Amok Koşucusu – Stefan Zweig

Amok Koşucusu

Zweig, Freud’un öğrencisi ve arkadaşıydı.

İnsanın bilinçaltında sakladıklarını su yüzüne çıkarmayı ve edebiyat katına yüceltmeyi çok iyi biliyordu. 
Amok Koşucusu, kendisinden yardım talep eden mağrur bir kadına karşı duyduğu aşırı tutkunluğun, bir doktoru her şeyini kaybetmek pahasına nasıl esir aldığını anlatan bir başyapıt.

Bir Okurgezer’in Not Defteri – Füsun Elioğlu

Bir Okurgezer'in Not Defteri

“Farklı bir kentte, yeni renklere, seslere, kokulara uyanmak kadar güzel bir şey yoktur. Dünyada yüzbinlerce kent var; güneş her kentte farklı doğar, farklı batar.”

İngilizcede seyahat anlamına gelen travel sözcüğü Latince trepaliare, yani işkence (!) sözcüğünden türemiş. Fransızcada travaille olarak karşımıza çıkıyor, yani “iş”. Belli ki seyahat, keyif için yapılan bir şey değil. Günümüzde ise teknoloji gelişti, seyahat kolaylaştı ama insanlar da takvimlere, saatlere ve cüzdanına tutsak hale geldi. Daha derin, daha anlamlı, daha nitelikli gezi deneyimleri yerine artık şablonlar var; mutlaka görülmesi gereken yerler listesi, mutlaka yenilmesi içilmesi gerekenler, gözde varış noktaları var, hatta görme sırası denen bir şey var…

İşte bu fikirden yola çıkan Füsun Elioğlu, Avrupa gezilerinde tuttuğu notları, yaptığı ön çalışmaları, gezerken öğrendiği ve kendisine ilginç gelen konular hakkında derlediklerini bir araya getirdi ve ortaya Bir Okurgezer’in Not Defteri çıktı.

Bu kitap, nesnel olmak kaygısıyla yazılmadı, yani bir rehber kitap değil. Okura nereyi nasıl gezeceğini anlatmıyor. Seyahat deneyimleri paylaşıyor ve “Siz de gelin!” diyor. Kitabın bir de sürprizi var: Yazarın kendi desenleri.

Renkli ve keyifli bir seyahatin sırları Bir Okurgezer’in Not Defteri’nde…

Sustum Anne – Açmayan Tomurcuğun Romanı – Demet Altınyeleklioğlu

Sustum Anne - Açmayan Tomurcuğun Romanı

Bu kitap başlıbaşına bir “kadın”ın hikâyesi.
Bu hikâye başlıbaşına Türkiye’nin en dramatik tarihi.
Bugüne kadar farklı tarihi romanlarıyla okurla buluşan Demet Altınyeleklioğlu, bu kez “kadın” hareketinin sembol isimlerinden Şükûfe Nihal’i kaleme alıyor.
Sustum Anne – Açmayan Tomurcuğun Romanı, hayatının son yıllarında “susma” kararı almış, şair, yazar, Darülfünun’un ilk kadın mezun mezunlarından ve Türkiye’nin ilk kadın coğrafya öğretmeni Şükûfe Nihal’in hikâyesi olduğu kadar, birbirinden tanınmış edebiyatçılarla birlikte bir Türkiye tarihi.

Mrs Osmond – John Banville

Mrs Osmond

Henry James’in 1881 tarihli başyapıtı

Bir Hanımefendinin Portresi’ne bıraktığı yerden devam ediyoruz. Yaşlı kıtada özgürlüğü ve aşkı ararken cazibesine kanarak zalim kocası Osmond’un nefret dolu karanlık dünyasında tutsak kalan Isabel Archer’ın bitmek bilmeyen kaçış hikâyesi. Üstelik James’in üslubunu aynen koruyarak. Ve yine merak uyandırıcı, en az ilki kadar devamı yazılası bir açık uçlu sonla.

John Banville günümüz edebiyatının yaşayan en büyük dehalarından biri hiç kuşkusuz. Bu son romanı, Magritte’in piposunu anımsatan bir büyük ihanet:

Ben bir Banville romanı değilim diyen tastamam bir Banville romanı.

Kalbim Ağır İşçim Sevgilim – Onur Behramoğlu

Kalbim Ağır İşçim Sevgilim

Kalbim, ağır işçim, sevgilim
Sana mavi
Masmavi bir ışık gönderiyorum
Beni hatırlaman için
Ayrıldığımızda

Mapusane Çeşmesi – Adnan Veli

Mapusane Çeşmesi

Vaktiyle gazetelerde tefrika edilen ve kitaplaştıktan sonra dönemin en çok ilgi gören kitaplarından Mapusane Çeşmesi, bir taraftan mahpusluğun ne olduğunu, orada hayatın nasıl geçtiğini anlatırken diğer taraftan 50’li yıllar Türkiye’sinin panoramasını ortaya koyuyor. Turgut Çeviker’in titiz çalışmasıyla yıllar sonra yeniden okuruyla buluşan Mapusane Çeşmesi, aslında Adnan Veli’nin edebiyatımızda “olması gereken” yerini de gözler önüne seriyor.

“Mapusane, bir karanlık kuyu… Bu kuyunun içine bir kere yuvarlanan, kolay kolay karanlıklardan kurtulamıyor. Orada bildiğinden, sandığından değişik bir dünya buluyor.”

Üç Kapılı Kısmet Hanı – Feridun Oral

Üç Kapılı Kısmet Hanı

Savaşlar ne zaman bitecek bilmiyorum!

Belki de hiç bitmeyecek. Tek bildiğim, Barış isimli kediyle karşılaştığım ilk andaki derin ve dalgın bakışlarının hep aklımda kalacağı.

Suriye’deki savaş ortamında yaşadığı korku ve çaresiz bakışı, belki de her su içişinde kaptaki suya yansıyacak.

Londra Manzaraları – Virginia Woolf

Londra Manzaraları

Londra Manzaraları, caddeleri, rıhtımları, kiliseleri ve eski zaman sakinleriyle Londra’yı bir Londralı gözüyle aktarıyor. Virginia Woolf, zamanın popüler bir kadın dergisi için yazdığı bu altı denemede, çağdaş Londra’nın yüzeyini tararken üslubuyla da flaneur yazınına kadınca bir parantez açıyor.