Boğaç Gökmen

Aylar ayları, günler günleri kovaladı ve The Smashing Pumpkins yeni duble albümü “Cyr”ı yayınladı.

Sumerian Records aracılığıyla dinleyiciyle buluşan “Cyr”, tanıtımlarında bolca tercih edildiği üzere grubun 1995 tarihli ikonik albümü “Mellon Collie and the Infinite Sadness”ın ardından Pumpkins kataloğunun ikinci duble albüm olarak geçiyor kayıtlara.

Son yıllarda adından yeniden sıklıkla söz ettiriyordu ki Pumpkins, geçmişi tam bir rock ‘n’ roll öyküsüydü. Her türlü fırtınadan nasibini alan bir yol haritasıydı onlarınki. İki ergen gitar tutkununun bir müzik dükkanında karşılaşmasıyla başlayan aşk, ihtiras, ego, bağımlılık, başarı, ayrılıklar tekmili birden rock sahnesinin eskimeyen tüm detaylarıyla örülü bir senaryo misali.

O iki ergenden biri olan kaptan Billy Corgan çoğu kez gemisini yüzdürmekte kararlılık gösterse de eksik bir şeyler vardı. Çoğunluk tarafından olması beklenen oluyordu. Bir araya gelme zamanıydı artık.

Bizler ise öncesinde, basçı D’arcy dışında tekrar bir araya geldikleri haberlerine odaklanıp, ardı sıra çıktıkları görkemli turneye iç geçiriyorduk. Sonrasında da uzun aradan sonra 2018 Kasım’ında yayımlanan “Shiny and Oh So Bright, Vol. 1.” albümüyle yüreklere su serpen Smashing Pumpkins cephesinden yükselen yeni albüm sesleri elbette yeni bir heyecanı da beraberinde getiriyordu.

Bu arada, 2019 sonunda “Cotillions” başlıklı solo albümünü çıkaran Billy Corgan, bir söyleşi sırasında, Smashing Pumpkins’in “oldukça farklı” bir duble albüm için Nashville’de 20 yeni şarkı kaydettiğini söylüyordu.

Corgan’ın, gitarist James Iha ve davulcu Jimmy Chamberlain ile yeniden bir araya gelmesi ve 2018’de yayımladıkları “Shiny ve Oh So Bright, Vol. 1”in ardından gelen albümün, merak oklarını da üzerine çekmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Ve bu okların isabet oranını belirleyecek derecede renkli bir albüm duyuru ve tanıtım süreci geldi peşi sıra.

Nihayetinde grubun memleketi Chicago, Illinois’de kaydedilen 20 şarkılık albümün hissiyatı ve şifreleri, paylaşılan şarkılarla dinleyiciyle buluşmaya başladı ki yayımlanan 10 şarkı sayesinde albümün yarısı gün yüzüne çıkmış oldu.

Albümle ilgili tüyolar vermeyi de ihmal etmeyen Corgan albümü, “ben, James ve Jimmy çok uzun süre bir şeyler üzerinde çalıştık. Daha kavramsal bir temeli var ve muhtemelen de daha geniş bir müzik alanı” sözleriyle tanımlarken, risk alıp, sadece bilinen ve tahmin edilenler yerine masaya yeni bir şeyler getirmeye çalıştıklarının altını çiziyordu.

Yayın öncesi paylaşılan şarkılarla daha çok pop unsurlara kucak açtığı görülen albümün dikkatlerden kaçmayan ilk özelliği ise Pumpkins’in her daim hayli başarılı olduğu kendi evrenini yaratmak konusunda yine yeni kapılar açtığı olsa gerek.

Kendine özgü düzenlemeler ve yapım boyunca hissedilen duygusal yoğunluk, bu kez gitar işçiliğinin katmanlar arasında diplere çekildiği yerine ise synth melodilerinin kıvamı yerinde çeşitliliğiyle şekillendiriyor kendini. Akla gelecek ilk örnek grubun keskin sound değişikliği yaptığı 1998 tarihli “Adore” olabilir. Ancak yine kendi içinde yapılacak bir tespitin ışığında Corgan’ın hayli keyif aldığı anlaşılan ve başarılı bir dalış gerçekleştirdiği karanlık synth pop evreni, derinlerine çeken hikayecilik becerisi ve tam da bunlara uygun desenlerin kurgulandığı yapım, yepyeni bir yol ve nefes olarak çıkıyor karşımıza.

Albüm, The Cure vurgulu açılış şarkısı “The Colour of Love”dan geceyi hızlandıracak şarkılar “Cyr” ve “Tyger, Tyger”e, gidişatın gizemli yönünü belirleyen “Confessions of a Dopamine Addict”, “Haunted” ve “Telegenix”ten, 80’ler synth işçiliğiyle “The Hidden Sun”, “Save Your Tears”a, tekinsiz hissiyatıyla “Black Forest, Black Hills”, “Wyttch”den, tutku ve ihtirasıyla “Wrath”, “Ramona”, “Schaudenfreud” ve Adore albümüne göz kırpan tansiyonu yerinde şarkılar “Purple Blood”, “Anno Satana” ve “Minerva” ile grup adına dinledikçe zihne yerleşen yeni kilometre taşlarını sunuyor.

İlk izlenim olarak, geçmişin altın sayfalarıyla karşılaştırma yapmaksızın Corgan ve ekibinin yenilikçi, pastel ve loş renklere meyleden kendi renk kartelasını belirleyip resmettiği ve itinayla hissettiği yolda ilerlediği bir albüm “Cyr”.

Geçen 30 yılın kollarında tekinsiz aşk hikayeleri, hassas melodiler, tebessüm ve hüzün tam da Pumpkins tarzında bir arada.