Yakın dönem tenis mücadelelerine baktığımızda birçok unutulmaz maçın gözümüzün önünde tarih sayfalarındaki yerlerini almalarına şahit olduğumuzu söyleyebiliriz. Günlerce süren mücadelelere, sürpriz olarak lanse edilebilecek maçlarla ortaya çıkan efsane sporculara ve grand slam turnuvalarına damgasını vurmuş dominant karakterlere şahit olmakla kendimizi şanslı jenerasyonlardan addedebiliriz. 90lı yıllara geri döndüğümüzde ise tenis tarihinde o güne kadar gözlemlenen en büyük dominasyonu ise bir Orta Avrupalı sahneye koyuyordu.

Steffi Graf adındaki bu unutulmaz spor karakteri neredeyse 10 yıl boyunca kadın tenisini tek başına domine ediyor ve hafızalara ismini kazıyordu. Her güzel şeyin bir başı ve sonu olan mutlak döngüde, 90lı yılların sonlarına gelindiğinde tenis kortları bu efsaneyi uğurlamaya hazırlanıyordu. 30lu yaşlarına gelen Steffi artık hiç bir turnuvaya eskisi kadar net favori olarak gösterilmeden başlıyor ve alt jenerasyondan gelen genç yetenekler tahtını eskisinden daha hızlı şekilde sallıyordu.  İşte bu ortamda tenis otoritelerince kendisinden sonra gelen en büyük yetenek olarak gösterilen Martina Hingis ile mücadelesi jenerasyonların en büyük yeteneklerini sınıyor ve halef ile selefin mücadelesine dönüşüyordu.

Maçın öyküsüne geçmeden önce bu iki muhteşem sporcunun sporcu ve sosyal kişiliklerine göz attığımızda derinden farklılıklar hemen dikkatleri çekmekteydi. Benzer coğrafyalardan gelen bu iki sporcu değişen dünya düzeninde zamanın insanların hayat görüşleri ve yaşam tarzları üzerindeki değişimlerini gözler önüne sermekteydi. Hingis’ in geçtiği yollardan yaklaşık 15 yıl önce geçen Steffi ülkesinin ve jenerasyonunun genetik özelliklerini tamamen yansıtan karakterini, yeteneği ve çalışma etiği ile birleştirerek bir efsane olacağı yolda kısa ve sağlam adımlarla ilerlemiş ve bu oyunun tarihindeki en büyük karakter olarak tüm dünyanın tanıyacağı bir spor ikonu haline gelmişti. Bunun aksine Hingis yeteneğinin üzerine inşa ettiği kariyer yolunda hızlı adımlar alırken arkasında bıraktığı eksik yönlerini tamamlamak için geriye dönüp bakmayı aklına bile getirmemişti.

Tüm tenis kamuoyunca saygı ile anılan adına ulaşmak için Steffi’ nin başardıklarına bir göz atmak istersek tenis tarihinin bu güne kadar gördüğü en büyük kadın oyuncu olarak gösterilen bu Orta Avrupalı’yı izlememiş olan genç tenis severler için başardıkları, kariyeri boyunca elde ettiği 22 tek kadınlar grand slam turnuvası şampiyonluğu ve 307 hafta boyunca işgal ettiği kadınlar WTA sıralamasının bir numaralı poziyonu tahtı özet olarak sunulabilir. Bu istatistiklerden 22 tek kadınlar şampiyonluğu rekoru 2016 yılında Serena tarafından kırılana kadar tenis dünyasınca ulaşılması en güç istatistik olarak kabul görmekteydi.

Finalin oynanacağı 99 yılında 30lu yaşlarına ulaşan Steffi, parlak kariyerinin son demlerini yaşamakta ve artık yavaş yavaş tenis kortlarına vedası beklenmekteydi. Kortun diğer tarafında ise Steffi’ nin aksine kortlardaki gelişimi merakla beklenen döneminin en yetenekli genç kadın tenisçilerinden olan 99 yılının WTA sıralamasındaki bir numarası Hingis bulunmaktaydı. Bu iki oyuncu arasındaki mücadelenin bir bakıma hız ve dinamizm ile tecrübe ve tekniğin savaşı şeklinde geçmesi beklenmekteydi. 20li yaşlarının başlarında yer alan Hingis bu maç öncesi yaptığı açıklamada Steffi’ nin devrinin artık kapandığını ve kendi oyun dinamizmine cevap veremeyeceğini iddia ederek tenis kamuoyunun tepkilerini üzerine çekmekte ve maç öncesi gerilimi bir üst seviyeye taşımaktaydı. Maç başında Hingis tarafından yapılan bu açıklama bir bakıma jenerasyon farkı olan bu ikiyıldızın hayat görüşleri ve karakteristik özelliklerinin de bir özetini oluşturmaktaydı.  Henüz kariyerinin başlarındaki İsviçreli’ nin tenis otoritelerince net favori olarak görüldüğü bu müsabakada Steffi’ nin finale çıkması bile sürpriz olarak görülmekteydi.

