Son Olarak “Hevesi Kirpiğinde” Adlı Öykü Kitabını Yayımlayan Polat Özlüoğlu’ya Söyleştik

Hevesi Kirpiğinde, uzun süredir toplumun kılcal damarlarına kadar işlemiş bazı durum ve duyguları ön plana çıkarıyor. Her bir öykünün bitiminde bir kırılganlık hissi var. Aynı zamanda sorgulamaya sevk eden, vicdan terazisinin ayarıyla oynama ihtiyacı duyuran bir yan da. Bunların hepsi nasıl bir araya geldi?

Bu hüzünle örülmüş, kırılgan ve aynı zamanda sert öykülerin bir araya gelmesinin en önemli sebebi çağlar boyu üzerinde yaşadığımız bu dört tarafı acılarla çevrili coğrafya. Zamansız, sürekli kanayan, acıtan ama bir yandan da umutlandıran bir yaradır bu topraklar. Tanık oluyoruz, şahit, kurban oluyoruz, faili meçhul, kayıp oluyoruz, görünmez oluyoruz. Kimimiz görmezden geliyor, kimimiz içimize atıyor, kimimiz unutmaya çalışıyor, susuyor, kimimiz vicdan azabından bir kamburla yaşamaya çabalıyoruz. Ben içimde birikenleri, gördüklerimi, duyduklarımı, okuduklarımı, umutlarımı, kaygılarımı kurgulayıp yazıyorum. Böyle iyileştiriyorum kendimi, yazarak sorguluyorum, sorular soruyorum, yüzleşelim istiyorum. Unutmayalım bugünleri.

Hevesi Kirpiğinde’yi diğer kitabınızdan farklı kılan ögeler neler?

Aslında çok büyük bir farklılık yok. Belki öykü dili olarak daha şiirsel, daha suskun ve daha keskin bir anlatım var, olaylar açısından da daha yakın tarihli olayların, acıların, durumların kaynak olduğu öykülerden oluşuyor kitap. İzlek olaraksa çocuk olmak ve çocukluk hali ‘Hevesi Kirpiğinde’ de daha yoğun bir şekilde yer alıyor. Bu çağda en çok en kolay çocuklar hırpalanıyor. Önce çocuklar ölüyor.

Bu kitapta diğerlerinden daha fazla sevdiğiniz, sizin için ön plana çıkan bir karakter var mı?

Kitapla aynı adı taşıyan öyküm ‘Hevesi Kirpiğinde’ nin kahramanı ‘İrecep’ ilk aklıma gelen karakter. Köyden oğlunu bulmak için şehre gelen bir baba, şehirde yaşadığı yalnızlık, uyumsuzluk, çaresizlik ve tutunamama hali yazarken epey zorlu ve hüzünlü duygulara sürükledi beni. Bir cumartesi annesi hikayesini bir babanın etrafından örerek onun gözünden anlatmak farklı bir deneyimdi benim için.

Yazma süreciniz nasıl gelişir? Öncesi, yazma sırasında yaşadıklarınız, sonra bir öykü bitti dediğiniz anda hissettikleriniz neler?

Karakterleri, olayları, durumları uzun uzun düşünüp kurgulayan ve oturup yazan biri değilim. Kalemi elime aldığımda yazmaya başlıyorum. Önceden ne yazacağım diye düşünmüyorum. Bir kelime, bir görüntü, bir fotoğraf, bir gazete haberi, bir yüz öyküye başlamamı sağlayabiliyor. Benim için önemli olan masaya oturup yazmak. Yazmaya başlayınca öykü şekilleniyor, karakterler, mekan, olaylar belirginleşiyor, kurgu adım adım ortaya çıkıyor. Nasıl biteceğini ben de bilmiyorum ama bitmeden de öykünün başından kalkmıyorum. Bittiğindeyse aslında her şey yeni başlıyor benim için, öyküyü yeniden yeniden defalarca bozup, çizip, silip, karalayıp yazıyorum. Günlerce sürüyor bu öyküyle aramdaki savaş. Bittiğindeyse bir ‘Ah’ kalıyor içimde.

Yazarken kendinizi ne kadar özgür hissediyorsunuz? Yazının ve sektörün kurallarının baskısını hissettiğiniz oluyor mu?

Yazarken tamamen özgürüm. Kimseyi düşünmüyorum, aklımda kimse olmuyor. Her türlü baskıdan uzaklaşıyorum, sektörden, okurdan, iktidardan, sansürden soyutluyorum kalemimi. Tamamen yazdığım öyküye, karaktere teslim oluyorum. Yoksa bu kitaptaki öykülerin hiçbirini yazamazdım. ‘Hevesi Kirpiğinde’ yer alan öyküler sektörün ya da okurun talep ettiği öyküler değil.

Çok fazla kitap basılır oldu. Bütün bu kalabalık içinde kaybolma hissinden nasıl korunuyorsunuz?

Bu kitap kalabalığı içinde nitelik olarak ‘Hevesi Kirpiğinde’ nin kaybolacağını düşünmüyorum. Bir şekilde iyi edebiyat, sağlam öyküler, samimi hikayeler, gerçekçi karakterler kendi okurunu bulur diye umut ediyorum. Sadece vitrin şansı bulamıyor, çok fazla görünür olamıyor ama o kadar. Okurla kurulan samimi edebiyat ilişkisi bir şekilde yazarın kalıcılığını sağlıyor.

Gelecekteki planlarınız, hayalleriniz neler?

Yazmak istediğim o kadar çok öykü var ki, keşke daha çok vaktim olsa ve ben sürekli okuyup yazabilsem. Yazmayı seviyorum. Yazarak yaşamak istiyorum.

Söyleşi için teşekkür ederim.

(Söyleşi: Nalan Tomba)

HEVESİ KİRPİĞİNDE – POLAT ÖZLÜOĞLU

NOTABENE YAYINLARI, 2017

What's your reaction?

tr_TRTurkish