Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye göz atabilirsiniz.

ENDER KUŞ – SHELLEY PEARSALL

Farklılıkların armağan, bakış açısının umut olduğu bir dünya…

Çağdaş Amerikan edebiyatının ödüllü yazarı Shelley Pearsall, bakış açısının, empatinin ve yaratıcılığın birleştirici etkisini gözler önüne seriyor. Her yaştan okuru, yaşamı bambaşka görebilen çocukların dünyasına davet eden roman, bakış açısının önemini çarpıcı bir hikâyeyle resmediyor. Özel bir çocuğun, sıradışı gözlem gücüne sahip bir başka çocuğun gözünden anlatılan yolculuğu, zengin karakterlerle renkleniyor, usta işi bir kurguyla işleniyor. Sanattan spora, otizmden arkadaşlığa uzanan ve gerçek bir hikâyeden esinlenerek kaleme alınan roman, hepimize farklılıkların uyumunu ve değişimin gücünü duyumsatıyor.

April, ders aralarında küçük sınıfların gönüllü gözetmenliğini yapar. Herkesin tuhaf bulup dışladığı Joey’nin okul bahçesindeki sıradışı hareketleri dikkatini çeker. Kimseyle iletişim kurmayan Joey’yi izledikçe, onun rastgele daireler çizmediğini, aslında bambaşka bir bakış açısına sahip olduğunu keşfeder. Yeni arkadaşı Veena ile birlikte Joey’nin olağanüstü desenlerinin sırrını çözmeye çalışırlar. Onların sayesinde okulun ilgi odağı oluveren Joey içinse çok şey değişecektir…

TÜRK SİNEMASI ÜZERİNE YENİ SÖYLEMLER: Çağdaş Temsiller, Çözümlemeler ve Türler – ÖZLEM ÖZGÜR

2000’lerin başından günümüze uzanan 20 yılı aşkın sürede, Türkiye’de sinema kabuk değiştirerek yeniden yapılandı. Böylesi bir dönemi mercek altına alan Türkiye’nin farklı üniversitelerinden akademisyenlerin çalışmalarının yer aldığı Türk Sineması Üzerine Yeni Söylemler: Çağdaş Temsiller, Çözümlemeler ve Türler isimli derleme kitap okuyucusuyla buluşuyor. Palet yayınlarından çıkan kitap sinemamız için akademik ve sektörel anlamda bir başvuru kitabı olma niteliği taşıyor.

Kitabın ilk yazısı Türker Elitaş tarafından kaleme alınan Reha Erdem Sinemasında Dürüstlüğün Öyküde İnşası başlıklı makale. Makalede Reha Erdem’in ikinci filmi olan Kaç Para Kaç kategorisel analiz tekniği ile incelenmiş; paranın artık merkezi bir öneme sahip olduğunu anlatıya taşıyan yönetmenin, topluma karşı görevini başarılı bir şekilde yerine getirdiğinin altı çizilmiştir.

Murat Ertan Doğan ve Burçin Ünal, Dijital Platformlarda Yer Alan Çağdaş Dönem Türk Sinemasında Suç Olgusu isimli çalışmayla 1996 yılından günümüze kadar üretilmiş ve dijital platformlarda yayınlanan Türk filmlerinde; suç, organize suç, mafya, adalet, ceza ve cezalandırma gibi kavramların temsillerine odaklanmışlardır.

Gökhan Gültekin, 2000 Sonrası Türk Sinemasında Yükselen Bir Tür: Suç Komedileri isimli çalışmasıyla, 2000-2010 yılları arasında gösterime girmiş olan suç komedilerinde suçun türünü, öykünün ilerlemesini sağlayan temel unsurları, komik olanın dayanak noktalarını, şiddetin ele alınışını ve ceza pratiklerini değerlendirmiştir. Ayrıca yazar 2010-2020 yılları arasında suç komedisi türüne dâhil edilebilecek filmlerin bir listesini de okuyucuya sunmuştur.

