Tarih boyunca sanat ve sanatçı krizlerle yan yana yaşamış, birlikte anılmıştır. Sanat tarihinin başlangıcı olarak kabul edilen, Vasari’nin 1550 tarihinde yayınladığı Sanatçıların Yaşamları’na göre sanat bir deha eseridir, kutsaldır. Sanatçı ise çağının hümanisti, aşırı duyarlı, acı çeken; yaratıcı, bakan, bilen, gören, hissedendir.

Sanatçının kendisine, çevresine ve olaylara karşı aşırı duyarlı oluşu onun algı, etkilenme ve ifadesinde de aşırılıklara neden olur. Bu durum “normal” değildir, yani “kriz”dir. Sorgulama, arama, değiştirme; yorumlama, yeniden var etme, yaratma eylemi buradan başlar. Bütün bu olgular daha sonra krizi iyileştirici olarak hem kendine, hem de çevreye döner.

Benzer şekilde sanat piyasası da çoğu zaman toplumsal, sosyal, ekonomik çalkantılarla, krizlerle iç içe gelişmiştir. Tarihsel ve güncel olarak sanat eserinin spekülatif oluşu bu anormallikten kaynaklanır.

Büyük eserlerin, başyapıtların bir çoğunun büyük yıkımlardan, toplumsal alt üst oluşlardan sonra gerçekleşmesini sanatçının aşırı duyarlı oluşuyla ve krizlerle ilişkilendirmak mümkündür.

Sanatta doğal ve normal giden hiçbir şey yoktur. Sanat krizden doğar, krizi iyileştirir.

ONAY AKBAŞ, HALİL AKDENİZ, ÇETİN BİLGİN, SEMRA GÖNEY, MUSTAFA HORASAN, ERGİN İNAN, ŞÜKRÜ KARAKUŞ, MARİA KILIÇLIOĞLU BARAZ, ERHAN LANPİR, SENAY ÖNAL SAĞIROĞLU