Boğaç Gökmen

 

Koca bir yılın akışı, geçip giderken zihinde tortu misali bıraktıkları ve bir süre sonra birer anıya dönüşeceğini bilerek hafızaya alma uğraşını da beraberinde getirir.

Bir kenara not etmeler başlar.

Böyle zamanlarda müzikseverler için yabancı toplulukların konserlerini takip etmenin yanı sıra yerli sahnenin yeraltı zenginliğinin her geçen vakit gün yüzüne daha fazla kıymetli maden püskürtmesine tanık olmak ve o anlarda tüm heyecanıyla kraterin civarlarında yer alıp zihne kazınacak anılar biriktirmek de karşı konulmaz bir dürtüye dönüşüyor.

Dünya müzik sahnesinden irili ufaklı isimlerinin ziyaret ettiği ülke coğrafyasında geçen senelere kıyasla daha az tatminkâr bir müzik coşkusundan bahsedilse de var olanlarla da müzik yoğun bir süreç geçirmenin mümkün olduğu bir 2018’den söz etmek gerek.

Gelelim bir kenara not edilenlere.

Dünya çapında tanınmalarını sağlayan, 1999 tarihli nefis albümleri “The Man Who” turnesi kapsamında İstanbul’da boy gösteren Travis’in, konserin kaçınılmaz çekiçiliği yanında Barış Manço’nun “Dağlar Dağlar”ını üzerine çalıştıkları fark edilir bir performasla seslendirmeleri bir kenara yazılıyordu örneğin. Kesin hatırlamasam da uzun zamandır stadyum konseri yaşanmayan İstanbul’da Shakira konseri Vodafone Park çimlerine biraz da zarar vererek müzik atmosferine renk katanlar arasında kendine yer buluyordu.

Bazı isimlerin konserlerinden konser diye bahsedilmez, başka türlü bir şeydir orada olup biten ve bittikten sonra bile beynin içinde yaşanmaya devam eden. İşte Nick Cave ve müstesna ekibi The Bad Seeds de düşünülenleri doğru çıkararak Küçükçiftlik Park ortamında akıllara kazınan özel bir gece yaşatıyor ve unutulmayacaklar kontenjanında mühim bir kenara not ediliyordu. Hemen ardından büyük bir efsane daha aynı semtte bu kez Harbiye Açıkhava Sahnesinde İstanbul’a teşrif ediyordu. Led Zeppelin’in mikrofon başı kudreti Robert Plant son albümü “Carry Fire”ın yeni şarkıları ve Zeppelin klasiklerinin bazılarını izleyicilerle beraber söylerken notların bir kenarına yazılmaktan kurtulamıyordu. Ve tabii ki bir efsane daha var notlar arasında, o da bir Temmuz akşamında akustik gitarıyla Açıkhava sahnesinin orta yerinde gönüllere bir kez daha kuruluveren Joan Baez oluyor. Aynı dönem, aynı muhitten uzaklaşmadan Joe Satriani’yi üstelik Pentagram destekli olarak, ardından da keyifli bir Brit Pop akşamında Starsailor üstü Liam Gallagher izlendiği de notlar arasına kaydediliyordu.

Senenin biraz daha başlarına göz gezdirecek olursak bir Şubat akşamı duygu yüklü ve yerli rock sahnesi için derinden gelen çığlık misali bir gece dikkatlerden kaçmıyordu. “Lanet Bir Gece”ydi bu, ancak bu defa ikincisi. 2017’de sevgili Çağlan Tekil ile efsanevi Laneth dergisinin hatıralarına dalıp çıktığımız gecenin devam filmi de Razor, Tünay Akdeniz, Murder King, Rashit, Asafated ve The Climb’ın katılımıyla ilki derecesinde etkili oluyordu. Laneth serinin sürmesine sevinenler ise bir başka mühim sürpriz için bu kez Kasım ayına odaklanacaktı.

Yerli metal sahnesi için bir kilometre taşı olan efsanevi Kadıköy Moda Sineması konseri, düzenlendiği 4 Kasım 1988’den tam otuz sene sonra 2 Kasım 2018’de yine aynı gruplar Pentagram, Metalium, Metafor’un katılımıyla yine aynı yerde gerçekleştiriliyor duyguların doruk yaptığı gece iri harflerle gönüllere yazılıyordu âdeta.

“Lost on You” ile zirve yapan LP, doksanların önemli anılarının arka fonunda dönüp duran şarkılarıyla Massive Attack ve progresif rock kulvarının son dönem dahilerinden Steven Wilson keyfine doyulmaz bir konserle yine bir kenara not ediliyordu.

