Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye göz atabilirsiniz

YALINAYAK GEN 9.KİTAP: SINIRLARI AŞMAK – KEİJİ NAKAZAWA

Barışı sanatta arayanların elçisi: Yalınayak Gen

Ünlü manga ustası Keiji Nakazawa tarafından yaratılan ve atom bombasının etkilerine dair tarihsel bir belge niteliği taşıyan ”Yalınayak Gen” serisinin, Türkiyeli okurlar tarafından uzun yıllardır merakla beklenen dokuzuncu cildi Sınırları Aşmak, tarihe tanıklık ettirmeyi sürdürüyor.
İkinci Dünya Savaşı’nda önemli bir dönüm noktası olan Hiroşima’nın bombalanmasını ve atom bombası ertesinde yaşananları küçük bir çocuğun gözünden aktaran bu gerçekçi manga, otobiyografik özellikler taşımasının yanı sıra savaşın trajedisini, yaşanan acıları ve her şeye rağmen dayanışmanın önemini vurguluyor.


İnsanlığın yeni nesli için bir güç kaynağı umuduyla hayat bulan Gen’in 25 dile çevrilen ve dünya çapında yankı uyandıran hüzünlü öyküsü; nükleer silahlanmaya ”hayır” diyecek gücü geleceğe taşıyor, 20. yüzyılın en büyük vahşetlerinden birini unutmuyor ve unutturmuyor.
Sanat sınır tanımaz… Ben de bunu yapmak istiyorum! Dünyanın her yanından insanı etkileyecek ulusal sınırları aşacak işler!


Serinin dokuzuncu cildinde ”Barış Fişeği” Gen, yine yoluna taş koyanlara karşı mücadele ediyor. Barış Anıt Kent projesi yüzünden evlerinin yıkılması ve Natsue’nin ölümü, sanki Hiroşima’da ve Nagazaki’de yol açtığı yıkım yetmezmiş gibi, tekrar atom bombası kullanmaya hazır olan Amerika’ya karşı öfke dolu bir çığlığa dönüşüyor. Bu zorlu günlerde şans eseri bir karşılaşma Gen’in hayatında bir dönüm noktası oluşturuyor. Yetenekli bir sanatçı Gen’i kanatları altına alarak ona resim çizmeyi öğretiyor. Sanatın sınır tanımazlığından esinlenerek yaşadıklarını sanat yoluyla ifade etmeye yönelen Gen, bir süre sonra yerel bir afiş ressamının yanında çıraklığa başlıyor. Burada, yeni patronunun ve diğer çırakların zorbalıklarıyla karşılaşan Gen, tüm baskı ve zorlamalara rağmen, hayallerinin peşinden gitmeyi seçiyor.

”Yalınayak Gen” efsanesinin dokuzuncu kitabı Sınırları Aşmak, sınırların olmadığı bir dünyada, bir ülkeden diğerine gökkuşağından köprüler inşa etmenin ne kadar muhteşem olacağını düşündürüyor, insanların gökkuşağından köprüleri özgürce geçip birbiriyle dostça konuştuğu savaşsız, huzur dolu bir dünya düzeni düşletiyor.

Gen gözlerini gökkuşağından alamıyordu…
”Gen, 20. yüzyılın en büyük vahşetlerinden birine etkili bir biçimde tanıklık eder. Kendinizi bu olağanüstü kitaba bırakın.”
Art Spiegelman

KÜÇÜK ELLER – ANDRES BARBA

Herralde Roman Ödüllü İspanyol yazar Andrés Barba, Küçük Eller’de araba kazası sonucu yetim kalmış Marina ile yetimhanedeki diğer kızların sarsıcı karşılaşmasını hikâye ediyor. Marina’nın gelişi dereye atılan taş etkisi yaratır. Beraberinde getirdiği oyuncak bebeği, büyüleyici hatıraları, yaraları ve donuk tavırlarıyla Marina çok farklıdır çünkü. Alışık oldukları düzendeki bu ani değişimle kızların bütünlüğü de çatlak verir; Marina’ya hem tutkulu bir sevgi hem de vahşi bir kıskançlık beslerler. Bilinmeyene duyulan arzu ile aidiyet kuramamanın ıstırabı kesiştiğinde tekinsiz bir oyun devreye girer ve bütün kızları anaforuna alarak şiddetli bir kırılmaya sürükler.

Golding’in Sineklerin Tanrısı ve Cocteau’nun Dehşet Çocuklar romanlarına benzetilen Küçük Eller’de çocukluğun hem en kırılgan duygularına hem de yetişkin gözlerinden ırak kalan şiddet dolu vahşetine tanıklık ediyoruz.