Semra Güzel Korver, Prestijli Festivaller, Ödüller ve Türk Sineması isimli makalesi ile 2010-2020 yılları arasında dünyanın en büyük ve en prestijli festivalleri olarak kabul gören Venedik, Cannes, Berlin Festivallerinde ödül almış Türk filmlerinin ortak özelliklerini betimsel analiz yöntemiyle belirlemiştir. Bu filmlerin bir ülke sineması olarak Türk sinemasının karakteristiğinin oluşumuna katkısını tartışmaya açmıştır.

Özlem Özgür ve Vildan Bahçacı, Çağdaş Dönem Türk Sinemasında Taşra ve Taşrada Çocuk Olmanın İzlenimleri isimli makalelerinde 1997-2018 yılları arasında Yeni Türk Sineması’nın sanat kanadını oluşturan filmlerde taşrada çocuğun nasıl temsil edildiğine dair boylamsal bir çalışmayı gerçekleştirmekle birlikte Türk sinemasında taşranın ve taşradaki çocukların temsiline ilişkin de genel bir çerçeve çizmiştir

Nermin Orta, Kadın Emeğini Görünür Kılmak: Çağdaş Dönem Türk Sinemasında Güvencesiz Çalışan Kadın Temsilleri başlıklı çalışmasında, 2000 sonrası çağdaş Türk sinemasında, kapitalist sistem ve ataerkil ideoloji içerisinde kentli kadınların görünmeyen emeklerinin nasıl temsil edildiğini toplum bilimsel çözümleme yöntemi ile değerlendirmiştir.

Evren Günevi Uslu, Türk Sinemasının Karanlık Tarafı: Emin Alper Sinemasında Kara Film Örneği “Abluka” isimli makalesinde kara film türüne odaklanarak, yönetmenin anlatıda kurduğu karanlık dünyayı ayrınıtılı bir tür analizi ile literatüre kazandırmıştır.

Son Olarak Özgür Çalışkan, Çağdaş Sinemada Yerel Denemeler: Aidiyet Filminde Deneme Anlatısı adlı çalışmasında, öncelikle deneme film kavramına ilişkin oldukça zengin bir alan yazını derlemiş ve Aidiyet filminin görsel ve metinsel içeriğinin oluşturduğu anlatı yapısını çözümlemiştir.

BİR KATİLİN GÜNCESİ – KIM YOUNG-HA

Yetmişine basmış Byıonğsu Gim eski bir seri katildir. En son kırklı yaşlarında cinayet işleyen ve hayatına sıradan bir vatandaş olarak devam eden Byıonğsu, yaşadığı kentte bir katil birbiri ardına kadınları öldürmeye başlayınca, bu katilin kurbanlarından biri olmasından korktuğu kızı Inhi’yi korumak için fiziksel olarak hazırlanmaya başlar. Ancak hayat ona kızını koruma yolunda kötü bir sürprizle karşılık verir. Byıonğsu, Alzheimer’a yakalanmıştır ve hafızasını her geçen gün kaybetmektedir. Üstelik şüphelendiği adam, kızının evlenmeyi planladığı Cute’dir.

Güney Kore edebiyatının çağdaş yıldızlarından Kim Young-ha’nın kaleminden karanlık, keskin, parlak ve sürprizli bir roman: Bir Katilin Güncesi.

“Koreli yazar Kim Young-ha’nın öyküleri şimşek gibi çarparak sinirlerinizi yakacak, heyecan verici, çarpıcı metinler. Bir Katilin Güncesi, son iş olarak kızını öldürmeye kararlı bir adamı hedef alan seri katili konu alıyor. Kim’in neden Kore’deki tüm edebiyat ödüllerine layık görüldüğünü ve neslinin en iyi yazarı olarak kabul edildiğini anlamak hiç zor değil.” —NYLON

“Kim, ‘öteki’nin içindeki insanlığı, trajedinin içindeki komediyi ve görünüşte normal olanın içindeki çarpıklığı bulma konusunda uzman. Bir Katilin Güncesi, […] O. Henry düzeyindeki ironinin, Italo Calvino tarzı hümanizmle muhteşem karışımı.” —CrimeReads

