Bedene Veda

David Le Breton, Sel Yayıncılık

Çeviren:  Aziz Ufuk Kılıç

Herkesin bildiği gibi, küreselleşme sonrası kimlik çatışmaları ve ardından akademide bununla ilgili çalışmalar büyük bir ivme kazandı. Bu kimliklerin dışavurumunda beden çok ciddi bir yer edinmeye ve önem kazanmaya başladı. Bedenin kullanımı, bedenin tanımlanması, kamusal alanda beden-toplum ilişkisi her yanıyla irdelenirken, bu durum devletin ideolojik kurumlarının baskısına rağmen, bedeni çeşitli şekillerde görünür kıldı. Din ve toplumun genel ahlak kuralları bedenin görünür kılınmasıyla sarsıldı, yerinden oynadı. Beden derken söylemek istediğimiz şey aslında, bedenin her türlü formasyonu, biçimi, çeşitliliği… Günümüzde ise, bu bedenin her türlü kılığa girdiğini, sanatsal performansların türlü türlü şekillerde uygulanabildiğini göz önüne alırsak, bedenin bildiğimiz şekillerdeki metamorfozu ya da nekrozunu gözlemleyebiliriz. İşte bu durum gerçek bir manada insanlık için olumlu bir gelişme midir yoksa bizi ruhen sakatlayan, insanlıktan çıkaran bir süreç midir? Bu sürecin somut gelişmeleri beden üzerindeki dövmeden tutun da piercing’e kadar çeşitli kullanımları içeriyor. Ya da estetik cerrahi müdahaleler, siber cinsellik, tüp bebek veya protezler gibi. Günlük hayatımızda da bu değişimleri her gün önümüzden geçen insanlarda veya kendi arkadaşlarımızda görüyoruz. Çok basit bir gözlem yaptığımızda, futbolcuların dövmelerini örnek olarak verebiliriz. Hatta dövmesi olan futbolculara ‘dövme yapmamaları’ gerektiği ile ilgili vaaz verenler basına haber olarak yansımıştı. Beden ile ilgili bu soruların cevabını biraz da distopik bir anlatımla bu kitapta bulabileceksiniz. Buradan hareketle, yazar insanlığımıza yeniden sahip çıkmayı deniyor ve bizleri de sunuma davet ediyor. Kitabın içindeki okuma bölümlerinden bazıları; Aksesuar beden, benliğin farmakolojik üretimi, siber-cinsellik ya da bedensiz erotizm, fazlalık beden vb.

“Yürümeye Övgü, Acının Antropolojisi, Ten ve İz gibi önemli çalışmalarının ardından David Le Breton, bireyin sahip olduğu beden coğrafyasında kendi duygu ve düşünceleriyle gezindiği, kusurlu veyahut eksik de olsa onun imkânlarını kullandığı mevcut realitenin karşısına, bedensiz yaşama özlem fenomenini koyuyor.” -Kitabın arka kapak metininden alıntı…

Tanrının Çocukları

Mary Doria Russell , METİS YAYINLARI

Mary Doria Russell’ın ilgiyle okunan romanı Serçe’den sonra Tanrının Çocukları da Türkçede: Beklenmedik dönemeçlerle dolu incelikli olay örgüsü ve edebi ustalığıyla en az ilki kadar güçlü bir eser.
Roman, Jana’ata ve Runa adlı iki akıllı türün bulunduğu Rakhat gezegenine yapılan ilk seferde yaşanan felaketin ardından, yeni bir sefer için kolların sıvanmasıyla başlıyor. Dünya’da hazırlıklar sürerken, paralel bir anlatımla, Rakhat’ta insanların ister istemez başlattığı değişim rüzgârına da tanık oluyoruz. Zorlu bir yolculuğun ardından Dünyalı ekip hedefe vardığındaysa, iki gezegenin halklarının kaderi bir kez daha kesişiyor.
Bir bilimkurgu romanı olarak Tanrının Çocukları’nın ayırt edici özelliği antropolojik derinliği: karakterlerin karmaşık iç dünyasını ikna edici bir şekilde resmetmesi; onların zaaflarını, kendi kendini kandırma ve anlam olmayan yerde bile sürekli anlam arama eğilimlerini, hırs ve yanılgılarını, iyi niyetle de olsa başkalarına zarar verme kapasitelerini gözler önüne sermesi. Dahası, yazarın önemli toplumsal meselelere –farklı türlerin/kültürlerin bir arada yaşaması, anlayış ve hoşgörünün kendinden farklı olanı tanımayla başlaması, katı geleneklerin zulmü, değişimin kaçınılmazlığı vb– yaklaşımı da kayda değer.
Bütün bunlara yaratıcı bir hayal gücü ve kitabın her sayfasında hissedilen ince bir mizah da eklenince, ortaya keyif ve heyecanla okunan doyurucu bir roman çıkıyor.

