Söyleşi: Derin Övgü Öğün

Bu yıl 6.sı düzenlenen Mamut Art Project, 26-29 Nisan tarihleri arasında Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşti. Teması “Maddesiz?” olarak belirlenen performans etkinliğinin ardındaki fikir ise, maddenin kendisine dair olan düşkünlüğün, sorgulanmasına yol açmak. Takvimlerine 3. kez dahil olan performans sanatı da koleksiyonerler, küratörler, sanatçılar ve sanatseverleri biraraya getiren bir platformda buluşuyor.

Kadınlara başından beri yüklenmiş olan duygusal iş yükünün değerini sorgular nitelikte olan, ve tüm gün süren “Ağırlıksız Yük” performansının sahibi Eda Sütunç’layız.

Seni biraz tanıyabilir miyiz? Eğitimin ve sanata dair bu ilgin ile başlayabiliriz.

Avusturya lisesine gittim ve sonrasında Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar bölümüne girdim. Bunun sebebiyse disiplinler arası bir programa sahip oluşuydu. Başka bir üniversitede tek bir disipline odaklanmaktansa, psikolojiyi de sosyolojiyi de eğitimime dahil edebildiğim belki bir yandan da çift anadal yapabileceğim bir okulu kendime daha uygun gördüm. Yüksek Lisans istememin bir sebebi de üniversite süresince tasarım odaklı gittiğimi görmek oldu. Lisans bitimine doğru performanslarıma başlamıştım ve o portfolyomla Amerika’ya gittim, School of the Art Institute of Chicago’da yüksek lisansıma başladım. Ve kocaman bir süreç başladı. Özgürleşme, kendi sesimi bulma üzerine bir süreç. Sanatçı olarak neredeyim, kimim, neyi anlatıyorum? Kendimi uzak bir gözden görme imkanım oldu. Hem ülkeme, hem kendime, hem yaptıklarıma hem de yapmak istediklerime. Ve evet, eğitimin benim için çok büyük bir önemi oldu. Özellikle yurtdışımda geçirdiğim o iki senenin.

Lisans okurken kendime mutlak bir disiplin bulma arayışındaydım ancak ömür boyu bir fotoğrafçı ya da bir yönetmen olamam ben. Yapamayacağım bir şey varsa o da bu, diyordum. Tüm disiplinleri içeren bir yola girmek istedim. Bu kararım beni çok rahatlattı, kendimde bunu kabul etmek. Ondan sonra daha da özgürleşti yaptığım şeyler.

Sanatın farklı kollarıyla ilgileniyorsun ve geçmişinde ki uğraşlarında, video ve heykel işleri de görüyorum.

Heykel aslında son zamanlarda üzerine yoğunlaştığım bir şey. Maliyeti, lojistiği derken, henüz vakit bulabiliyorum, enerjisini de kendimde yeni yeni buluyorum.

Bir diğer performans işin “Ğ”. Bize kısaca bahsedebilir misin?

Konusu, kadınları temsilen. Yumuşak g harfi, kadınları anlatıyor benim için. G Hiçbir kelimenin başına gelemiyor ama harf olarak var.  İşlevselliği oldu mu kullanılıyor gibi bir sembolizmi var benim için. “Ğ” bedenin dayanıklılığını ölçen bir performans aynı zamanda. Performans süresince bulunduğum odaya yalnızca bir kişi alınıyor ve bende benimle bu anı paylaşmak isteyen kişinin gözlerine bakarak yumuşak g harfinin sesini tekrar ve tekrar çıkarıyorum. Ne kadar süreyle “ğ” harfini söyleyebilirsin? “Sesin bitene kadar söylemelisin”.

Performanslarında benzer bir üslup görüyorum.

En çok hissettiğim, en çok anlatmak istediğim şey “kadın” üzerine olduğu için, sanatım da bu şekilde ilerledi. Görünür kılmak istediğim şey buydu ve anlatmak istediğim ne varsa, onun üzerinden anlatmak istedim.

“Ağırlıksız Yük” isimli performansının çıkış noktası nedir?