“Kim Young-ha, gerçeği çarpıtmada ve gerçekliğin gerçekten ne kadar anlamsız olduğuna dair hikayeler anlatmakta son derece başarılı. Bu keskin kenarıyla gündelik sürrealizmin en iyi örneklerinden. Yazdıkları ne kadar karanlık olsa da güçlü bir ışık parlıyor içinden. İşte bu ışığa ‘yetenek’ denir, Kim Young-ha çok ünlü olmayı hak eden bir yazar.” —New York Journal of Books

“Bu saplantılı hikâye, Güney Kore’nin çok yönlü yazarlarından birinin sert, havalı ve muzip sesiyle yankılanıyor. Yükselen kaygı ve Kafkaesk mizah, aldatıcı biçimde karmaşık romanda birleşiyor… [Kim’in] eklektik sanatına canlı, büyüleyici bir davet.” —Kirkus Reviews

BOZADAM – ÖMER İZGEÇ

Değişen sadece insan değil. Korkular da değişiyor zamanla. Yakın ya da uzak herkes seziyor bu değişimi. Hepimiz koşarak uzaklaşmak istediğimiz şeylere dönüşüyoruz. Bir ev arıyoruz, bir eşik, yeni bir yurt, taze, sıcak bir el. Kaybetmenin bir tür yeniden bulma olduğunu öğreniyoruz yine de. El yordamıyla anlıyoruz gerçeği. Sürekli kendimizle karşılaşarak, arayarak ve deşerek.

Ömer İzgeç, Bozadam ile yepyeni ama ürkütücü bir dünyanın kapılarını açıyor bize. On iki yaşındaki Es’in hikâyesinde tanrı, inanç, kader, kabulleniş, umut ve aşk gibi konular üzerine düşünürken coğrafyamızda da tanık olduğumuz ayrımcılık, ikilik ve nefret tohumlarıyla yüzleşiyoruz. Roman, zaman ve mekân bilinmezliğiyle, anlattığı hikâyenin gizemli havasıyla okuru doğrudan içine alıyor.

“Unutulan geçmiş yerini tedirginliğe ve kaynağını hâkimiyet ülküsünden alan hiddete bırakmıştı. Var olmanın, farklılıkları yok etmekle mümkün olacağını düşünüyorlardı. Korkmuşlardı ve korku, ötekini yok etme dürtüsünü beraberinde getiriyordu.”

HIZ ÇAĞINDA OYALANMAK – HAKKI ÖZDEMİR

Gözün kulağa, görmenin işitmeye ve imajın söze baskın duruma geldiği hız çağında edebiyat, ya zamana sığınmış ya muammaya dönüşmüş ya da anlatım yöntemini anlattığının önüne koymuş ve kendi varlık gerekçesine, yani malzemesi olan dile dönmüştür. Bu tavır, bir bakıma öze dönüp kapanma hâlidir ki şiirden düzyazıya, tiyatrodan sinemaya sanatın hemen her dalında karşılık bulmuş ve yirminci yüzyıl sanatında derin bir bölünmeye yol açmıştır. Artık bir tarafta Kayıp Zamanın İzinde veya Ulysses gibi topluma inemeyen, bir avuç eleştirmenin ve uzmanın hakkında konuştuğu yüksek sanat; diğer tarafta yine eleştirmenler ve uzmanlarca daima küçümsenen popüler sanat vardır.

Hız Çağında Oyalanmak’ta “hız”, popüler sanatın; “oyalanma” ise yüksek sanatın alegorisi olarak ele alınıyor ve sinemayla roman arasındaki sürekli bağlantı göz ardı edilmeden her iki türle ilgili göstergelerin izi sürülüyor. Neyin yüksek, neyin popüler, kimin kalıcı, kimin uçucu olduğuna ilişkin yorumlar getiriliyor. Doktor Jivago, Anayurt Oteli, Zeytin Ağaçları Altında, İki Şehrin Hikâyesi, Firavun İmanı, Yol Ayrımı, Ruh Adam, Tutunamayanlar, Karartma Geceleri, Masumiyet Müzesi ve Çingeneler, Hakkı Özdemir’in hız çağında oyalandığı metinlerden bazıları.