Okul dönüşü, onları yatakhanede beklediğimizi duymuşlar. Ziyaretçileri sevinçle karşıladıkları için, koşarak yatakhaneye girdiler. İnanılmaz derecede mutlu oldular.

Getirdiğimiz oyuncaklar, süslü saç tokaları, giysileri sevinçle kabul ettiler. Evrenin herkese eşit cömertlikte davranmadığı gerçeği ile yüzleşiyorum. Basit ama renkli oyuncaklarla çılgınlar gibi mutlu olabilen çocuklar var dünyamızda. İnsan olanın biraz olsun burkulacağı manzaralar. Bize teşekkür için bir şarkı söylediler. Biz de onlara eşlik ettik, tempo tutarak.

Şarkı söyleme sırası bize geldiğinde, hepimizi komik bir endişe sardı. Ne söyleyecektik. Onlar çok minik ve şirindi, bizse kocamandık.

Türkiye’de bayramın birinci günü idi ve birden Mert Hocam, Barış Manço’dan  ‘’Bu gün bayram’’ söyleyelim dedi. Hepimizin bildiği bir şarkı olunca, coşkuyla söyledik. İşin tuhafı, sanki o şarkıyı biliyorlardı ve bize tempo tuttular.

Evrensel dil müzik, bizi ülkemizden 8000 km uzakta bile anlaşılır kılmıştı.

Dönüşte yolumuzun üzerindeki inziva evlerine ziyaret yapmayı planlıyoruz. O yüzden artık veda zamanı…

 

Gelirken çıktığımız 2,5 saatlik Himalaya dağının yokuşlu patikalarını şimdi iniyorum. 7 km yolu, yokuş yukarı çıkmak kolay iş değil arkadaşlar. Sağlam kas yapısı ve direnç istiyor. Neyse ki, ekipte herkes yoga enerjisi ile beslendiğinden, firesiz bir solukta aştık dağları.

İnsanın, şehir hayatında karşısına kolay çıkmayacak türden yolcular…

 


Tibetli çocukların köyünden çıkarken, bu defa girdiğimiz arka dağ yolu yerine daha merkezi olan ana yolu kullandık. Ve bu muhteşem göl manzarası bizi karşıladı.

 

Dharamsala’da Himalayaların etekleri, yamaçları İnziva Evleriyle dolu. Dünyanın dört bir tarafından gelen misafirler buralarda inzivaya çekiliyorlar. Yoga, meditasyon ve çeşitli kişisel gelişim eğitimleri için imkanlar yaratılıyor. Yolumuzun üzerindeki bu İnziva Evini ziyaret ettik. Bir süre orman içinde yürüdükten sonra küçük küçük serpiştirilmiş binalar bizi karşılıyor. O kadar sessiz ki, terk edilmiş hissi veriyor. Oysa tüm mekan dolu. Ana binadan içeri girdik. Terasa çıktık. Güneş iyice kendini hissettiriyordu. Ormanda peşimize takılan köpek de bizimle İnziva Evlerine girdi ve terasta bizi yalnız bırakmadı. Dağılarak yerlere oturduk. Sessizliği dinlemek kadar güzel bir şey yok. Az ilerde gözüme Başak takılıyor. En uca gitmiş, meditasyon yapıyor. Güneşin enerjisini içine doldurup, geri püskürtüyor. Elena bağdaş kurmuş, teşekkür ediyor. Bu kadar gözlem yeter. Hadi ben de bir köşe bulayım ve kendime yolculuğa başlayayım…

Yoga ile ödüllendirmek lazım bu güzel mekanı diyoruz… Yine kızgın terasta yalınayak, sıcağı iliklerime kadar hissediyorum. Himalayalarda yogadan aldığımız  enerjiyi, evrene teşekkürlerle geri yolluyoruz…

İnziva evlerine genel bakış…

Ve orman onları geri götürüyordu, ardına bakmadan… Aslında düşünüyorum  da, yaklaşık 7-8 km yürüdüğümüz bu ıssız ormanda, Himalaya; sessizliği ile bize eşlik etmiş.

