“Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil”

(Hiçbir hikâyede kahraman olmayı becerememiş kahramanımız sigarasını yakar, anason kokulu bir yudum alır içkisinden, buruş kırış bir kâğıt koyar önüne ter içinde elleriyle, onlarca kez hak ettiği ama hep bilmem kimin tanıdığı olan adama verilen terfiini bekleyen bir memur sabrıyla düzeltmeye çalışır kâğıdı, arkası ısırılmaktan ve ucu tıraşlanmaktan ufacık kalmış kalemini eline alır, birkaç anlamsız şey çiziktirir kâğıda ve yazmaya başlar hiç yollamayacağı mektubu…)

Yine başa döndük işte… Yenile yenile yenmeyi öğrenemedim gitti. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir adam gibi davranmaktan, güçlü durmaya çalışmaktan çok sıkıldım. Cesaretle aptallık arasındaki çizgide Levent Kırca’nın sarhoş tiplemesi gibi bir sağa bir sola yalpalanarak yürüyorum. Sonuç hiç değişmiyor, aptallık tarafında yığılıp bir süre sızıyorum orada. Ayıldığımda hep çok geç, giden zaman geri dönmüyor ve ben pişmanlıklarımı bir şişenin dibine ya da birkaç dönüm tütüne boğarak kurtulmaya çalışıyorum. Kendimi mutlu sanmalara doyamadım bir türlü. Oysa mutluluk bu kadar göreceli bir his değil.

Her vazgeçişimde biraz daha eksik kalıyorum, bir türlü bitemiyorum… Suçlamıyorum kimseyi yanlış anlaşılmasın. Ya sevmeyi ya da seçmeyi bilmiyorum ki bu her şartta suçlunun ben olduğumu gösterir.

Okulu yok ki sevdanın… Belki olsa ben hoca olurdum bilinmez. Dediğimi yapın yaptığımı yapmayın diye anlatırdım kalbi kırık sevdalı aldanmışlara… Ne acıtır, ne sancıtır, kim kıymetli olur, kim bir pul gibi harcanır tek tek anlatırdım sanki o garibanlar bunu yaşamadan anlayabileceklermiş umuduyla. Sanki bu güne kadar bana anlatılan herhangi bir aşığın hikâyesinden en ufak bir ders çıkarmışım ikiyüzlülüğüyle. Ben demiştim diyebilecek olmanın bana verdiği anlamsız ve egoist hazza dayanarak…

Ve ilk ders şöyle başlardı;

Aslında aşk birçok yönden sigaraya benziyor. Keyifli ama zehirli örneğin, en zehirli yeri de sonu. Çok güçlü çekerseniz çabuk biter evet ama yakıp bir küllüğe bırakırsanız da kendi kendine biter bir süre sonra. Bir kere yakarsanız sigarayı, ya da aşkın ateşini; bitmesi kaçınılmazdır oysa. En güzeli yakmışken tadını çıkarmak galiba… Aynı aşk gibi sigarayı da yarısında söndürüp tekrar içmeye devam ederseniz bir boka benzemez. Bir de sevdiğin sigarayı bulana kadar birkaç marka denersin ya hani, aynı şekilde doğru aşkı bulana kadar da birkaç kez denersin kendini en büyük zevkle zehirleteceğin zıkkımı bulmayı. İlla bir fark arayacaksanız sizi uğraştırmadan söyleyeyim; aşk her geçen gün ucuzlarken sigaraya zam üstüne zam gelir tek fark bu.

Çocukken oynamaya kıyamadığım bir oyuncağım vardı. Anaokulunda el kadar çocukların dibine ulaşamayacağı anlamsızca derin bir dolap yaptırmışlardı bize ve ben o oyuncağı o dolabın en derinine saklamıştım. Her gün sanki biri onu benden çalacakmış paranoyasıyla açıp bakardım hala orda mı diye. İşte sen de benim için o oyuncaktan farksızdın. Çok sevdim, kırmaktan çok korktum, hatta o kadar korktum ki keyfini çıkarmayı bir türlü beceremedim ve en derinlere sakladım. Bir gün korktuğum başıma geldi ve kaybettim onu. Yüzlerce oyuncağım oldu büyüyene kadar ama o oyuncağın yerini hiçbir oyuncak dolduramadı. Şimdi sokakta eksi bilmem kaç derecede tir tir titreyen bir köpek çaresizliğiyle merak ediyorum. Senin yerin dolacak mı? Daha acısı ben yerin dolsun istiyor muyum?

Hayal kurmak… Ama öyle ufak tefek şeyler için değil, iliklerine kadar hissederek, ruhunun derinlerinden. Hani insanın tanrıya inancını sarsacak güçte bir inançla. Böyle hayallerim oldu seninle… Bazı hayaller vardır; oturup bir esnaf taburesine, yükselişini izlediğin bir inşaat gibidir onlar. Bir gün gelir sıkılırsın. Bazıları ise ellerinle tuğlalarını tek tek dizdiğin, sıvası biter bitmez daha boyası bile yokken içinde yaşamaya başladığın, her köşesini anılarla, kanınla ve terinle donattığın yuvan gibidir. Yıkılırsa enkazında kurtarılmayı beklersin henüz tanımadığın eller tarafından. Ne umutsuz bekleyiştir o. O kadar çok yanın kanıyordur ki acıyı hissetmez olursun. Olur da o enkazdan çıkarsan belki hatandan ders çıkarır daha iyi bir usta olursun ama yine yıkılır korkusuyla bir daha hiç o kadar inanarak hayal kuramazsın.

Oysa ne çok aldanmışız seviyorum demelerinize… Olmayan aşkınızın şerefine ne çok kadeh kaldırmışız. Pembe panjurlu hayallerimizi deniz kumundan yapmışız meğer. Olsun be… Bu gece de şerefinize! gülüşü güzel, gözleri inci tanesi kadınlar… Selam olsun…

 

_Birinci Bölüm Sonu_