Yol hikâyelerini yola çıkmak kadar severiz. Bu konu ile ilgili bir başlık, bir film ismi, bir kitap adı, bir müzik albümü görmeyiverelim merakımızın ilk sırasına yerleşir. Yol hikâyeleri, hikâyeler arasında en cezbedici olanıdır çünkü. Sonsuz bir özgürlük duygusunu, bulma umudunu, hayata tutunma çabasını desteklediği için yolculuk hikâyeleri her daim bizim hikayelerimizdir. Özdeşim kurarız bu tür hikâyelerle. Ama bazen de hikâye umudun hikâyesi olmayabilir. Bir kıyametin hikâyesidir ya da kıyamet sonrasının. Ortam alacakaranlıktır. Önümüzü göremeyiz. Ne yapacağımız bilemeyiz. Neler olacağını da…

Özgür Ülke Yazarından Kaotik Hikâyeler.

Cormac McCarty, Tennessee Üniversitesi’ndeki beşeri bilimler eğitimini yarıda bırakarak Şikago’ya taşınır. Evlenir ve araba tamirciliği yapmaya başlar.  Özgür bir ülkede bu denli özgürlüğüne düşkün bir adamın kaotik, karanlık, kıyameti ya da kıyamet sonrasını andıran yol hikayeleri yazacağı kimin aklına gelirdi. McCarty’nin hayatı araba tamirciliği yaptığı sırada yazdığı hikayeyi yalnızca Random House Yayınevine göndermesiyle değiişti ve dosya 20 yıl William Faulkner’ın editörlüğünü yapan Albert Erskine’in eline geçti. Orchard Keeper’ın 1965’te yayımlanmasıyla başladı Cormac McCarty’nin hikayesi. Belki kendisi bile bu kadarını tahmin etmezken McCary dokuz eser yayımlattı. Sırasıyla; Outer Dark, Child Of God, Suttree, 20. Yüzyıl Amerika edebiyatının baş yapıtı Blood Meridian, Sınır üçlemesi olarak bilinen kitapların ilki O güzel Atlar, The Crossing, Cities Of Plain, sinema severlerin de yakından bildiği İhtiyarlara Yer Yok (No Country For Old Man) ve Yol (The Road)

2006’da sinemaya da uyarlanan Yol romanıyla Pulitzer ödülü kazanan yazar Cormac McCarty’nin  özellikle Blood Meridian romanı William Faulkner’in Döşeğimde Ölürken romanından beri yazılmış en iyi roman olarak gösterildi. Bu yazının konusu olan Yol kitabı McCarty edebiyatını bilip, yakından takip eden okuyucuyu sevindirecek şekilde  İthaki Yayınları’nın İthaki Modern serisinden yayımlanarak geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini aldı. Kaotik ve karanlık yapısıyla kıyamet sonrası olarak nitelenen fantastik olabilecek atmosferi ile Yol bir baba ile oğlunun hikayesi. Özgür ülkede (kıtada da diyebiliriz) yetişmiş, özgürlüğüne düşkün bir yazarın kaleminden nasıl  kaotik hikayeler çıkar demeden önce buyurun Yol romanını beraber inceleyelim.

Bir Adam Bir Çocuk

Yol, kıyamet sonrası dönemini andıran yapısıyla kaotik ve karanlık olarak nitelendirilebilir rahatlıkla, fakat aynı zamanda postmodern bir yapısı da vardır romanın. İkinci Dünya Savaşı sonrası düşmüş bir dünyada zirve yapan güvensizlik, şüphe, duygulardaki çelişki, kimliksizlik, bulanıklık, arayış ama neyi aradığını bilmeme hali postmodernizm anlatımı için hemen sıralayabileceğimiz birkaç özellik. Yol postmedernizmin bahsettiğim bu özellikleriyle benzerlik göstermekte hiç şüphesiz. İnsanlık nereye gitmektedir ve ahlaki değerler bir daha hiç gelmemek üzere gitmiş midir? Bu sorunun cevabını aramak için midir bilinmez bir baba ile oğulun savaş sonrası doymak ve ısınmak adına güneye doğru yolculuklarını konu ediniyor.