Biraz neler yedik size ondan da bahsedeyim… Sokaklarda da tencerelerden servis yapan şeflerden yedik, restaurantlardan da yedik. 14  kişilik grubumuzda sadece bir arkadaşımızın midesi bozuldu o da ilk gün. Sonra uyum sağladı. Momo yedik bol bol. Tibetlilere özgü bir hamur işi. Bizim mantının mekik şeklinde iricesi. Ama içi patatesli yada peynirli. Sokakta ayak üstü tabaklarımıza alıp, hem yedik hem dolaştık. Tercihinize göre her türlü dünya mutfağından yiyebiliyorsunuz. Yani aç kalmak diye bir şey söz konusu asla değil.

En lezzetli mantar çorbalarını içtim diyebilirim size. Güveçte sebze soteler muhteşem. Tercihe göre acılı, baharatlı yada sade.

Gelelim ne ödediğimize.14 kişi çorbasından, güvecine, taze sıkılmış tropikal meyve suyuna kadar, doyduktan sonra kişi başı ödediğimiz maksimum 15 TL.

Gelelim hediyelik eşyalara. Hindistan’da en hoşuma giden tüm mağazalarda sadece Hint işi ürünlere rastıyor olmaktı. Tamamı onların kültürünü yansıtan malzemelerle dolu dükkanlarda vakit geçirmek, almasan da görsel zenginlik.

Himalaya Kozmetik ürünleri çok ucuz. Farmakoloji ürünleri de Türkiye’de satılmadığından ilgimizi çekti. Örneğin gözaltı bakım kremi 6TL.

Organik Hindistan cevizi yağı litrelik satılıyor. Sadece yemek için, sadece vücut için ya da sacede saç bakımı için üç çeşit. Tamamen organik, yemek için ve kişisel bakım için olanını tercih ettim.1 kg su 30 TL. Tabii Hindistan sıcaktı ve sıvı haldeydi bu yağlar. Eve gelince birkaç gün sonra donarak, katı hale geçti ve rengi bembeyaz oldu. Satıcı saçlara da bakım yağı gibi sürebileceğimi söylerken, ülke şartlarını düşünemedi sanırım. Zira saçıma sürdükten sonra soğuğu yedi mi beyaz beyaz kafamda yağlar beliriyor.

Bu yüzden yemek için olanını bakım için kullanmamanız tavsiyesi ile, sadece kişisel bakım için olan Hindistan cevizi yağlarını tercih etmenizi tavsiye ederim.

Giden olursa bana da bir şişe alırsanız çok makbule geçer.

Norbulingka Enstitüsü,

14.Dalai Lama’nın Tibet’teki yazlık evinin birebir küçüğü olarak Dharamsala’da inşa edilmiş. Mekan tropikal bir bahçe bile bizi kucaklıyor. Devasa bambular her yerde. Alan içinde müze, kütüphane ve tapınak var. Tibet’li rahipler burada eğiti veriyorlarmış. Bazıları ile sohbet etme şansım bile oldu. Son derece güler yüzlüler. Ara ara gök gürültüsü duyuyorduk ve şiddetli bir muson yağmuru bekliyorduk. Bambuların bu kadar devasa olduğu bir yerde gayet normal.

Tesadüfen üzerime giydiğim bordo elbisem monk kostümüne çok benzediğinden, monklar ‘’benimle lady monk’’ diye eğlendiler.

Dinlenmek için oturduğum bir anda yanağımda bir ılık ıslaklıkla irkildim. Bu yaramaz köpecik benim oturduğumu görüp yanıma gelmiş ve yanağıma bir dil kondurmuştu. İnanılmaz sevindiğim bir öpücüktü ve benimle o da mutlu olmuştu. İkimizin kaynaşması grup arkadaşlarımın çoğunun kamerasında yer aldı. Hepsi benimle daha sonra bu kareyi paylaştılar. Beni çok mutlu ettiler.

Tapınaktaki hediyelik eşya satan dükkanlarda çok orijinal şeyler olmasına rağmen hiç birini almadığımızı fark ettim. Sanırım gözümüz o orjinalliklere alışmıştı. Aslında sonradan  ‘’ah be niye almadım’’ dedirten cinsteydi hepsi.

Sonunda yağmur tüm coşkusuyla yağmaya başlamıştı ve tapınağa sığınmak zorunda kaldık. Fırsat bu fırsat meditasyon saati olsun bu mistik alanımız dedik. Tapınağın rengarenk duvarları ve yerlerdeki rengarenk minderler insanın coşkusunu arttıran nefis bir enerjiye dönüşüyordu. Dışarı çıktığımızda ortalık sel kıyamet olmuştu.

