Şirketin veya bireyin kendisini tanıması çalışmasıdır. Bu değerlendirmeyi kendiniz yaptıktan sonra bu soruları güvendiğiniz başkalarına da sormanızda fayda vardır. Bazen insanlar kendi kuvvetli veya zayıf noktalarını göremeyebilir. Kendisini bekleyen imkanlar hemen yanı başlarında dururken bunlar göremeyebilirler. Bu nedenle tecrübesine ve samimiyetine inandığı kişilerin kendisi ile ilgili görüşlerini öğrenmesi değerli olur. Hangi konularda kuvvetliyseniz ve kabiliyetleriniz varsa o konulara uygun işler ve uğraşlar seçerseniz başarılı olursunuz. Zayıf noktalarınızı kuvvetlendirmek için çalışmalar yapabilirsiniz. Bazılarını daha iyi duruma getirebilirsiniz. Ancak bazı zayıf noktalarınız ise üzerinize yapışmış gibi onlardan bir türlü kurtulamazsınız. Bu durumda sizin zayıf olduğunuz becerileri isteyen işlerden ve konulardan uzak durun. Sizi bekleyen imkanları görebilirseniz bu imkanlardan yararlanmak için çaba sarf edersiniz. Başarıyı eninde sonunda yakalarsınız.

A.K: 1987 yılından 1993 yılına kadar Pamukbank T.A.Ş’nin Genel Müdürlüğü’nü yaptınız ve bu süreçte bankacılık hizmetleri adına elektronik bankacılık uygulamalarını başlatarak resimli kredi kartından, telefon bankacılığına, kredili mevduattan, sigortalı mevduata ve konut kredisine birçok ürün ve hizmete birçok ilkte imzalarınız var. Aradan geçen bunca yıldan sonra uygulamaya soktuğunuz bu yenilikler hem sektör adına hem halkın katılımlarına ve kullanımlarına baktığınızda ne drece başarılı oldu? Her bir vizyon tam anlamıyla gerçekleştirilebildi diyebilir misiniz?

B.Ş: Benim banka genel müdürü olarak görev yaptığım yıllarda Türkiye’de “Bireysel Bankacılık” yeni başlamıştı. Bugün kullanılan bireysel bankacılık ürün ve hizmetlerinin temellerini o yıllarda attık. “Genç Pamukbank İyi Bankadır” sloganı ile birçok yeniliği ve ilk uygulamaları Türk bankacılık sistemine getirme ve uygulama şansına kavuştuk. Benimle birlikte çalışmış olan birçok yönetici şimdi diğer bankaların tepe yönetimde görev yapıyorlar. Teknoloji değiştikçe, geliştikçe ve yeni teknoloji imkanları ortaya çıktıkça bizlerin o dönemde yarattığı ürün ve hizmetler bu yeni teknolojiye adapte ediliyor. Örneğin o dönemde kredi kartı sahibini tanımak için kart üzerine kişinin fotoğrafını koyup Türkiye’nin ilk “Fotoğraflı Banka Kartını” yaratmıştık.  Daha sonra teknoloji gelişti chip&pin çıktı ve kart sahibini tanımak için kişiler özel digital şifrelerini kullanmaya başladı. Bu yeni gelişme ile kart üzerine kişi fotoğrafı koyma ihtiyacı da ortadan kalktı.

A.K Kitap içerisinde Türkiye’nin önemli iş adamları gençlere hitap ederek mektuplar kaleme almışlar. Kitap fikri aklınızda oluşurken, baştan beri yani, yapmak istediğiniz şeyler arasında mıydı bu mektuplar yoksa kendiliğinden mi gelişti?