İnsanlığın açlığa, sefalete, yoksulluğa mahkum edilmesi ahlaki değerleri de alt üst etmiştir. Artık insanlık bir daha eski düzenini kuramayacaktır sanki. Bu durum her şeyden önce psikolojik açıdan bir bulanıklık ve girift bir durum yaratmaktadır ki McCarthy konuyu çok basit (bir baba ile oğulun güneye, bir su kenarına inme, ulaşabilme)  bir yerden ele alsa da anlatımdaki güç sadece postmodern anlatım açısından değil hikayenin asıl vuruculuğunu da ortaya çıkarmaktadır.

“Ormanda gecenin karanlığı ve soğuğunda uyandığında yanında uyuyan çocuğa dokunmak için uzanırdı. Karanlığında ötesinde geceler ve bir öncekinden daha kurşuni günler. Dünyayı bulanıklaştıran soğuk bir glokom hastalığı gibi. Eli her kıymetli nefesle birlikte kalkıp iniyordu. Naylon brandayı itti ve kokmuş giysilerle battaniyelerin arasından doğrulup ışık görmek için doğaya baktı ama ışık yoktu. Uyandığı rüyada çocuğun onu elinden tutup yol gösterdiği bir mağarada dolaşmışlardı. Islak akmataşı duvarlarda oynayan ışık, bir masaldaki granitten bir canavar tarafından yutulup, onun iç kısımlarından kaybolmuş hacılar gibi. Suyun damlayıp şarkı söylediği yerlerde derin taş bacalar.”

Böylesine kaotik bir ortamda, bilinmezliğin hüküm sürdüğü, geçmiş ile gelecek zamanın kendi zaman dilimleri içinde akmayıp, birbirinin üstüne bindiği hikayeden fantastik bir dünya olarak da bahsedilebilir. Baba ile oğulun çıktığı yolculuk, gidecekleri yere varıp varamayacaklarının belirsizliği sonu asla gelmeyecek yolculuk hissi tam da o dönem (Amerikan İç Savaşı sonrası büyük kıtlık dönemi) ruhunu okuyucuya geçirmek adına son derece iyi yazılmış.

Kıyamet sonrası çıkılan yolculukta kendileri savunabilecekleri bir tabancaları, çöp konteynırlarından aldıkları yemekler, dökük bir araba ve birbirlerinden başka hiçbir  şeyleri yoktur. Geçmişteki olayları hatırlayacak veya geleceklerini planlayacak konfor alanlar tamamen ellerinden alınmıştır bu insanların. McCarthy’nin bir baba oğulun hikayesi üzerine odakladığı bu durum içler acısıdır fakat insan halinin düşebileceği en gerçek durumlardan biridir de.

“Çorak, sessiz, tanrısız. Aylardan Ekim diye düşünüyordu ama emin değildi. Yıllardır takvim tutmamıştı. Güneye doğru ilerliyorlardı. Burada bir kış daha sağ kalamazlardı.”  

Yol, edebiyatın karanlık tarafından bize bakan son derece iyi yazılmış bir eser. Sonu bir yıkımla bitse de muhteşem bir şekilde, umuda doğru yol alarak bitiyor. Sevin Okyay çevirisine ayrıca değinmek isterim. Çeviri eserler bazen çevirisinin güzelliğiyle de tavsiye edebilir. Yol’u sırf bu sebepten dolayı bile tavsiye edebilirim. Okumanız dileğiyle. 

Yol

Yazar: Cormac McCarthy

Yayınevi: İthaki Yayınları

Türü: Roman

Çeviri: Sevin Okyay

Yayın Tarihi: 2019

Sayfa: 200