Dharamsala’nın ilginç bir kültür yelpazasi var. Tibet kültürü ağırlıkta olmasına rağmen, Hintlilerin de yoğun olduğu bir bölge. Genellikle sokaklarda Hintli gençleri sohbet ederken görmemize rağmen, Tibet’lileri sadece dükkanlarında görebiliyorduk. Akşamları kapatıp evlerine çekiliyorlardı. Gece sokaklarda sadece Hintli gençler dikkatimi çekiyordu. Zaman zaman kafilemizdeki arkadaşlarımızla selfie çekmek için izin istiyorlardı. Her yer dünyanın her yerinden gelmiş turistlerle dolu. Restaurantlar, cafeler, otel lobileri…

Tibet tapınağı ve rahiplerin aileleri ile oturduğu tapınağa ait evler.

Küçük monklar okuldan arta kalan arada oyun parkındalar.

14 saatlik otobüs yolculuğu. Uzun ve çok yorucu bir gece yolculuğu ile ve hiç ara vermeden öğlene doğru Rishikesh’e vardık. Hepimiz çok yorgunduk. Ama Mother Ganga’ya öyle kolayca ulaşmayı zaten beklemiyordum. Ganga beni 20 yıl çağırmıştı ve sonunda beni kucaklıyordu. Tabii ki zor olsundu. Bizim Ganj, burada Mother Ganga diye tanınıyor. Bereketli ve heybetli olduğundan.

Hindistan’ın genelinin aksine sakin bir şehir Rishikesh. Çok renklilik, meditatif kişilikler, gurular, ilginç kostümlü insanlarla sanki bir film platosunda gibiyim.

Otelimize vardığımızda manzaraya inanamadım. Ganj’ın kenarında, himalaya manzaralı inanılmaz güzel bir odam var. Ganj’ın gürül gürül çağlayan sesi 24 saat içeride. Bu mevsim akıntı çok kuvvetli olduğundan ses çok yoğun.

İlk gün keyfine, gelirken valize koyduğum Türk kahvemi yaptım. Ganj keyfi kahvesiz asla olmazdı. Suyun rengi kuvvetli akıntı sebebiyle alttaki kumun yüzeye çıkmasından dolayı böyle. Akıntının durulduğu yerlerde kum dibe çöktüğünden suyun rengi temizleniyor.

Rishikesh’i birbirine bağlayan köprü Laxman Jhoola. Üzerinde kadrolu maymunların 7/24 beklediği bir köprü. Elinde poşet varsa asla kaptırmadan geçemezsiniz o köprüden, benden söylemesi. Sadece yayaların kullanması için yapılmış. Arada motosikletler de geçiyor nadiren.

İnsanlar ve inekler her yerde birlikteler.

Bu mevsim Ganj’da rafting turizmi gözde. Akıntıya kapılan kanoların sporcularının kahkahaları kıyıdan bile duyuluyor.

Yine hayranlar etrafımızı çevirdi, selfie zamanı.

Rishikesh tamamen vegan bir şehir. Ama turistler isterse yumurta ve süt ürünleri her yerde bulabiliyor. Bütün bir şehrin vegan olması bile bende heyecan yaratıyor.

Dünyaya yogayı yayan şehir olarak biliniyor Rishikesh. Mother ganga’nın kutsadığı bu şehire gelen konuklarının kimliği, dini, mezhebi ya da cinsiyeti hiç mühim değil. İnsan olması yeterli.  Aşramlar herkese kapılarını açıyor.  Doyuruyor. Dört çeşit yemek ikram ediliyor. Aşramların tek geliri bağışlar. Rishikesh’in en ünlü Aşramı olan Parmath Niketan ve kurucusu Pujya Swamiji bizi iki gün misafir etti. Mahatma Gandi İnsanlık ödülüne layık görülen, önemli bir guru. Aşramın her gece düzenlediği Aarti törenlerine iki gün konuk olduk. Son gecemizde bize kutsal Rudraksha ağacının küçük bir fidesini tören esnasında hediye etmesi hepimizde çok büyük heyecan yarattı. Bu Aşram ayrıca her yıl mart ayında çok büyük bir yoga festivali düzenliyor. Dünyanın her yerinden yogiler ve yoga sevdalıları bir ay boyunca Rishikeshi mesken yapıyorlar. Umarım bana da nasib olur bir mart bu festivale gelmek.

