Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

KÖTÜ ADAMIN ON GÜNÜ – MEHMET EROĞLU

Hayatta sahip olduğu her şeyi kaybettikten sonra artık kötü bir adam olmaya karar veren eski avukat Sadık’ın, gizemli bir köşk etrafında ve burada işlenen tuhaf bir cinayetin peşinde geçen on günü… Mehmet Eroğlu, zora gelince vazgeçen, düşündükçe yalnızlaşan, yalnızken düşünceleri eninde sonunda ölümle buluşan bir yaşam korkağını ve onun karanlığa gömülü dünyasını anlatıyor… Kötü Adamın On Günü, iyilik ve kötülük arasındaki ince çizgiyi mesele edinen; yaşamın en steril alanlarından, küf kokulu en izbe köşelerine uzanan bir günümüz tragedyası… Soluk soluğa okunacak, cehennemi bir polisiye…

Ne Hamlet’im ne de Raskolnikov’um; kuşandığım andan itibaren üzerimdeeğreti duran her iki kişiliğin de iyi biçilerek dikilmemiş giysiler gibi üzerimden kayıp gittiğinin farkındayım. Ben, galiba benim… Evet, kabul etmesi zor da olsa, ben en çok benim: Biraz iyi, biraz adil, biraz da kötü…

ŞAPKA – ZÜLFÜ LİVANELİ

Uzun zaman önce, köyünde ailesiyle yaşayan siyah saçlı bir çocuk vardı. Fakat bir gün, babası daha iyi bir iş bulabilsin diye, sarı saçlıların çoğunlukta olduğu bir ülkeye taşınmak zorunda kaldı. Çocuk orada, kendini farklı ve yalnız hissetti çünkü hep onunla dalga geçiyorlardı. Belki de, siyah saçlarını bir şapkanın altına gizlerse, onu da oyunlarına çağırırlardı. Yıllar geçti, siyah saçlı çocuk büyüdü ve bir oğlu oldu. Oğlunun da, sınıfına yeni gelen arkadaşıyla dalga geçtiğini duydu. Ve başladı hikâyesini anlatmaya… Oğlu, babasını dinledikçe, arkadaşını ne kadar kötü hissettirdiğini anladı. Ve arkadaşını mutlu etmek için bir plan yaptı.

Zülfü Livaneli bu kez, yuvalarından koparılan, göç etmek zorunda kalan çocukların arkadaşlarıyla el ele yürüyebilecekleri barış dolu bir gelecek için yazdı!..

BİZİMKİ – ŞERMİN YAŞAR

Bizimki

Bazıları yerinde duramaz. Önce kımıldamaya başlar, sonra kıpırdanmaya ve sonunda da zıplamaya… İşte Bizimki de böyle biriydi! Bilsen başına neler neler geldi…

ORTAÇAĞIN SONBAHARI – JOHAN HUIZINGA

Modern kültür tarihinin kurucularından Hollandalı Johan Huizinga’nın 1919 tarihli kitabı Ortaçağın Sonbaharı, 14 ve 15. yüzyıl Fransa ve Hollanda’sının gündelik yaşamının, düşünce ve sanat dünyasının kapsamlı bir portresini çizerken ortaçağın en zekice analizlerden birini sunuyor.

Ortaçağın son dönemlerini sanatçıların, ilahiyatçıların, şairlerin, vakanüvislerin, prenslerin ve dönemin devlet adamlarının düşünce ve duyguları aracılığıyla inceleyen Huizinga, bu çalışmasında okuru ortaçağ yaşamının ihtişam ve sadeliğine, nezaket ve vahşiliğine, pastoral yaşam biçimine, acılarına, sanat ve gündelik yaşamına dair bilimsel olduğu kadar da edebi bir yolculuğa çıkarıyor.

“Yirminci yüzyılın en muhteşem ve en büyüleyici tarihi klasiklerinden biri.”

-Francis Haskell

“Yazıldığı dönem için çığır açıcı bir tarihi yorum.”

KAR VE İNCİ – NİHAN KAYA

ılın en uzun gecesi 21 Aralık gecesinde düzenlenen bir Gece. Gece’ye adım atan esrarengiz bir kadın: Gece. Kendisinden başka hiç kimseye benzemiyor.

Bütün bir salon, içindeki her şeyle birlikte, onun varlığının arkasında basit bir dekora dönüşüyor o içeri girer girmez. Bütün dünya bana onun bedeninin gerisinden görünüyor. Salonda kendisinden başka hiç kimse yokmuş gibi hareket ediyor. Burada ama sanki burada değilmiş, hatta dünyaya da ait değil de yanlışlıkla buraya düşmüş gibi. Ayakları yere basmıyormuş gibi. Havada hafifçe süzülüyor gibi. Vücudu yavaşça kayıyor ve salonu ortadan ikiye ayırıyor gibi. Ortası, o nereye ayak bassa orası.

Beyaz bir hastane odasında beyaz çarşaflar ve beyaz gecelik içinde bir kız, kızın başına ne gelmiş olduğunu çözmeye çalışan bir adam, Veda Gecesi’nin odağı ünlü bir aile, emekliye ayrılan yaşlı bir bestekâr, yalnızca bestekârın görebildiği bir çocuk, Kar isminde bir şarkı, Kar isminde bir hayalet karakter, kayıp bir gerdanlık, “Karin kim?” sorusunun peşinde bir polis/psikanalist, karlar ve inciler; hepsi bu romanda ortalığa dağılıp sonra birleşiyor.