Kibrit Ev

Murat S. Dural , İTHAKİ YAYINLARI

Kibrit Ev - %25 indirimli - Murat S. Dural - İthaki Yayınları - Kita

Karanlığın içinde birer muma dönüşüyorlardı. Rüyasında rüyaya daldığını gören adamın altına uzandığı söğüdün etrafında yanan mumlar, dışarıdaki kâbusları uzak tutmaya çalışıp aydınlık saçıyordu. Gözlerimi kapattım. Gündüzde miyim gecede mi, uykuda mıyım ayık mı, bilemiyordum. İşte o an bir ses aniden yüzüme yaklaşıp gözlerime üfürdü:

“Mumun ışığını anlamlı kılan o karanlıktır. Tam da o aydınlattığı karanlıktır…” dedi. “Kapıyı aç ve karanlığa bak…”

Murat S. Dural, ilk öykü kitabı Kibrit Ev’de karanlık tarafımıza ait gerçeklere ışık tutuyor; evlerimizdeki karanlık ile içimizdeki ışığa ait öyküler anlatıyor. Masum, sıradan insanlar ile korkunç, yabani canavarları modern zamanların terazisine koyuyor.

Kibrit Ev, taşranın mistik toprakları, plazaların kalabalık ama yalnız hissettiren dünyaları, ikili ilişkilerin görünmeyen boyutlarına dair, tekinsiz bir arkeoloji kazısı gibi adeta. Geçmiş, geçmişte mi kalmalı yoksa bir hayalet gibi karşımıza mı dikilmeli? Dural’ın öyküleri ruhumuzun labirentlerinde dolaşmak için bir yolculuğa davet ediyor bizi ve şunu soruyor: “Mum musun karanlık mı?”

Kanadı Kırık Kuşlar

Ayşe Kulin, Everest

Kanadı Kırık Kuşlar

“Kendi vatanında bile yabancıdır kanadı kırık kuşlar”

1930’ların Almanyası… Nazilerin baskısından bunalan Yahudi asıllı tıp doktoru Gerhard Schlimann, çemberin yeterince daraldığını, kendisi ve ailesi için tek çarenin kaldığını hisseder: Kaçmak…

Ancak işsizliğin, savaşın habercisi toplumsal karmaşaların ve her yere yayılan ayrımcılığın cenderesindeki bir dünyada insanca yaşanacak bir yer bulmak hiç de kolay değildir. Zira Gerhard Schlimann ve diğer Yahudilere sözümona gelişmiş ülkeler bir bir sırt çevirirken, bir tek Avrupa’nın kıyısındaki genç bir Müslüman ülke kucak açar: Türkiye Cumhuriyeti…

Ayşe Kulin, Kanadı Kırık Kuşlar’da 1930’ların Almanya’sından 2000’lerin Türkiye’sine uzanan bir ailenin dört kuşaklık hikâyesini anlatıyor bizlere. Sıradışı, güçlü, coşkulu, inançlı kadınların hikâyesi bu aynı zamanda. Elsa, Suzan, Sude ve Esra kendi sancıları ve değişimlerini vatanlarının çalkantıları ile iç içe yaşıyorlar. Kanadı Kırık Kuşlar, vatanı sevgi olan herkesin kalbine değecek…