B.Ş: Gençlerle tecrübelerimi ve birikimlerini paylaşmak için bu kitabı yazmaya başladığımda kitabın adını “Gençlere Mektup” olarak düşünmüştüm. Kitap bitmeden tanıdığım diğer iş insanlarının da başarı sırlarını paylaşmak istediği oluştu bende. Bunun kolay olmayacağını biliyordum. Kitabın yayınını geciktireceğinin farkındaydım. Ancak gençlerin sadece benim görüşlerimi değil diğer iş insanlarının da görüşlerini öğrenmesi çok değerli olduğu için kitabın adını değiştirdik. “Gençlere Mektuplar” yaptık. Ben de tanığım kişilerden başarı sırlarını benimle paylaşmalarını istedim. Benden başka 78 kişinin tecrübeleri gençlere sunuldu.  Böylece “Gençlere Mektuplar” kitabı doğmuş oldu.   

A.K: Finans sektöründe aktif çalışma hayatınızı bıraktıktan sonra gençler için Etik Değerler Merkezi’ni kurdunuz. Daha sonra Herkese Kitap Vakfı’nın kuruluşuna öncülük ettiniz. Bu kuruluşların amaçlarını, faaliyetlerini, hali hazırda bulundukları noktayı anlatır mısınız?

B.Ş: Türkiye’de gençlerde etik anlayışı bilincini  oluşturmak ve geliştirmek için Etik Değerler Merkezi Derneğini kurdum. EDMER’in Kurucu Onursal Genel Başkanı olarak yaptığımız çalışmalar beni heyecanlandırıyor. Yaptığımız iki önemli proje var. Birincisi ELA Etik Lider Akademisi oluşumu. Her dönem yılda iki kez sekiz üniversitede gençlere etik anlayışı bilincini aşılamak için bir sertifika programı düzenliyoruz. Gönüllü iş insanları öğrencilere iş hayatında etik uygulamaları , sorunları ve çözümlerini anlatan eğitimler veriyor. Programı başarıyla tamamlayan gençlere özel bir tören ile Etik Lider Akademisi Diploması veriyoruz. Şimdiye kadar 1832 ELA mezunumuz oldu. Bu uygulamamızı diğer üniversitelere de yaymayı hedefliyoruz. İkinci önemli projemiz ise ETİKA projemiz. Her yıl etik değerlere önem veren şirketleri belirleyip gençler adına onlara teşekkür etmek için onları ödüllendiriyoruz. ETİKA 2019 çalışmamız sonucunda 24 şirket ETİKA Türkiye Etik Ödülünü almaya hak kazandı. Bu yıl Covid19 olduğundan salonda ETİKA ödül töreni yapamadık. Türkiye Etik Ödülünü almaya hak kazanan şirketleri kutlamak için Kurucu Onursal Genel Başkan olarak ben bir digital video mesajı hazırladım. Kutlamayı digital ortamda yapmış olduk.

Herkese Kitap Vakfı ise Türkiye’de kitap okumayı sevdirmek, yaygınlaştırmak ve ihtiyaç sahiplerine kitap iletmek için çalışmalar yapıyor. Okullara ve cezaevlerine kitap gönderiyoruz. Türkiye yeteri kadar kitap okumuyor. Evde çocuklarına kitap okuyan anne ve baba çok az sayıda ülkemizde. Herkese her yerde kitap okutmayı amaçlayan Vakfımız her yıl Nisan ayının üçüncü pazar gününü “Kitap Hediye Günü” olarak ilan etti. Kitap Hediye Gününde insanların birbirlerine kitap hediye etmesini bir alışkanlık haline getirmelerini istiyoruz. Türkiye’de yaklaşık 18 bin köy var. Köylerdeki çocuklar okumak için kitap bekliyorlar. Kütüphanesiz köy okulu kalmasın diye ELELE “Her Köy Okuluna Bir Kütüphane” projesi başlattık. Kendi adına veya rahmetli annesi, babası adına bir köy okuluna kütüphane yaptırmak isteyenler [email protected] adresine yazarak bize bildiriyor. İstedikleri köye bin kitaplık bir kütüphane kuruyoruz. Kütüphane kapısına isim yazılı plaket asıyoruz. Yeni başladığımız bir projeyi daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Çocuklar, gençler ve yetişkinler okudukları kitaplar hakkında bilgileri yazabilsinler diye “Okuduğum Kitaplar Defteri” adıyla özel bir defter yaptırdık. Tüm D&R mağazalarında satılan bu kitap hatıra defteri kitap dostlarının kitap akıl defteri oldu. 

