Boğaç Gökmen

The Offspring’in onuncu stüdyo albümü “Let the Bad Times Roll” dinleyiciyle buluşuyor ve uzunca bir zamandır ihtiyacını duyduğumuz nefes alma sahasını da ayağımıza getiriyor.

Şarkıcı Bryan “Dexter” Holland, gitarist Kevin “Noodles” Wasserman, davulcu Pete Parada ve yeni basçı Todd Morse’den kurulu kadrosuyla grubun Huntington Beach, California’daki stüdyosu da dahil olmak üzere çeşitli stüdyolarda son birkaç yılda yazılıp kaydedilen albüm, grubun standartları göz önüne alındığında kendine yüksek bir diskografi sıralaması edineceğe benziyor.

Hani öyle çok da tutkunu olmadığınız ancak bir mekân veya bir dost buluşmasında çaldığında ortamın havasını şenlendiren, hoş sohbetin boyunu uzatan gruplar vardır ya The Offspring de benim için biraz o kategoride yer alır.

Pek peşine takılmasam da yeni albümü çıktığında kulak kesildiğim, ‘bak bu şarkı muhabbette iyi gider’ dediğim şarkılarını aklıma not ettiğim gruplardan biri. Birkaç şarkısını duyduğunuzda onlarca yıl geriye, kalabalık bir ortamda zıpladığınız bir geçmiş zaman sahnesine ışınlanmanızı sağlayan gruplardan. Bakınız, “Come Out and Play”, “Self Esteem”, “Pretty Fly (for a White Guy)”, “The Kids Aren’t Alright” ve “Why Don’t You Get a Job?”.

Hâl böyle olunca da yeni The Offspring albümüne bir göz atmamak da olmazdı

Bir kere albüm, grubun 2012 tarihli “Days Go By”dan bu yana ilk kayıtlarına ev sahipliği yapıyor ki kendi iç dinamikleri paralelinde de bu hayli uzun bir mola oluyor. Bazı hukuki sorunlar ve pandemi cenderesi de bu uzun araya katkıda bulunuyor elbette. Son iki albümde olduğu gibi yapımcı koltuğundaki yerini alan Bob Rock ile kaydedilen albüm, beklenildiği gibi efsanevi yapımcının mahir dokunuşlarının buram buram hissedildiği yapım kalitesini de yansıtacak şekilde dönmeye başlıyor.

Zaman zaman doksanların ikinci yarısındaki zirve dönemi albümleri “Smash” ve “Americana”ya göz kırpan, marş potansiyelli ve punk rock karakterini ziyadesiyle yansıtan sıkı şarkılar mevcut albümde. Buradan hareketle de grubun, kendinden beklenen, rock n’ roll ruhu yüksek bir dinleme seansı sunduğunu söylemek de mümkün.

Albüme sürükleyici bir nitelik kazandıran en mühim detay da bu oluyor. Grubun farklı dönemlerinden dinleyicinin zihnine kazınmış kimi özel anlara dümen kıran şarkı yapıları birkaç dinleme sonrası kendi soslarıyla da öne çıkmaya başlıyor. Her daim belli bir seviyeyi tutturan, her albümde dönemin ruhuyla kucaklaşarak yakalanan beste yapılarındaki renkliliğin yeni albüme taşındığı gerçeği de ortaya çıkan bütünün bir diğer güçlü yanı.

Gösterişli modern rock soundlu şarkılardan daha eski usul, thrash ve punk tavrını buluşturan hınzır şarkılara kadar ele avuca sığmayan, sertlik kıvamı yerinde ince, mizahi içeriği es geçilmemiş, yerinde duramayan iyi bir dönüş albümü “Let the Bad Times Roll”.

Şarkıcı Holland’ın mikrofon başında dinmeyen ergen heyecanı ve gitarist Noodles’ın grubun imza soundunu mühürleyen akorları ile neresinden bakarsak bakalım The Offspring içindeki ateşi canlı tutmayı beceriyor ve punk rock karakterine dair harareti, tansiyonu ve keyifli tonları, kalburüstü, tam da içinde bulunduğumuz dönemde imdadımıza yetişecek, yüksek enerjisi bulaşıcı bir albümle önümüze koyuyor.