Aarti töreni her akşam güneş batarken aynı düzende yapılan bir ritüel.

Mother Ganga’ya ve bize sunduğu tüm güzelliklere teşekkür etmek için, güzel dileklerimizi evrene salmak için güneş batarken biz de dilek sepetlerimizi Ganj’ın kucağına bıraktık. Diya denen bu sepetleri İnanışa göre sular alıp götürdüğünde, dileklerin de kabul olurmuş. Bu yapyak sepetlerin içinde çiçek yaprakları, şeker, çeşitli yapraklar, mum ve ekmek parçaları var. Hepsi doğayı temsil ediyor. Sepetim Ganj’ın kuvvetiyle bir solukta benden uzaklaştı. Bir solukta bir sürü dilek diledim. Önemli olan güzel niyetlerin yükselmesi idi…

En merak edilen ise Ganja girip girmediğimdi. Evet girdim, bi dalıp çıktım hatta. Ganjın suyunda kutsanmanın da bir ritüeli var ve abdest almaya benziyor diyebilirim. Yanımda getirdiğim bir şişe Ganj suyunu  kızıma ve evimin içine serpiştirdim. Şişedeki su kum dibe çöktüğünde neredeyse berraktı.

Ganj kenarında güneşin doğuşunu yoga ile selamladıktan sonra, nehire girmeye karar verdik. Elbiselerimizle gireceğimiz için, yanımızda yedek kıyafet getirmiştik. Akıntı çok fazla olduğundan ve nehir bir iki adımdan sonra boynuna kadar derinleştiğinden, ancak bir, iki adım ilerleyip dalıp, çıktık. İri kayaların olduğu bir kıyı olduğundan kayalar akıntıyı kesiyordu. Su buz gibiydi. Çok eğleniyorduk, hatta şarkı söylediğimizi hatırlıyorum, kıyıdan bizi izleyen insanların gülen yüzlerini görebiliyordum. J Üzerine doluştuğumuz irice bir kayada soluklandık ve ona tutunarak fotoğraf çektirdik. Hindu inanışına göre arınmanın önemli bir parçasını gerçekleştirmiş olduk.

Kanjapuri tapınağı, Himalaya’larda 1645 metrelik yükseklikte sisli dağlarla çevrili bir tapınak. Sabah 4 gibi buluşup, otobüsle çıktığımız virajı bol bir yol. Güneşin doğuşunu burada karşılayacaktık. Bir saat kadar sonra tapınağın önündeydik. Bundan sonrası tabana kuvvetti. 500 metre dik merdivenleri tırmanmamız gerekiyordu. Merdivenleri çıkarken kenarlarda bizi gözleyen dağ maymunları gözüme ilişti. Bunlar sanki şehirdekilere göre daha vahşi idi. Ağızlarını açarak, garip sesler çıkartıyorlardı bize. Sanırım tehdit ediyorlardı bizi. Tapınağın giriş kapısında gözüme çanlar ilişiyor. Merdivenlerin kemerlerinde de var. Rehberimiz bunların altından geçerken çalmamızı istedi. Tanrılar geldiğimizi böylece duyabilirmiş. Hava burada daha serindi. Ama oksijeni tarif edemem.

Manzaranın muhteşemliği inanın bu fotoğraftakinden daha inanılmaz. Tepedesiniz ve dört bir yanınız böyle.   Kudretli Himalayalar beni esir alıyor.

Tapınaktaki ritüel bir adak sunumu. Tapınak etrafındaki maymunların dikkatli bakışları arasında yoga yaptık. Rehberimiz Dada, çantalarımızın yanında oturdu Çünkü maymunlar çantaları karıştırıyordu.

Himalayalarda Kanjapuri tapınağında,sözün bittiği yer…

Beatles Aşram, 1960 larda Beatles’in sık sık inzivaya çekilmeye gelmesiyle dünyaya adını duyurmuş bir aşram. En meşhur şarkılarını bu aşramda yazmışlar. Aşram yıllarca meditatif çalışmalara hizmet etmiş, günümüzdeyse orman bakanlığına devredilmiş ve neredeyse harabe halinde. Geçtiğimiz yıllarda yapılan bir ortak çalışma ile bu harabe mekanın içi duvar resimleri ve grafitilerle bezenmiş. Görsel bir renk cümbüşü oluşmuş. Ganj kenarında, orman içerisinde .

