Boğaç Gökmen

90’lı yılların ortasıyla birlikte dahil olduğu Hollandalı metal grubu The Gathering’in büyülü sesi olarak gönül tahtımıza kurulan Anneke Van Giersbergen yeni albümüyle huzurlarınızda.

Anneke, tam bir akustik albüm olan “The Darkest Skies Are The Brightest”ın ismiyle ilgili olarak, kişisel zorluklarla karşılaştığımızda, hayatın en büyük sorularına cevap bulmaya zorlandığımız fikrine atıfta bulunduğunu söylüyor ki albüm süresince eşlik edeceğimiz iç yolculukta gerçek çözümler için bir arayışa da dahil oluyoruz.  

Hem finansal hem de duygusal bakımdan fırtınalı bir dönemde, “sadece akustik gitarım ve temel kayıt ekipmanımla, Eindhoven’ın hemen dışında, ormana yakın küçük bir eve çekildim” diyen Anneke, grubu VUUR’un geleceğinin baskılarını bir kenara bıraktığını ve aynı zamanda evliliğini kurtarmak için zaman ayırdığını belirtiyor ve ekliyor:

“O küçük kulübede, bir solo albüm yazmanın meditasyon sürecine girdim. Yeterince şarkı yazdığımda, arkadaşım ve yapımcı Gijs Coolen’den albümü bitirmeme yardım etmesini istedim.”

Yeni albüm için aşk ve gönül yarası mesajlarıyla dolu birçok şarkı yazdığını aynı zamanda daha karanlık bir hikâye anlatımıyla daha yüreklendirici bir yolculuğa çıktığını da vurguluyor ki cesur, apaçık ve gizlisi saklısı olmayan bir dost sohbetinin sıcaklığını yakalıyoruz albümün hücrelerinde.

Bütüne baktığımızda da akustik lezzetler üzerine temeli atılmış, dingin bir dinleme süreci vadeden albüm, Anneke’nin gitarına eşlik eden nefesliler, yaylılar ve zaman zaman da folklorik etkiye sahip harp gibi enstrümanların katılımıyla sade ve melodi bakımından zengin bir içerikle dinleyiciyi kucaklıyor.

Albümün yayını öncesi kulaklarımıza ulaşan şarkıların samimi ve dokunaklı yapılarına baktığımızda, rock ve metal sahnesinde parlasa da pop ve klasik müzik kulvarında da takdire şayan kayıtlara imza atan Anneke’nin, albüm yazım sürecinde iç dünyasına doğru çıktığı yolculuğun şifrelerini veriyor, son dönem yaşadığı acı tatlı anların cümleleri etrafa yayılıyordu.

Aşk için savaşma kararlılığıyla ilgili sözleriyle öne çıkan, tam bir akustik ziyafet kıvamındaki çıkış şarkısı “My Promise”, vurmalıların tekinsiz ve karakteristik yürüyüşü üzerinde yükselirken, son kısımdaki nefis trompet solo ile lezzeti damakta yer eden “Hurricane” ve meditatif gitar aranjmanına katılan yaylı çalgılar dörtlüsü ile 70’li yıllar aşk şarkılarına farklı bir yaklaşım olan “Agape”, albümün ana hatları ve derinliği hakkında tam yerinde birer ön izleme olmuştu.

Albümle buluştuğumuz ilk andan itibaren ise “Losing You” ve “Love You Like I Love You”nun avucuna alan dokunaklı sunumları etkisi altına alırken, farklı bir flamenko esintisi hissettiren albümün hareketli şarkısı “Survive” ile “Keep It Simple”, “The Soul Knwos” ve “Lo and Behold” ilk duyduğumuz şarkılarla birlikte hikâye anlatımını, melodi ve beste yapılarını dikkat çekici boyutlara taşıyor.

İç dengelerini arayan birinin hassas, samimi, karanlık ancak bir o kadar da aydınlık, hüzünlü olduğu derecede rahatlatıcı, içten içe kabulleniş ve bağışlayıcılık hissedilen günlüğünün sayfaları arasında gezinirken, kariyerindeki bir başka parlama anını daha bizlerle paylaşan bir müzisyenin iç dünyasına konuk oluyoruz.   

Yaşadığımız dönemin mevcut koşulları içerisinde çoğu zaman oradan buraya sürüklenen ruh hallerine, açmazlara, belirsizliklere takılı kalıp, türlü insani duygunun gelgitlerinde aşınan gönül hanemize Anneke’nin sesi ve hünerli dokunuşları ile şifa dağıtacağı bir albüme davetlisiniz.