Fotoğraf sanatçısı, şair, akademisyen, eleştirmen, küratör, radyo programcısı Merih Akoğul’un, Ağustos 2020’de yazdığı “ağustos” YOK yayınlarının ilk şiir kitabı oldu.

Merih Akoğul “ağustos” kitabını 2020 yılının pandemik karanlığında 1-31 Ağustos tarihleri arasında, çalışma odasının 2.5 m2’lik balkonunda yazdı. Üzerinde bembeyaz bulutların bulunduğu bu balkonda tam bir ay boyunca yaşamını yeniden gözden geçirdi.

Çocukluk, aşklar, ayrılıklar, kasetten dinlenen müzikler, hüzünlü yazlar, unutulmuş kokular, çehresi değişen semtler, bu dünyayla vedalaşıp ayrılanlar, okul günleri, unutulanlar ve hatırlananlar belleğin köşelerine gizlenmiş her şey, bir psikanaliz seansındaymış gibi yeniden anımsanırken şiirlere dönüştürüldü. Salgın günlerinin yaşandığı “2020 Yazı”nda her şey açık ve net olmalıydı.

Çizgili defterlere dolmakalemle yazılan bu kitap, sadece ağustos ayında yazılmış dizelerden oluştu. Ardından gelen beş ay boyunca hiçbir yeni sözcük eklenmeden damıtıldı ve kitaptaki halini aldı. Akoğul ilk defa tüm sözcükleri küçük harflerle yazılmış bir kitaba imza attı. İstedi ki, tüm nesneler ve kişiler yaşanan bu tuhaf günlerde birbiriyle eşitlensin, aralarında fark kalmasın.

Şairin dördüncü şiir kitabı olan “ağustos”, aslında geçmişle yüzleşmenin ve hatıralar üzerinden onlarla söz düzleminde yeniden buluşmanın kitabı.

Kitabı YOK yayınlarının internet sayfasından veya Yeniköy Kitapçısı’ndan temin edebilirsiniz.

Gelin, kitabın çıkış hikâyesini Akoğul’un kendi cümleleriyle göz atalım.

Balkonda: Ağustos

Bir yıl seçtim kendime: 2020. Bir ay beni seçti: Ağustos. Yazdı; üstümde bulutlardan bir fanus… Kapandım balkona, boş defterimle; yazdım. İnsanların ifadelerini yitirdiği bir zaman dilimiydi. Gidenleri hatırladık, kalanlarla avunduk.

Eskiyi, eskimeyeni kurcaladım. Tarihi kayıp çocuğu ensesinden yakaladım. Sordum, anlattı. Söyledim, dinledi. Sarıldık, uzlaştık. Aramızda sıcak yazlar, tuhaf Ağustoslar ve bizi bağrına basmak için sabırsızlanan ölüm vardı.

Şiirden, dizelerden medet umduk. Uzayan saçlarımıza, geçmeyen günlere, hızla akan zamana söyleyecek sözümüz olmalıydı. Bizim gibi hissedenleri bulmak için şiire eskisinden daha çok gereksinim vardı. Uykuysa bu, uyanmalıydık.

Görkemli balıkların düşüyle, baktık havuza. Önce bulutları, ardından solgun yüzümüzü ve sonunda da kirli havuzda garip bir rota ile dolanan bıkkın balıkları gördük. Anladık; ölüm de bizimle birlikte ölüyordu.

Aylardan Ağustos’tu. Şiir, en büyük salgınımdı benim. Yakalanmıştım. Balkona çıktım. Maskemi attım. Aklımda dizelerle, küllerimden yeniden doğdum. Kağıt, kalem ve mürekkep: İyi ki bizi olacaklara hazırlayan şiir vardı.

Merih Akoğul