Bir müzik türü ne kadar anlam taşıyabilir? Önce kişilerin, ardından toplumun bir kesiminin ve dolayısıyla da nesillerin yaşamlarına dokunarak farklılıklar katabilir mi?

Takvimler 1980’leri işaret ettiğinde yoğun katılımlı ve kaliteli bir pop rüzgârının yanı sıra “Metal” ismiyle adlandırılan, hayli sağlam köklere tutunduğu anlaşılan bir türün kuvveti iyiden iyiye hissedilmektedir. Temelleri 60 ve 70’lerin rock damarlarına dayansa ve 70’lerin bir bölümünde örneklerine rastlansa da bu artık yeni bir neslin fırça darbeleridir ve elbette kendi kahramanlarını yaratacaktır. Bu hâliyle de kahramanlar, dönem ve heavy metal söz konusu olduğunda 80’leri referans almak doğru olacaktır.

Elbette, bu süreçlerin her biri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kendine sağlam karşılıklar bulacaktır. 80’ler ve metal sahnesi denildiğinde, önemli bir özellik olarak, kişilerin birbirlerine doğrudan teması ve alışverişiyle yükselen bir müzik dalgası olduğundan bahsetmek mümkün.

O dönem, şartların el verdiği kadarıyla kısıtlı düzeyde bilgi edinilebilen bir ortamda kişilerin öğrendiklerini başkalarıyla paylaşmaları ve dolayısıyla da bu paylaşımların gerçekleştiği ortamlar giderek değerli hâle gelmektedir. İstanbul özelinde Moda Sineması Pasajı ve Akmar Pasajı’nın bu konudaki önemi kısa sürede kendini göstermiştir.

Süreç böyle işlerken kurulan metal grupları da kendini belli etmeye başlamıştır. Bu toplulukların kayıtlarına ulaşmak bir yana ‘konser olsa da gitsek’ temennilerinin bile ütopik kaçacağı bir zaman dilimidir yaşanan. Ancak, seksenlerin son düzlüğünde, tam da bu şartlar dahilinde, yıllar ilerledikçe efsaneleşecek bir konser organizasyonu âdeta bir kilometre taşı misali ülke metal camiasının temeline oturmak üzeredir.

4 Kasım 1988 tarihinde, Kadıköy Moda Sineması’nda üç topluluğun katılımıyla bir heavy metal konseri gerçekleştirilir. Katılan topluluklardan Pentagram’ın ikinci, Metalium ve Metafor’un ise henüz ilk konseri olacaktır. Sonrasında ise gidenler gidemeyenlere anlatacak, kırılan sinema koltuklarından bahsedilecek, yıllarca kulaktan kulağa aktarılan bilgilerle zaman içinde tıpkı bir şehir efsanesine dönüşecektir.

Gelelim günümüze, yani tam da 30 yıl sonrasına.

Hani, zamanda yolculuk mümkün mü? dercesine,

2 Kasım 2018 tarihinde Kadıköy Moda Sahnesinde bir heavy metal konseri gerçekleştiriliyor. 30 yıl sonra yine Çağlan Tekil’in uğraşıları sonuç veriyor. Mekân aynı, gruplar aynı, değişen yalnızca zaman. Geçen süre zarfında Pentagram’ın albümleri raflarda dizili, Metalium’un efsane albümleri hâlâ dönmekte ve bu konser için Metafor yeniden bir araya gelmekte. Üstelik, 30 yıl önceki konserdeki setlistlerine büyük ölçüde sadık kalarak şarkı listelerini oluşturan gruplarla bu özel gecenin tam bir zamanda yolculuk denemesi vaad ettiği aşikâr.

Konser öncesi Moda Sahnesinin önü görülmeye değer.

666 adetle sınırlı tutulan ve neredeyse çıktığı gibi biten biletlere sahip olan keyifli kalabalık yerini almış, sohbeti koyulaştırmış. Daracık sokağı festival heyecanına boğanların büyük kısmı tahmin edileceği üzere 80’lerin metal tozunu toprağını yutmuş nesilden ancak çeşitli yaş gruplarında hatta ilk konserin olduğu yıl doğanlardan oluşan dinleyici kitlesi de işin içine başka bir heyecan katmakta. Bahariyenin orta yerindeki yokuş aşağı sokak  ülke metal camiasının emektarları, önde gelenleri, kısmen de bir süredir kabuğuna çekilenleriyle dolu.

Kapı önünde geceyi ölümsüzleştirecek çekimler yapan bir ekip 1988’deki konsere katılanlar ve dönemin tanıklarıyla ropörtajlar gerçekleştiriyor. Kaynaşmalar, özlem gidermeler, anıları yâd etmeler, sarılıp kucaklaşmalar. Şehir dışından gelen hatırı sayılır bir kitleden söz etmek de mümkün. Yüreği 30 yıl öncesinin çocuksu ritmiyle atan yüzlerce metal yürek bu mühim geceye her şeyiyle hazır görünüyor.

Aynı heyecan, hatta giderek artan bir seviyede içeride de yaşanmakta. Fuaye bölümünde her köşede hissedilen coşku ve samimi ortam kendini fark ettiriyor. Hemen döner merdivenlerin bitiminde Hammer Müzik standı karşılıyor aşağı kata inenleri. Ülke metal sahnesi için her daim önemli bir destek, dinleyici için de bu kulvarın mabedi Hammer. Yıllarını bu işin gelişimi ve ilerlemesine vermiş kurucusu Haluk ve Hammer’daki 20. yılını kutlayan Enis için de bazı sürprizler düşünülmüş elbet. Hemen Hammer’ın yanında yer alan standda ise geçtiğimiz Şubat düzenlenen Laneth Bir Gece II’de sahne alan 70’li yıllar ülke punk’ının büyükbabası lakaplı efsanelerinden Tünay Akdeniz’i görmek de ayrı bir mutluluk oluyor.