GÖRÜNÜRDE HİÇBİR ŞEY YOK – JENS REHN


Yıl 1943. Orta Atlantik’te sürüklenen bir şişme botta, savaş alanındaki çarpışmadan hayatta kalan iki asker: Batan Alman denizaltısının deniz eri “Öteki” ile düşen Amerikan askeri uçağının pilotu “Tek Kollu”. Az öncesine dek düşman olan bu iki adam okyanusun ortasında kader ortağına dönüşür. Ağır yaralı pilot üçüncü günde ölür; Alman deniz eri susuzluktan ölmek üzeredir.


Jens Rehn’in Türkçeye çevrilen ilk kitabı Görünürde Hiçbir Şey Yok (1954) ana konusu çerçevesinde, Beckett’in Godot’yu Beklerken (1952) oyunu ve Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz (1952) romanıyla ortak yazınsal-felsefi çağrışımlar içeren; anlatı, dil ve biçem açısından varoluşsal deneyimle kendi rotasını çizen, sarsıcı bir ilk roman. Duygusallıktan ve yalancı coşkudan arındırılmış, nesnel bir yazını ve yalınlığı pusula edinen Gruppe der Zwölf’ün (On İkiler Grubu) ilkelerine bağlı kalarak “buz gibi” bir gerçekçiliğe ulaşan bu varoluşçu mesel, Jens Rehn’in II. Dünya Savaşı’nda denizaltı subayı olarak yaşadığı olayı merkezine alıyor.

BAŞKALARININ ÜLKESİ – LEILA SLIMANI

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alsacelı bir genç kız, Fransa için savaşan bir Faslı askere âşık olur. Evlenip Meknes yakınlarındaki çiftliğe yerleştiklerinde doğanın, taşranın zorlu koşulları, yabancı ya da azınlık olmanın farklı biçimleri yanında Fas’ın siyasi çalkantılarıyla da yüzleşmeleri gerekecektir. Dünya savaşı ve sömürge savaşlarının şekillendirdiği dünyada bireysel mücadeleler öne çıkar; Fas topraklarına yerleşmiş sömürgeliler, yurdundan kaçmak zorunda kalmış bir Macar Yahudisi, ne Fransız ne Faslı olabilenler, Fransa’dan bağımsız olmak için isyan eden erkekler ve erkeklerden bağımsız olmak için çırpınan kadınlar…

Goncourt ödüllü Leïla Slimani’den, melezlik, yabancılık, yerlilik üzerine, Fransa’nın sömürgeci geçmişine de dokunan, kendi ailesinin kökenlerinden ilham alan sürükleyici bir aile hikâyesi.

“Nazikçe kapıyı örttü ve koridorda limtakalın meyvelerinin yenmediğini düşündü. Posası kuruydu ve tadı öyle acıydı ki insanın gözünden yaş geliyordu. İnsanların dünyasının da botanikteki gibi olduğunu düşündü. En sonunda bir tür diğerine üstün geliyordu ve bir gün portakal limona galip gelecekti ya da tam tersi olacak, ağaç sonunda yenebilir meyveler verecekti.”

İKLİM FELAKETİNİ NASIL ÖNLERİZ – BILL GATES

Bu kitap, okuyan herkesi dünyanın ve doğanın geleceği için bir nefer yapacak.

“İşte iklim değişikliği hakkında bilmeniz gereken iki rakam. Birincisi 51 milyar. Diğeri ise sıfır. 51 milyar, dünyanın genel anlamda her yıl atmosfere saldığı ton cinsinden sera gazı miktarı. Bu rakam yıldan yıla bir miktar aşağı veya yukarı yönde değişse de, genellikle artıyor. Bugün bulunduğumuz nokta bu. Sıfır ise emisyonda hedeflememiz gereken rakam.”

Bu kitap, iklim ve çevre konusunda okuyabileceğiniz en gerçekçi ve yol gösterici kitap. Bill Gates hayal kurmak, yeryüzünde cennet ütopyaları yaratmak yerine, yıllarca bilim insanları, uzmanlar ve aktivistlerle işbirliği içerisinde edindiği deneyimi okurlarla paylaşıp dünyayı iklim felaketinden koruyacak senaryolar üzerinde durmayı yeğliyor. Gates, ancak siyasal alanın, teknolojinin ve piyasanın eşzamanlı olarak ve uyum içerisinde “yeşil”e yöneldiği bir durumda iyimser olabileceğimizi savunuyor.

Bir iş insanının pratik ve akılcı bakışının sunduğu rakamlar, istatistikler ve oranlar sayesinde dünyanın içinde bulunduğu durumu bütün çıplaklığıyla yorumlayabiliyor; her evden, her sanayi tesisinden, gündelik hayattaki her faaliyetten iklim felaketine ne tür katkılar sunulduğuna dair büyük resmi görebiliyoruz.

Gates, sabırla ve her şeyden önce ayakları yere basan bir umudun verdiği hevesle bütün bilgilerini paylaştığı okurlarına, rakamların kötümserliğini ve her felaketten bir çıkış yolu bulan insan iradesinin iyimserliğini bırakıyor.