A.K: Ülkemiz her on yılda bir (bu süre son yıllarda daha da kısaldı) ekonomik bir dar boğazın etkisine giriyor. Bu duruma pandemi dönemi de tuz biber ekti. Tecrübelerinize dayanarak sormak istiyorum. Ekonomi, finans, reel sektörün işleyişi ve benzeri ne varsa,  bankaların tüm bu olumsuzluklara etkisi daha iyi olabilir miydi? Nereden nereye gelindi sizce?  Bundan sonrası için sektörün içinde bulunan gençlere ister bankacı, ister iş adamı, ister finansçılar olsun önemli konu başlıkları verebilir misiniz çizilmesi gereken yol haritaları ile ilgili?

B.Ş: Son yirmi yıldır ürettiğimizden çok tüketmeye ve kazandığımızdan çok harcamaya başladık. Üretim toplumu olmak yerine tüketim toplumu olduk. Bu kötü strateji nedeniyle ülkemiz birçok konuda açık vermeye başladı. Bütçe açığı. Döviz girdi-çıktı açığı, cari açık, dış ticaret açığı gibi. Açıkları kapatabilmek için ise hep birlikte daha çok borçlanmaya başladık. Başkasının parası ile hovardalık yapmaya alıştık. Taşıma su ile ülkemizin değirmenini döndürmeye çalıştık. Son on yılda Amerika, Avrupa ve komşularımız ile yaşadığımız sorunların yanı sıra ülkemizde yaşanan adalet sistemi zafiyeti, eğitim sistemi yetersizliği, gelir dağılımının bozukluğu ve siyaset mekanizmasına olan güvensizlik bizi çok yıprattı. Zor borçlanan ve pahalı faiz oranı ile borçlanan bir ülke olduk. Yabancı sermaye ülkemize gelmemeye, gelenler de geri gitmeye başladı. Bütün bu zorlukların üzerine bir de pandemi covid19  krizi eklenince işimiz daha da zorlaştı. Türk lirasının değeri düştü. İnsanların alım gücü giderek eridi. Devlet destekli para kazananlar hariç diğerlerinin yaşam şartları olumsuz etkilendi. Ülkedeki sen ben kavgasını bırakıp, her yaşanan olumsuz olayı yurt dışındakiler yaptı diyerek sorumluluk almama huyumuzu terk edip yeniden güvenilir bir ülke olmamız gerekiyor. Bunu yapacak tek güç ise gençlerimizdir.

Türkiye’nin genç etik liderlere ihtiyacı var. Her konuda, her alanda genç etik liderler yetiştirmeliyiz.

Unutmayın gençler bizim her şeyimiz, en değerli hazinemiz. Gençlerimize sahip çıkalım.

A.K: Bülent Bey son olarak; çok iyi mesleki kariyerinizden, tüm bu başarılardan, öncülüğünü yaptığınız işlerden, yurtiçi ve dışında başarılarınıza istinaden almış olduğunuz sıfatlardan sonra koltuğunuza oturup arkanıza yaslandığınızda nasıl anılmayı tercih ederdiniz?

C (8) Bu soruya cevap vermek hem çok kolay hem de çok zor. Klasik bir cevap vermek kolay. Anlamlı cevap ise zor. Ben bu soruya cevap verirken gençlerin bilemeyeceği iki kelimeyi kullanmak istiyorum. Ben koltuğuma oturup arkama yaslandığımda veya bu dünyadan ayrıldığımda insanların “Bülent Bey iyi bir insandı. Onun çok iyiliğini gördük. Hem hasenat, hem salihat yapardı” demelerini isterim. 

“Hasenat”, sonuçları kişinin kendisine dönük olan iyilikler,  “Salihat” ise sonuçları başkalarına dönük olan iyiliklerdir.