88. Akademi Ödüllerinde en iyi film ödülüne en yakın aday olarak değerlendirilen The Revenent karşısında heykelciği alarak sürpriz yapan Spotlight oldu.

Bir grup cesur gazetecinin kilise ve kiliseyi koruyan sistem karşısında mücadelelerini anlatan film, kilise eleştirisi yapan bu cesur tavrı ile en önemli sinema ödülüne layık bulundu. Spotlight’la beraber kilise/din eleştirisi yapan 5 cesur filme göz atalım.

Spotlight

2016 Oscar ödüllerinde en iyi film ödülünü kazanan film, Boston Globe’un Pulitzer Ödülü kazanan araştırmacı gazeteci ekibinin gerçek hikâyesini anlatmakta.

Yeni atanan genel yayın yönetmeni, Spotlight ekibini 30 yıl boyunca cinsel istismarda bulunmakla suçlanan yerel bir rahip hakkındaki bir makaleyi takip etmekle görevlendirir. Kurbanların avukatıyla görüşür, çocukken tacize uğramış yetişkinlerle röportaj yapar ve mühürlenmiş mahkeme kayıtlarını açtırmanın peşine düşerler. Böylece, Kilise’nin bu avcı rahipleri sistematik olarak koruyuşunun hiçbirinin hayal bile edemeyeceği ölçüde geniş çaplı olduğu anlaşılır. Kilise yetkililerinin muazzam direnişine rağmen, Globe bu dev ifşa haberini Ocak 2002’de yayınlayarak, dünyada 200’den fazla şehirde de benzer ifşaların yolunu açar.

Amen

2002 tarihinde Yönetmen Costa Gavraz tarafından çekilen Fransa, Almanya ve Romanya yapımı olan filmde hem koyu bir Hıristiyan, hem de bir SS subayı olan Gerstein, fabrika atıklarının arıtımı için orduya temin ettiği Zyklon B gazının Doğu Avrupa sınırındaki kamplarda toplu katliamlar için kullanıldığını öğrenir.

Koyu Hıristiyan yanı onu harekete geçirir, ama içinde olduğu belli bir kafa yapısını temsil eden üniforma, Gerstein’in önünü tıkar. Gavras’ın filme kattığı karakter papaz Riccardo ona yardım etmeye çalıştığında kendi üstündeki üniformanın da başka açmazlar getirdiğini fark edecektir. Costa Gavras bu filmde II. Dünya savaşındaki Nazi’lerin yaptıklarına sessiz kalan Vatikan’ı sert eleştiriyor. Tüm olanların tek sorumlusunun Naziler olmadığını; Nazilerin yaptığı her şeyi bilmelerine rağmen bunlara göz yumanların da sorumluluklar altında ezilmesi gerektiğini savunuyor.

El Club

2015 yapımı film, yönetmeni Pablo Larrain’a 65. Berlin Film Festivali’nde jüri büyük ödülünü kazandırdı.

Film Şili’nin gözlerden uzak deniz kenarındaki bir kasabasında yaşayan 4 eski rahip, emekli bir rahibenin gözetiminde bir evde inzivaya çekilmişlerdir. Ancak hepsinin geçmişinde çocuk tacizi gibi çeşit çeşit skandallar vardır. Günün birinde kurbanlardan biri olan balıkçı Sandokan’ın sırrını açığa vurması, bütün rahipleri derin bir kaygıya sürükleyecektir.

 La Mala Educación

Pedro Almadovar’ın 2004 yapımı filminde İki erkek çocuk, Ignacio ve Enrique, 60’lı yılların İspanya’sındaki bir Katolik okulunda öğrencidirler. Burada geçirdikleri zaman boyunca aşkı, sinemayı ve korkuyu keşfederler.

Okulun müdürü ve edebiyat öğretmeni Peder Manolo, bu keşiflerin hem şahidi olur, hem de bir parçası… Üç karakter yıllar sonra, 70’lerde ve 80’lerde, iki kez daha aynı mekânda bir araya gelecekler. Bu karşılaşmalar aralarından birinin yaşamı ve ölümü için belirleyici olacak. Katolik kilise eğitiminin baskıcı unsurları, bu baskı altında yeşeren eşcinsel aşk, kiliseye karşı net bir tavır sergiliyor. Eğitimin niteliğinden, çocuk tacizine kadar kilise eğitiminin gerçekçiliğini gözler önüne seriyor.

Da Vinci Şifresi

2006 Hollywood yapımı filmin yönetmeni Ron Howard.  Film, Paris’e konferans vermek için gelen Profesör Robert Langdon’a, Paris’te bulunan Louvre Müzesi’nden   gelen bir ölüm haberiyle başlıyor.

Başlarda bu ölümle hiçbir bağının bulunmadığına inanan Langdon, işin içine girdikçe tüm dünyayı sarsacak bilgilere ulaşacaktır. Fransız kriptolog ajan Neveu ile bir maceraya atılan profesör, bu esnada hem polisten hem de Opus Dei  denilen tarikattan kaçmaktadır.

Filmin teması İsa’nın soyunun devam ettiği yönündedir. Böylece İsa’nın kilisenin bahsettiği gibi yarı tanrı değil sıradan insan olduğu fikri savunulur.