Keşke şu sistemin çarkında bir çomak olsak ya da o çarkın dışına tamamen çıkabilsek ama bahçede yetiştireceğin domatesin tohumu da para, sulayacağın su da. Öyle ya da böyle çalışıp kazanmak denilen kısır döngü içinde “sürekli daha çok kazanma” baskısıyla yaşama gayretindeyiz.

Var olduğumuzu, ne hissettiğimizi bile çeşitli satın alınabilir araçlarla gösteriyoruz. Bu doyumsuz muhtaçlıkta, fikir üretimleri için dahi o araçların en kullanışlısına, en gelişmişine sahip olan ipi göğüslemeye daha yakın oluyor.

Eğitim eşitsizliğinin etkileri, amcalar, dayılar ve hamili kartları da sıralarsak, “iş hayatı” dediğimiz meymenetsiz dünya sert bir rekabet alanına dönüşüyor. Bir kast sisteminin varlığını kabul edersek, en alt seviyeden en üst seviyedeki iş kollarına ve bu iş kollarındaki görevlerimize kadar…

Bu sert rekabet alanı, az gelişmiş ya da bir türlü içinden çıkamadığımız gelişmekte olan ülkeler seviyesinde – sosyo-kültürel gelişmişliği de dâhil ederek – daha garip bir hal alıyor. Bir tür pazarlamacılık faaliyetine dönüşen rekabette çeneniz iyi çalışmalı, tek tip bir karakteri iyi canlandırmayı öğrenmeli ve kalıplaşmış birkaç ünlem ve cümleyi de dilinize pelesenk etmelisiniz.

Hep yorgun, hep meşgul ve hep kafası karışık olun…

Diyelim ki, zeki, proaktif, pratik ve çalışkansınız. Verilen işi hakkıyla, zamanında ya da zamanından önce bitiriyorsunuz. O işi yapmak zaten sizin görev tanımınız içinde olduğundan sıradan bir şey olarak görüp sessizce kenara çekiliyorsunuz. “Merhaba, çuvalladınız!”

Sakın ola hiçbir işi zamanında bitirmeyin. Bu yaptığınız işin karşı taraflarca basite alınması anlamına gelir. Üstelik o işi yaparken durmadan hayıflanın ve işin zorluğundan bahsetmeyi ihmal etmeyin. Arada kendinizle ilgili küçük iltifat cümlecikleri kurun, gelen iltifatları kabul edin ve yardımları sakın ha geri çevirmeyin. Aldığınız gerekli gereksiz her yardım işinizin ne kadar zor olduğuna dair ikna edici bir unsurdur.

Eğer bir takım çalışması içine düşmüşseniz, orada farklı düşünce ve hareket biçimleri de geliştirmeniz, oynadığınız role birkaç özellik daha eklemeniz gerekebilir. Bunun sebebi takım çalışması içinde “ön plana” çıkma ve “işin çoğunu ben yaptım” cümlesini kapalı kapılar arkasında da olsa kurabilme imkânını elde etmek için, fazladan sertlik içeren bir oyuna dâhil olmanızdır. Kasti faullere maruz kalırken, karşınızda garip eşleşmeler de olacak ve sandalyenizin tam otururken altınızdan nasıl çekildiğini fark etmeyeceksiniz bile.

İşte bu yüzden takım çalışmasında da yukarıda sayılan tavsiyelere harfiyen uymalı ve yenilerine de kulak vermelisiniz.

Öncelikle üstünüze ne kadar gelseler de, tartışmalardan ve ekipte düşman kazanmaktan kaçının. Size karşı ittifakları engellemek için herkesle aynı ilişki biçimini kurun. Şoklama etkisiyle bir çok sıcak bir çok soğuk davranın. Toplantılarda da aynı dengesizliği sergileyin; bir an çok ilgili, çok bilmiş ve geveze, bir an sonrasında düşünceli, içine kapanık ve sıkkın bir ruh haline bürünün. Dengesizlik iyidir, ürkütür ve size karşı herkesin dikkatli davranmasını sağlar. Yani sizden sakınırlar.

Bunları uyguladığınız takdirde hem sizden iyisi olmaz, hem işiniz tıkır tıkır yürür, sevilen iş arkadaşı ve takdir edilen eleman oluverirsiniz. Tercih sizin.

Son bir tercih olarak ise hayatınızı “ÇIKINTI” olarak sürdürmeyi ve bu uğurda her şeye katlanmayı seçebilirsiniz.

Bu yol hepsinin içinde en zor olanı.

Ferrari’sini Satan Bilge de, yıllarca para olmadan yaşayan Mark Boyle da en sonunda sisteme dahil olmaktan kurtulamıyorlar.

Yine de en azından ilkelere sahip çıkarak yaşamanın ve serseri olarak anılmanın da pek çok güzel tarafı var.

Dilinin ucuna geleni söylemek ve aklına eseni yapabilmek gibi…