Bahariye’de bir çatı katı. Klasik kadro değişikliklerinin yaşandığı bir öğrenci evi. 1991 – 1992 sezonu, Kadıköy – Eminönü vapurları, tramvay yeni başlamış seferlere, oradan Beyazıt ardından gerisin geri çatı katı. Öncelik sıralamasında henüz orta sıralarda bulunan sınavlar, her daim müzik ve futbol. Sorular, dönemeçler, maçların döndüğü bir sürü an, dünya sorunları, ülke gerçekleri. Bütün bu durum saptamalarına ışık tutan ve farkında olmadan bizden desteğini esirgemeyen bir emektar kaset. ‘Raw Melody Men’. Yoğun mesailer ‘New Model Army’ adındaki oluşum ile.

Şarkı sözlerinin ışığında ruhumuzu biraz daha güçlendiren, umutlu bir öfke hissetmemizi sağlayan kuvvetli vokaller. Nasıl bu kadar samimi bir müzik yapılabilir dedirten adamlar topluluğu.

‘Justin Sullivan’ önderliğinde 1980 yılında bir araya gelen kanımca tam bir karşılığı olmasa da kabaca post-punk icra ettiğini söyleyebileceğimiz İngiliz grup. Bir dönem tartışmalara da vesile olan ismini İngiltere iç savaşı sırasında kurulan devrimci ordudan almış. Fakat Justin’i asıl ilgilendiren o süreçte yaşanan kraliyet karşıtı halk hareketi olmuş.

Günümüze kadar yayınladıkları on bir stüdyo albümüyle bütün insani değerlerin arkasında durmuşlardır. Kuzey İrlanda ve göçmen sorunu, insanın odağına yerleştiği politik meseleler, sisteme karşı aykırı bir duruş ve gerçeğin çıplaklığı.

‘Sanki hepimiz aynı kandan gelmiyormuşuz gibi, Sanki hepimiz farklı kanunlarla yaşıyormuşuz gibi’ diyor Justin Sullivan.

Ne albümler, ne şarkılar. ‘51st State’, White Coast’, Stupid Questions’, ‘Vagabonds’, ‘Green and Grey’, ‘Get Me Out’, Purity’, Higher Wall’, ‘Better Than Them’. Bir solukta sayabileceğim ve her biri tüyleri diken diken etmeye yetecek bir listeye dönüşebilir. Yazıya dökmesi oldukça zor olsa da ilk fırsatta tekrar tekrar dinlenilmesi gereken nadide parçalar bunlar.

‘Stupid Questions’ın videosunu seyrettiğim ilk andan itibaren New Model Army ve komutan Justin Sullivan’ın farkındalık yaratan söylemlerinin bendeki etkisini dün gibi hatırlarım. Bağıra çağıra gerçekleri haykırmak, belki de uyanalım arkadaşlar diyerek.

Yeni albüm ‘Winter’a kadar da hiç boş durmadılar tabii. Yaptıkları her çalışma için farklı değerlendirmelere gidilebilse de ortak payda olan insani değerler adına gerçekleri söylemekten bir adım geri atmadıkları ortada.

‘Winter’da barındırdığı on üç parçayla bundan taviz vermiş değil. Dinlerken zaman zaman tüm külliyat şöyle bir gözlerimin önünden geçti.

‘Born Feral’ var mesela grubun şifreleri ve ateşine sahip bir parça. ‘Burn the Castle’, ‘Winter’ ve ‘Drifts’ yine adım adım takipte kalmamızı sağlayan parçalar. ‘Die Trying’ New Model Army’nin akustik tadını çok iyi temsil etmiş doğrusu. ‘Stropoula’ ilk dinlemeden itibaren başka bir yere oturdu benim için. ‘Echo November’, ‘Devil’ ve ‘Part the Waters’ albümün ve ekibin karakterini tutturmuş sağlam işler. ‘After Something’ ile de enfes kapanıyor albüm.

‘Winter’ ile ilgili olarak grubun erken dönemine ait çok şey bulduğumu söylemeliyim. Grubun ruhuna özgü bütün hadiseleri bu on üç şarkıyla birlikte bizlere tekrar yaşatmayı başarmışlar.

Zaman akıp gitse de dünyada hiçbir şeyin değişmediğini farkettiğimiz oranda içimizin karardığı anların sayısı oldukça fazla. Sistem ve dolayısıyla yönetim biçimlerinin kılık değiştirdiğine tanık olduğumuz her dönemde olduğu gibi gerçekleri haykıran birileri de var elbette.

Bana kalırsa seksenlerden günümüze olduğu gibi ‘New Model Army’ yine direkt yüreğinden çıkanları ortaya döküyor ve her şeye rağmen mücadeleye devam edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Hayatı yaşanır kılan ve bizi biz yapan değerleri öne çıkarıyorlar.

‘New Model Army’ yeni albüm ‘Winter’ ile karşımızda ve dinlenilmesi ivedilik arz ediyor.