Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

YELKOVAN YOKUŞU – SELÇUK BARAN

Selçuk Baran’ın yedi öykü kitabı daha önce Yapı Kredi Yayınları’ndan Ceviz Ağacına Kar Yağdı (2008) adıyla tek ciltte toplanmıştı. Bütün öyküleri şimdi gözden geçirilerek, yazar fotoğraflarının bulunduğu kapaklarla ayrı ayrı basılıyor.
Selçuk Baran’ın öykü kitapları dizisinde yer alan Yelkovan Yokuşu (1989) yedi öyküden oluşuyor: “Yelkovan Yokuşu”, “Değirmen”, “Bozacıda”, “Öğle Saatleri”, “Rose Bonbon”, “Bakırçalığı”, Eğrelti Yeşili”.
Yalnızlık ve umutsuzluk dolu öykülerinde düşsel, şiirli bir hava yaratmakta başarı gösterdiği kabul edilen Selçuk Baran, Behçet Necatigil’den Vedat Günyol’a, Füsun Akatlı’dan Selim İleri’ye, Hulki Aktunç’tan İbrahim Yıldırım’a, İnci Aral’dan Behçet Çelik’e pek çok yazarın övgüyle üstünde durduğu, ancak günümüz okuru tarafından daha fazla keşfedilmeyi bekleyen bir yazar.

“Genliğim mi?
Oysa zaman güneşli bir tarladır. Öyle olmalıydı. Nereden bakarsan bak, her şeyi görebilirsin; uzaktır biraz belki, işte hepsi o kadar ama.”

ANNEME MASALLAR: FEMİNİST HİKAYELER – MİCHELE ROBERTS

Anneme Masallar beş feminist kadın yazarın, kadın ve feminist olmanın ne demeye geldiğini her yönüyle deşeleyen öykülerinden oluşuyor.

Kitaptaki öyküler feminist kurmacanın dil, siyaset ve estetikle olan ilişkisi bağlamında üç bölüm altında toplanmış. İlk bölümdeki öyküler çalışma hayatını, kürtajı, cinselliği ve ayrımcılığı yazarların günlük deneyimlerinin süzgecinden bakarak ele alıyor. İkinci bölümde cinsellik, siyaset ve grup dinamikleri kadın kurtuluş hareketiyle doğrudan bağlantısı içinde işleniyor. Üçüncü bölümde ise kadın-erkek ilişkisinin, anneliğin ve toplumsal geleneklerin kadınlara yönelik dayatmacı tutum ve tavırların egemen olduğu bir toplumda nasıl sorunsallaştığı anlatılıyor.

Dolayısıyla, elinizdeki kitap toplumsal gerçekçilikten deneysel arayışlara uzanan üslup ve yaklaşımlar eşliğinde bizi toplumsal cinsiyet ilişkilerini anlamaya ve sorgulamaya davet eden farklı bir eser.

AYKIRI ÖYKÜLER – JOHN KEENE

Seni hiç tanımadılar. Gerçek seni. Kimsenin bilmediği ve bakmadığı gerçek seni düşünüyorsun. Artık zenci şarkıları yok. Artık ikiyüzlülük de yok. Kimse sana zarar veremeyecek. Ruhun uçacak ve artık hiçbir zenci diz çökmeyecek.

Amerikalı yazar John Keene, bu olağanüstü öykü kitabında siyahîlerin oluşturduğu tarihsel algıya öykülerle bakıyor. Bunun yanında, Amerikan edebiyatının öteden beri sürdüregeldiği tüm anlatım biçimlerine, tüm klasik ya da deneysel çaba ve örneklere göndermelerde bulunuyor. Büyük bir başyapıt ve çağdaş bir klasik.

ELEŞTİRİ NEDİR? KENDİLİK KÜLTÜRÜ – MICHEL FOUCAULT

Elinizdeki edisyon Michel Foucault’nun iki konferansını bir araya getirmektedir. Foucault ilk konferansı 27 Mayıs 1978’de Sorbonne’da Fransız Felsefe Cemiyeti huzurunda vermiş, konuşma onun gözetiminde 1990 yılında “Eleştiri Nedir?” başlığıyla yayımlanmıştır. Diğer konferansıysa, 12 Nisan 1983’te Berkeley, California Üniversitesi’nde “Kendilik Kültürü” başlığıyla sunulmuştur. İki konferansı ayıran 1978 ile 1984 arasında Foucault’nun düşüncesi önemli bir evrim geçirse de, Kant’ın Was ist Aufklärung? (“Aydınlanma Nedir?”) metnine yaptığı referans bu dönemde yazdığı tüm metinlerde ve yaptığı tüm konuşmalarda merkezi bir yer işgal eder; çünkü Aydınlanma üzerine bu metni tekrar tekrar ele almasının amacı, felsefi ve tarihsel soru olarak “kendilik kültürü” temasıyla neden ilgilendiğini açıklamaktır. Böylece kitapta yer alan “Eleştiri Nedir?” ve “Kendilik Kültürü” başlıklı konferanslarla bunlara eşlik eden tartışmalar, hem Foucault’nun düşünsel evrimini takip etmeyi sağlar hem de onun Was ist Aufklärung?’u nasıl farklı biçimlerde okuduğunu görme imkânı tanır.

FAZLALIKLAR – SİNAN SÜLÜN

Fazlalıklar

Elindeki tek gözlü iğneyi göstererek “Dünya işte bu iğne deliğidir,” demiş. “Biz insanlarsa iplikler gibi geçip gideriz içinden. Kimimiz kısa, kimimiz uzun. Kimimiz ince, kimimiz kalın. Kimimiz ak, kimimiz kara… Fakat hiçbir önemi yoktur bunun. Asıl soru, geçip gittikten sonra ne kalacak bizden geriye. Başkasının yarasını mı dikeceğiz yoksa altın kaftanlar mı öreceğiz kendimize…”

Fazlalıklar, bu hayatın fazlalıkları olmanın ağır sancısını çeken, hayata eksiyle başlayan, başlangıç noktasına ulaşmak umuduyla mütemadiyen çaba gösteren insanların hikâyesi.

Sinan Sülün, eski zamanların hikâye anlatıcılığı geleneğini farklı ve yepyeni bir anlatım diliyle yaşatıyor. Öykü ve roman arasındaki sınırları zorlayan, özgün ve çarpıcı bir metin ortaya koyuyor.