Sahne güzel, mekân keyifli, salonu dolduran kitlenin heyecanı yerli yerinde ve ilk sahne sırası Metalium’un.

“6th Day of Hell” ile Metalium bu 30. yıl sürümü için müthiş bir giriş yapıyor. “Pessimistic Warning”, “Behind The Power” derken Mazhar Şiringöz’ün anonsu geliyor. “88’de üç kişiydik ve davulda bir arkadaş vardı” diyerek Cem Tan’ı sahneye alıyor. Bir şarkıda da olsa yine ilk konserdeki, ismin çağrıştırmasından doğan, ‘Şey Tan’ tezahuratı eşliğinde Cem geçiyor davulun başında. Yine ilk dönem Metalium kadrosundan, aynı zamanda gecenin fikir babalarından Ali Kerim Ugan ve Mehmet Ali Dündar’ın da sahne almaları gecenin önemli anlarından oluyor. Geceye özel pek çok şeyden biri olarak ilk Metalium parçası geliyor ki, Mazhar’ın “kaydı yok, hiç de çalmadık ancak çok yakından tanıdığınız biri hakkında” sunuşuyla giren şarkı “Lucifer” oluyor. Tabii ki olmazsa olmaz “Suffer”da gırtlakları paralayan seyirci için de unutulmaz bir Metalium performansı gerçekleştiğini görmek güç değil.

Kadıköy Moda’daki bu zaman tünelinden, 30 yıl önceye ışınlanmaya gelen seyirci için sırada Metafor var. Aslında daha da fazlası, yani sarsılmaya, zıplamaya ve kaosa hazır olun dercesine çıkıyor sahneye Metafor. Hele ki bir Hole in The Wall klasiği “Nothing Has Changed” yorumu öncesi sunumu yapan Asafated Tanju Can’ın, sonrasında kendini seyircinin ellerine bırakarak salonun yan kapısına dek eller üzerinde taşınması gecenin keyifli bir başka anı olarak kazınıyor zihinlere. Vokal/gitar Kemal Kut’un anonsuyla başlayan Kreator “Betrayer” ile salon iyice birbirine giriyor ki son olarak “Ne yapalım devam edelim mi konserlere” diyen Kut’a en iyi cevap çılgına dönen seyirci tarafından zaman kaybetmeksizin veriliyor. Devam Metafor devam.

Geceyi sonlandıracak grup Pentagram, üç topluluk arasında hiç kesintisiz devam edeni de onlar. Geçtiğimiz yıl 30. yılını kutlayan topluluk, nefis akustik albümü ve bir araya gelen neredeyse mümkün olan tüm üyeleriyle çıktıkları turneyle hayli verimli ve dinleyiciyi memnun eden bir yıl geçirdi ve geçiriyor.

Salon karardığında sahne arkasındaki perdede günümüzden başlayarak geriye doğru akan Pentagram fotoğraflarıyla film şeridi misali geçiyor 30 sene.

Baştan beri telaffuz edilen “30 yıl önceki setliste sadık kalmaya çalıştık” cümlesi ile aslında gecenin ruhunu da ifade eden vaziyet, ilk şarkıdan Pentagram ile de yaşanıyor. Mikrofon başında ilk albümde ve ilk Moda konserinde olduğu gibi Hakan Utangaç ile fırtına koparırcasına “Powerstage”, “Rotten Dogs” ve “Mephistopheles” ile giriyorlar. Gecenin mühim sürpriz parçalarından “Dimensions Of Death” ve bir Slayer klasiği “Black Magic” iyice tozu dumana katıp salonu dolduran metal yüreklere ilaç niyetine sunuluyor âdeta. “Bu alemi gören sensin” diye çınlayan salonda “Şeytan Bunun Neresinde”, “Secret Misile”, “1000 in the Eastland”, “Bir” akıp giderken Ogün Sanlısoy, Murat İlkan ve Gökalp Ergen’in mikrofon başına geçtiği dakikalar, yani ne gerekiyorsa o.

Onlarca yıldır kulaktan kulağa aktarılan bir efsane konser yeniden canlandırılıyor. Geçip giden zamanı onurlandırıp, bir yanıyla da hınzır bir selam çakarak ve bu kez buradan 30 yıl sonrasına efsane bir fotoğraf bırakarak.

Tabiatıyla giderek puslanan geçmiş ile şimdiki zaman arasında köprü kurulmasına veya bir solucan deliğinden geçerek zamanda seyahat edilmesine bir imkân oluşturmuyor mu müzik? Metal ise aralarında tutku dozu en yüksek olanı ki “metal kardeşliği” tabiri de bu tutkunun en belirgin kanıtı olsa gerek.

Eğer bir müzik türü, aynı bünyede, liseli ergen heyecanıyla kırklı yaşlarının ortasındaki nispeten olgun sayılabilecek adımların birbirine uygun atmasını sağlıyorsa varsın beraber atılsın o adımlar. Geçen 30 yıla meydan okurlar bu haliyle. O kadar yılın avuçlarından kayıp gitmesi anlam kazanır böylelikle.

Gel gelelim, metal bunu her defasında sağlıyor ve aramızda kalsın ama içerideki 666 kişi bu konuda yanılıyor olamaz.

Metal Never Dies…

Bir Yorum Yazın