Hayatın  Kırılganlığı

William E. Connolly, Ayrıntı Yayınları

Çevirmen: Aydın Çavdar

ağımızın önde gelen teorisyenlerinden William E. Connolly bu kitabında, ekonomi piyasalarını kendi kendini organize edebilen yegane süreçler olarak görmenin yanlışlığını ortaya koyarak, yaşadığımız gezegenin oluşumuna katkısı olan çeşitli ekolojik oto-organizasyon sistemlerine ve bunların, dolayısıyla da varoluşun, neoliberalizm adı altındaki yıkımına odaklanıyor: Neoliberalizmin savunucuları genellikle yalnızca otomatik süreçlerden ve özgür bireysel davranışlardan bahsediyor olsalar da, aslında bu sistem muntazam bireylerden oluşan bir millet üretmeye çalışan bir tür biyo-politikadır. Neoliberalizm, sözde başarısının gerektirdiği boyun eğmeyi ve oto-kısıtlamayı üretmek için hayatın içine derinden nüfuz eden ideolojik bir makineye dönüşmek zorundadır. Yanıbaşında işleyen süreçlere hiç dokunmadan fotoğraflarını çeken bir kamera değildir yalnızca.

Friedrich Hayek, Michel Foucault, Immanuel Kant, Friedrich Nietzsche gibi birçok düşünürün görüşlerine de başvurarak sermayenin yayılması, yoğunlaşması ve istilası karşısında ezilen insan ruhunu kurtarmak adına özgürlük fikrini yeniden ele alıyor Connolly.

BONUS

“Hepimiz Katiliz”, Jean Paul Sartre

“Bugün Fransız işçiler, Cezayirli özgürlük savaşçılarıyla dayanışma içinde hissediyorlar kendilerini. Çünkü sömürgeci çetenin berhava olmasında her ikisinin de acil çıkarı var. Yeni sömürgecilik, özgürleştirici halk savaşlarını doğurur; adım adım faşistleşen ve harap olan bu ülkede, kitleler, kendilerini savunmak için özgürlük savaşçıları ile yeni ve derin bir dayanışmaya girmek zorunda olduklarının bilincine varmışlardır artık. Belirleyici olan sorun, başka bir sol, başka bir insan yaratmayı zorunlu kılmaktadır.”
Jean Paul Sartre
(Arka Kapak)

“Hepimiz Katiliz”, Jean Paul Sartre’ın Cezayir Savaşını sorgulayan yazılarını derliyor. Bu yazılarda sömürgecilik bir sistem olarak yargılanırken, aydınların ve solun ulusal sorun ve ulusal kurtuluş mücadeleleri karşısındaki tavrı da sorgulanıyor. Ve aynı zamanda yürütülen kirli savaş karşısında suskun kalan Fransız toplumu da eleştiri oklarından nasibini alıyor. Sartre şöyle diyor: “Bu savaşı yargılıyorsunuz, ama hala Cezayir Savaşçılarıyla dayanışma cesaretini gösteremiyorsunuz. Korkmayın! Sömürgeci efendilere ve paralı askerlere güvenin. Onlar zamanı geldiğinde sizleri ite kaka en öne çıkaracaklardır. Belki sırtınızı duvara dayadıkları zaman, o eski ve sık sık tekrarlanan suçların içinizde yarattığı yeni şiddetin dizginlerini koyuvereceksiniz. Ama bu, hep söylendiği gibi, konu dışı bir öykü, insanın öyküsü. Bugünün tarihini yapanlara katılacağınız anın yaklaştığından eminim.”
Jean Paul Sartre
(1. Basım, Arka Kapak)

Kitabın Künyesi
Hepimiz Katiliz / Sömürgecilik Bir Sistemdir
Orjinal isim: Les ecrits de Sartre, Gallimard
Jean Paul Sartre
Belge Yayınları / Düşünce Dizisi
Önsöz: Ragıp Zarakolu