İdil Olgaç’ın Cinius Yayınları aracılığıyla okuyucuyla buluşan kitabı “35”, ana karakter Asya’nın son on beş senede başından geçen olayları açık yüreklilik ve içten bir dil ile aktarıyor.

En büyük düşmanının kendisi olduğunu anlaması otuz beş senesini alan Asya, yaşadığı ilişkileri, hayal kırıklıklarını, aile problemlerini ve iş hayatındaki dalgalanmaları tüm samimiyetiyle anlatırken, okuyucuyu bu yaşam mücadelesine tanıklık etmeye davet ediyor.

Gelin, kitabın içeriğine Asya’nın kendi cümleleriyle göz atalım,

Sevmeyeceksin, hırpalanmayacaksın, yıpratılmayacaksın çünkü her sabah sen dişlerini fırçalarken o aynaya bakıyorsun ve o zaman nefes aldığın için şükrediyorsun. Seni duyguların yönetiyor.

Mantığının nerede olduğunu kaybetmişsin, bulamıyorsun. Bu yüzden başarısızsın. Ne işte, ne aşkta, ne de arkadaşlıkta. Seni kullanmayan, duygusallığına tecavüz etmeyen kaç kişi var? Bir elin parmağı kadar var mı mesela?

Sürekli tırnaklarını yiyen bir kız çocuğu vardı. Konuşmaya korkan, insanlardan çekinen. Kendini beğenmeyen. Güzel kız arkadaşların en iyi dostu, şişman arkadaş. Dolmuşa binince parasını uzatmaya çekinen. Topluluk içinde yüksek sesle konuşamayan. Konuşmaya çalışınca sesi kısılan. Ben o kız çocuğundan bir kadın yarattım.

Hakkını savunan, yüksek sesle konuşan. O kadından da başka bir kadın yarattım. Daha dingin, daha kendine güvenen. Gereksiz konuşmayan, herkesi sevmeyen. Ben yeni bir kadın yarattım “Hayır” demeyi öğrenen.