Yılın en ses getiren konserleri arasında ise bir efsaneyi görmek önce inanılamayacak kadar düş sonrasında ise saatler içinde biletlere hücum edip tüketen dinleyici sayesinde üst üste ikinci geceye aktarılacak kadar gerçek bir şölene dönüşüyor ve progresif rock evreninde 70’li yıllardan bu yana uzanan efsanevi topluluk Camel, 2018 konser anılarına damgasını vuruyordu. Bu arada bir başka efsane, 50. yılını kutlayan Jethro Tull’ın usta gitarcısı Martin Barre, aynı Camel gibi Zorlu sahnesini silinmez anılarla dolduruyor, alınan notlar kabarmayı sürdürüyordu.

Bu kez Salon İKSV sahnesine çevriliyordu bakışlar, öyle ki müziklerinin hücrelerine nüfuz eden 70’ler Anadolu Rock melodileriyle büyük bir dinleyici kitlesine sahip olduğu Mart ayının orta yerini üç gece üst üste kapalı gişeye çevirmesiyle daha iyi anlaşılan King Gizzard & The Lizard Wizard, Ağustos ayının başlarında bu kez de Küçükçiftlik Park’a çekiyordu müzikseverleri.

Metal sahnesi de elinden geleni ardına koymuyor desteklenmesi önem gerektiren organizasyonlarla yeraltı death metal platformunun Kadıköy Kargart alemine taşınıp yerli ve yabancı kudretli toplulukların yarattığı baş döndürücü atmosferler sert müziğin takipçileri için yılın en unutulmaz anları olarak bir kenara yazılıyordu. Dahası metal sahnesinin dev isimlerini izlemek de mümkün oluyordu ki, Tribulation ve Pestilence Kadıköy Sahne’yi birbirine katarken, son düzlükte bas gitar sorunu çözülen konserde Destruction ve kapalı gişe gerçekleşen At The Gates IF sahnesinde, Enslaved, Ihsahn ve biletlerin tükendiği bir başka konserde Pain of Salvation Zorlu Studio’da İskandinav bandıralı metal tınılarıyla İstanbul’u bir metal şehrine çeviriyordu. İrlandalı post-rock ekibi God is an Astronaut ve İzlandalı Sólstafir’i affedilemeyecek bir şekilde kaçırdığım da notların bir kenarındaki itiraf bölümüne ekleniyordu.

Laneth Bir Gece”nin ikinci raundunda üzerlerine çok yakışan bir Dr. Razor kıyafetine bürünen Razor’un bunu Ankara sahnesine de taşıması ve Venom Inc.’in ‘gerçek Venom hangisi’ mevzusunu gündeme taşıdığı İzmir sahnesi de yılın bir kenara not edilenlerinden oluyordu kuşkusuz.

Kadıköy Sahne, Woodstock, Kargart, Beyoğlu’nda ise Pendor, Peyote, Red Rock sahnelerinde Sülfür Ensemble’lı, Reptilians From Andromeda’lı, The Ayılar’lı, Ofisboyz’lu yerli Doom – Punk – Garage gecelerinin tadına varılıp ‘biraz hırpalanmaktan ne zarar gelir’ diyenler için de not edilecek akşamların sayısı az olmuyordu yıl içinde. Yerli Punk sahnesi demişken, bu yıl yeniden sahneleri ateşe vermeye başlayan ülkenin belki de ilk punk çıkış noktası LSD yılın önem arzeden müzik olayları arasındaki notlarda öne çıkıyordu. DRCK TXM sahnesinde bulduğun yerde kaçırmayacaksın statüsündeki Furtherial’ı seyretmek, Uluru ve abileri sayılacak Objektif’e kulak vermek de notlar arasında olacaktı elbet. Bu tadından yenmez, samimi bar sahnelerini takip edenler için yerli sahnenin zenginliği herkesi kucaklarken kimi zaman Cosmic Wings ateşiyle kimi vakit de Nautilus, Gür Akad, Sabih Cangil ile karşılaşmak da bir kenara yazılan keyifli performanslar oluyordu.

Biraz kurcalayıp, kovaladıkça ülke müzik sahnesindeki saklı renkliliğe ve neler olup bittiğine şahit olmak ümitlendirici bir güç verirken aynı zamanda da kısıtlı olanaklarla da olsa bu organizasyonları düzenleme cesareti gösterenlere şapka çıkartmamak ne mümkün derken buluyor kişi kendini.

Unutulanlar var mıdır? Kaçırılanlar var mıdır? Pek tabii. Nihayetinde, bunlar 2018 müzik sahnesinden kişisel bir kenara not edilenler kelamı.

İyisi mi yeni senede de not etmeye devam etmeli.

 

Kapak Fotoğrafı: Seda Açıkoğlu

Bir Yorum Yazın