Bu kümbete benzeyen mekanların içleri küçük inziva odalarından oluşmakta.

Basamakların çoğu çürümüş ve tehlikeli. Rutubet maalesef binaları çürütmeye başlamış.

Ana binada duvarlar rengarenk, ünlü grafiti ustalarının resimleriyle bezeli. Mistik bir hava veriyor bu harabeye…


Yürüyerek aşramın önünden dereyi geçerek karşı kıyıya geçtik. Bizim için pek alışılmadık bir tören yerine gidiyoruz. Ölülerin yakıldığı mekana. Asiller ve önemli kişiler öldüğünde gömülüyor, sıradan insanlar ise yakılıyormuş. Kast sistemi burada da işliyor yani…


Bazı geceler fillerin su içmek için bu aşramı geçiş yolu olarak kullandıkları söyleniyor.Binaların içinde maymunlarla karşılaşıyoruz. Artık gayet normal, heryer maymunların bu ülkede.

Biz mekana girdiğimizde, gece yakma işlemi yapıldığını gördük. Temizlik görevlileri alandaki kül ve odun korlarını,bildiğin süpürge ile süpürüyordu. Yanmış odun ve is kokusu az da olsa hissediliyordu. Yakma işlemi sırasında bir sunum da oluyor. Çiğ patates, şeker, çiçek yaprakları ve mumdan ibaret bir sunum.Küller toplandıktan sonra, yine bir törenle Ganj’a serpiliyormuş.

Rishikesh Taxi hızlı ve güvenli seyahatin adresiydi bizim için. Araçların hepsi hemen hemen böyle.

Bzim için buluşma noktası olan meydan aslında ne ararsan bulabileceğin bir çarşı. Çok sayıda dilenci var ama asla rahatsızlık vermiyorlar. Satıcılar peşine takılmıyor. Israr yok. Bir dilenci ile yaşadığımız ilginç bir anıyı aktarmak istiyorum. Sigara istedi yanımıza yaklaşıp kibarca. Bir arkadaşımız 2 adet sigara verdi. Önce aldı, sonra  bir adetini iade etti. Bu bizde şaşkınlık yarattı. Bana bir adet yeter dedi. Yorumu size bırakıyorum

Hindistan’da özellikle Şih tapınaklarında sigara içmek yasak. Yanlışlıkla bile içilse hiç hoş karşılamıyorlar.Tepkileri sert olabiliyor.

Masaj Rishikesh’te olmazsa olmazlardan.Yoga, meditasyon ve masaj üçlüsü. Tanıştığımız bir masaj salonu sahibesi Alia’ nın aslen İtalyan olduğunu ama yıllardır burada yaşadığını öğrendim. Salonu gayet modern ve temizdi. 25 TL ye bir saat hizmet veriliyor. Detaylar için  www.paranayogpeeth.com dan bilgi alınabilir.

Din, dil, ırk, cinsiyet gözetmeksizin insanların ve hayvanların hep birlikte hoşgörü ile yaşamayı başardıkları bu ülkeye 14 gün sonunda hoşça kal deme  zamanı gelmişti. Kudretini Himalayalardan, bereketini Mother Ganga’dan alan hayaller ülkesi Hindistan’a tekrar namaste diyebilmek umuduyla ayrılıyorduk. Hindistan’a Delhi havaalanında yoga ile şimdilik hoşcakal derken, bir alan görevlisinin ‘’uçak kaçarsa yoga işe yaramaz’’ diye bize takılması, bizi izleyen yolcuları ve bizi gülümseten bir espri oldu.

Hayatımda karşıma çıkan herkesin,bir şeylere vesile olduğunu, bazı kapıları araladığını biliyorum ve bu güzel sebeplere teşekkür ediyorum. Benim Himalaya’lara, kutsal topraklara kavuşmama vesile olan tüm ekip arkadaşlarıma ve güzel insan Mert Hocama ‘’iyi ki varsınız’’diyorum…

SON