Kronik gecikme sorunu yüzünden biriyle arkadaşlığınızı bitirdiğiniz oldu mu? Birisi sürekli geç kaldığında, onun zamanının sizinkinden değerli olduğu sonucunu çıkarmanız hiç de zor değildir. Bir kişinin zamanında ortaya çıkıp çıkmayacağını merak ederken onun gelmemesi hem bütün planları mahveder hem de aşağılanmış hissettirir. Üstüne üstlük devam etmek için çok geç olup olmadığına karar vermeli ve sonra da her şeyden bihaber arkadaşın gelirse onunla nasıl başa çıkacağının stratejisini oluşturmalısın.

Ama çoğumuzun bildiği gibi geç kalmak defedilmesi zor bir sorundur. Gecikmek, hatta birkaç dakika olsa gecikmek, gereksiz bir baskı yaratır, görüşmelere stresli bir şekilde girmemize ve getirmemiz gereken şeyleri unutmamıza yol açar. Bazen her şeyi kaçırır veya kaçırmayı göze alırız.

Ne tür bir insan kendini ve çevresindeki insanları bu yolla sınar ki?

Psikolog Linda Sapadin, How toBeat Procrastination in the Digital Age’i yazdı ve sürekli geç kalma eğiliminde olan “o kişinin” kim olduğunu buldu:

  • Mükemmeliyetçi: Bu kişi randevulara hazırlanırken çok zaman harcaması ya da bitmemiş şeyleri bırakamaması gibi nedenlerle gecikir. Sapadin’in tavsiyesi: Detaylar için fazla ter dökmeyi durdurmayı dene!
  • Kriz Makinesi: Heyecan arayışındaki bu insan tipi baskı altında olmanın getirdiği sarhoşluğu ve enerjiyi tercih ediyor. Sapadin’in tavsiyesi: Enerjik olmak için dışarıda çalışmak gibi sağlıklı yollar bulun!
  • Meydan Okuyan: Bu kişi gecikmesiyle bir mesaj verir. Sapadin’in tavsiyesi: Kurbanınla ilgili daha az reaktif ol ve seni rahatsız eden şeylerle ilgili de daha proaktif ol.
  • Hayalci: Bu kişi seyahat süresini tahmin etmek için büyülü düşünmeyi kullanır ve yol boyunca durmak için zamanı olduğunu hayal eder. Sapadin’in tavsiyesi: Gereken yaklaşık zaman ve beklentilerinin gerçeğe uygunluğuyla ilgili daha spesifik ol!

(Büyülü düşünme: Düşünmenin yapmakla aynı şey olduğu, düşünceyle olayların yönlendirilebileceği, arzuların gerçekleşebileceği, kötülüklerden kurtulunabileceği inancına dayalı ilkel bir bilişsel süreç.)

Geç kalmak da dâhil olmak üzere herhangi bir alışkanlığı kırmak zordur. Bilişsel bilim insanlarına göre, bir eylem gerçekleştirdiğimizde beynimizde bir sinir yolu yaratıyoruz. Bu yapıcı eylemlerin de yıkıcı olanların da gerçeğidir. Bir eylemi ne kadar fazla tekrar edersek –bu yeniden ve yeniden yapmak demek– o kadar kökleşmesine neden oluruz. Bu davranış temel varsayılan bir davranış olana kadar sinir yolu haline gelir.

Better Than Before: Mastering the Habits of Our Everyday Lives’in yazarı Gretchen Rubin, geç kaldığımız her seferde kötü bir karar verdiğimizi tekrar ediyormuşuz gibi görünebilsek de bunun aslında tersi olduğuna işaret ediyor – olan şey, hepten bir karar veremememiz aslında.

Hatalarımızı düzeltmemizin zor olmasının nedeni de aynı: Yenı bir sinir yolu geliştirmeye başlamak için farklı bir şey yapmaya bilinci bir şekilde karar vermek gerekir. Kendini frenleyebileceğin bir bağlılık ve sabır gerektirir, çünkü bunu başarmak bir süre alabilir.

The Order Expert organizasyon danışmanı Rachelle Isip’in önerisi şu; zamanında varması zor olan Bir randevu tanımlamak için günlük alışkanları parçalamak başlamak için iyi bir yer sağlar. Diğer sorun olan randevular daha sonra ele alınabilir.

Burada bazı fikirler var:

  • Randevu zamanını 15 dakika önceymiş gibi kaydedin. Randevunun gerçek saati 09.00 ise siz 08.45 imiş gibi davranın.
  • Randevu rotasını ve ne kadar zaman alacağını fiziksel olarak prova edin.
  • Beklenmedik şeylerle karşılaşma ihtimaline karşı yolculuk süresini arttın.
  • Yolculuk süresini öğrendiğinizde, yol boyunca yeni duraklar eklemeyin.
  • Zamanında yola çıktığınıza emin olmak için bir alarm kullan. Nasıl uygun görürseniz…

Yeni alışkanlıkları pekiştirmek için kazanma formülünü birkaç kez tekrar etmek önemlidir – sonuç olarak bu yeni nöral yolların inşa edilmesiyle ilgilidir. Sonunda, yeni metodoloji, varsayılan yeni davranışın hangisi olduğu söyleyen standart bir işletim prosedürü haline gelecektir. Ve herkes hazır olmadan önce biraz rahatlamaya yetecek kadar erken gelmek iyi olmaz mıydı?