Bu ortamda başlayan müsabakada beklendiği üzere Hingis’ in domine ettiği ilk sette genç rakibinin oyun hızına yetişemeyen Steffi’ nin 6-4 ile ilk seti kaybetmesi ile sonuçlanıyordu. İkinci setin ilk iki oyunu ilk setin bir kopyası şeklinde devam ediyor ve Hingis rakibinin servisini kırarak sette 2-0’lık üstünlük kuruyordu. Gelinen bu noktada tüm izleyenlerin beklentisi Hingis’ in oyundaki dominasyonun devam etmesi ve ilerleyen yaşı ile uzun bir mücadeleyi kaldıramayacağı tahmin edilen Steffi için unutulmaz bir kariyerin son grand slam turnuvasının bir yenilgi ile sonuçlanmasıydı. İşte tam da bu noktada maçta hafızalardan uzun yıllar silinmeyecek bir dönüm noktası yaşanıyordu. Hingis servis attığı üçüncü oyunda bir topunun dışarı düştüğüne dair verilen karara gençliğinin ve tecrübesizliğinin vermiş olduğu kontrol edemediği hırsı ile çok sert şekilde itiraz edip tenis kortlarında eşine pek rastlanmayan şekilde karşı alana geçerek tüm izleyenlerin şaşkın bakışları arasında, tepkisini pek hoş görülemeyecek bir tarzda ortaya koyuyordu.

Diğer sporlara kıyasla daha elit bir takipçi kitlesi olan tenis sporunda rakip oyuncu alanına tecavüz olarak görülen bu hareket tribünlerin büyük tepkisini topluyor ve Hingis altın tepsi üzerinde tribün desteğini Steffi’ nin kollarına teslim ediyordu. Yaşanan bu olayın etkisi ve tribün baskısı ile moral bozukluğu yaşayan Hingis üçüncü oyunda servisini kırdırıp, kontrol dışına çıkan hırsına bu noktadan sonra hâkim olamıyor ve karşısındaki Alman’ ın soğukkanlılığına teslim oluyordu. Alınan bu oyundan sonra kendi oyununun tüm ince detaylarını korta kusursuz şekilde yansıtan Steffi rakibinin hırsla yaptığı her hamleyi potasında eritiyor ve oyunun seyrini kendi lehine çeviriyordu. Steffi’ nin bu noktadan sonra, hırsının bir alev topu gibi sardığı bedenini kontrol etmekte zorlanan Hingis’ e karşı kullandığı kısa toplarla iyice yorulmasına neden oluyor ve belki de bu noktada genç İsviçreli’nin elindeki en büyük kozu olan kondisyonuna bir boksör edasında yumruklar atmasına olanak sağlıyordu. Bu seti 7-5 ile hanesine yazdıran Steffi karar setine gelindiğinde üzerindeki baskının tamamını Hingis aleyhine yönlendiriyor ve soğukkanlılığını en büyük silahı haline getiriyordu. Steffi’ nin gösterdiği bu direnç Hingis tarafındaki baskıyı her geçen an bir kat daha arttırmaya devam ederken, benzer baskılar altında yıllarca mücadele eden Steffi doğru kararlar almayı sürdürüyor ve genç İsviçreliyi  daha büyük baskı altına itiyordu. Bu baskıyı göğüslemekte zorlanan Hingis  hata zincirine yeni halkaları ardı ardına ekliyordu. Oyunun son setinde yön değiştiren rüzgâr ve şans sayesinde dominasyonu eline alan bu sefer yaşlı kurt Steffi oluyor ve bu unutulmaz finalde şampiyonluğa uzanmayı başarıyordu. Bu final maçında unutulmazlar arasına giren Hingis’ in itirazı ve seyircilerin büyük tepkisini toplayan saygısızlığa varan küstah tavırları ile karşı alana gönderdiği aşağıdan servis yıllar boyunca tenis takipçilerinin hafızalarına kazınıyor ve birçok jenerikte yer alan görüntü oluyordu.

Maçın bitimi ile gözyaşlarını tribündeki annesi ile paylaşan Hingis’ in görüntüsü spor muhabirlerine eşsiz bir kare yakalama fırsatı tanırken bu turnuva genelinde beklentilerin çok ötesinde bir performans sergileyen Steffi muhteşem kariyerine altın harflerle kapanış imzasını atıyordu. Turnuva boyunca ilk üç sırada yer alan seri başı rakiplerini teker teker geçen Graf tenis tarihinde ayrı bir ilke daha imzasını atıyordu. Halen tenis kamuoyunca gelmiş geçmiş en büyük kadın tenisçi olarak kabul gören Steffi Graf bu turnuva sonunda kariyerine nokta koyarken kazanan tarafta sevinç gözyaşları ile yazılan bir hikâye hüküm sürerken, Hingis için bu maç bir ustadan alınabilecek en güzel ders olarak literatüre giriyordu.

Kaybedilmiş bir finalin yıkım etkisini üzerinden hızlıca atan genç İsviçreli birinci sıradaki yerini vücudunun izin verdiği müddetçe koruyana dek tenis dünyasının en popüler siması olarak hükmünü sürüyordu. 2001 yılına gelindiğinde mustarip olduğu bağ sakatlığı artık bu seviyede tenis oynamasına izin vermeyecek ve henüz 24 yaşında profesyonel tenis hayatına ara verecekti. Yaklaşık 4 yıl süren kısa kariyerine birçok tenisçinin yaklaşmayı bile hayal edemediği başarılar ekleyen Hingis daha sonra kortlara geri dönmeye gayret etse de bir daha asla bu seviyelere ulaşamıyordu. Kortun bir ucunda gurur ve mutluluk diğer tarafında ise hüzün ile sonuçlanan bu hikâye tenis severler için klasikler arasındaki yerini hala korumaktadır. Bu denli farklı duygunun hâkim olacağı başka bir tenis mücadelesi izleme şansını bir daha bulailir miyiz bilinmez ama kaybeden ve kazananın kazançlı çıktığı bu denli duygusal bir mücadeleye isim koyacak olsak sanırım aklımıza gelen ilk isim Kortta  Son Ders olurdu…

Bir Yorum Yazın