Hissiyat daha çok. Ben çok kadınlı bir aileden geliyorum. Ailemdeki bu kadınların neredeyse her birinin üniversite eğitimleri var. Bu kadınlar, evlendikten sonra çocuk sahibi oldular ve çalışma hayatlarına devam etmediler. Onlardan gördüğüm sevginin tarifi imkansız, ancak aradığım güçlü bir kadın modeli oldu hep. Bağımsız: eşinden bağımsız davranabilen, ekonomik olarak bağımsızlığını edinmiş, duygusal olarak onsuz da var olabilen ve onunla olmayı tercih eden bir model. Kadın-erkek ilişkileri üzerinden, görünür kılma esasına dayalı bir şey yapmak zorundaydım. Çünkü biliyorum ki, görünmeyen, görünmez değil. Beni kadın olarak görenlerin ya da kadın olarak varlığımı fark edenlerin okuyabileceği bir performans oldu.

Her bir sanatsal eserle birlikte bende ileriye doğru bir adım atıyorum. Özünde bu bir yolculuk. Okul, sanatçı konuk programları, bir eser üretmek. Bunların hepsi birer deneyim. Görünür olmaktan çekindiğim dönemlerde beni bugün ki Eda’yla tanıştıran bir deneyimdi. Ancak kadınları görünür kılabilme fikriyle ortaya attığım her bir eser, benim bu çekincem sebebiyle gücünü ve kudretini yitiriyordu. Kendime dair aştığım bu engel, eserlerimi bir o kadar besliyor.

Bu performansta izleyiciyle kurduğun fiziksel temasın yeri nedir?

Performansın bitimine yakın, yorulduğumu, üzerimde bir ağırlık olduğunu fark ettim.  Ağırlaştıkça ağırlaştım. Ve sonunda o fiziksel temasa ihtiyaç duyar hale geldim. Biri benim elimi tuttuğunda, kendimde o yiten gücü tekrar hissetmeye başladım. Bu işin içinde benimle birlikte olan insanlar var dedim, ve bu bana güç verdi.

Önceki Eda, sonraki Eda… Bir sürü Eda’dan bahsedebiliriz. Performanstan sonra da başka bir Eda oldum diye düşünüyorum. Gerçekten çok özel bir deneyimdi benim için. Çok fazla duygu vardı ve en sonunda o sırada tanımadığım ancak sonrasında tanıştığım bir performans sanatçısıyla el ele tutuşarak bitirdik. Bu çok güzel bir andı.

Performansına eşlik eden materyallerin seçimini neye göre yapıyorsun?

Benim için malzeme çok önemli. İlk adımda konsept olarak çalışıyorum. Aklıma kazınmış bir fikir vardı: kadınların deneyimlediği duygusal iş gücü. Bunun ağırlığını çok hissetim ve anlatmak istediğim bir şeydi hep. Bu duygusal iş gücü dediğim, sürekli yaptığımız ama fiziksel dünyada çıplak gözle görülemeyen bir şey. Duygusal iş gücünün bir ağırlığı var, ama kiloyla ölçülmüyor işte. Belki beş kilo, belki on… Senden başkası bu ağırlığı hissetmiyor. Duygusal ağırlık bu daha ziyade. Bunu da, taşların kadın bedeninin üzerine düşüşüyle anlatmak istedim. Dijital oluşuysa, duygusal ağırlığa ithafen.

Bavulun ise benim için yeri ayrı. Daha önceden de bavul ile çalışmıştım. O forma, bu performansta geri döndüm. Bunun sebebi, çok fazla ev değiştirmem, hareket halinde olmam. Sürekli “Haydi Eda, çantalarını toplu, gidiyoruz” tarzında bir düzendeyim.

Mamut Art Project sergi alanı, her bir sanatçıya, kendilerine ayrılmış 10 m2  bir alanda eserlerini gösterme şansı sunuyor. Senin performansınsa, bu düzeni devam ettirmek yerine, aykırılığıyla göze çarpıyor. Bunun altında yatan sebep nedir?

Küratörlerim Simge Burhanoğlu ve Seyhan Musaoğlu ile konuşurken bir bölmede olmamam gerektiğini hepimiz düşündük. İnsanları rahatsız edecek, önlerine çıkacak bir şey olsun istiyordum. Üstüme basmamak için beni görmeleri gerekecekti.

Bir Yorum Yazın