Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

SAYGI DURUŞU – SİEGFRİED LENZ

Baltık kıyısında bir balıkçı kasabasında yaşayan lise öğrencisi Christian, İngilizce öğretmeni Stella’ya âşık olur. Tekne gezintileri ve kumsalda yürüyüşlerle geçen bir yaz boyunca onların bu dar görüşlü yerde sürdürmeye çalıştıkları gizli ilişkiye ve buna rağmen geleceğe dair sahip oldukları ümide tanık oluruz. Ancak bu gündüz düşünü alabora etmeyi bekleyen kaçınılmaz engeller vardır. Saygı Duruşu, acı dolu bir sondan geriye giden, deniz kokusunu ve ilk aşkın büyüsünü taşıyan kısacık bir roman.

DOMUZ BABA-BİR DİSKDÜNYA ROMANI – TERRY PRATCHETT

Bu yıl uslu bir çocuk oldunuz mu?

Sör Terry Pratchett’ın kaleme aldığı ”Diskdünya” serisinin ilk kez Türkçeye çevrilen yeni kitabı Domuz Baba, kadim yılbaşı geleneklerinin ”büyülü” atmosferinde, gölgelerin içinde, hüznün mizahla el ele yürüdüğü, ışıltılı bir kurtarma operasyonuna odaklanıyor.  Dünya çapında 85 milyonun üzerinde satan külliyatın yirminci halkası olan bu sürükleyici kitap, ”Ölüm” alt serisinin de dördüncü serüveni.

Ümit dolu yeni senelerin ruhundan kopup gelen Domuz Baba’da, evrendeki en ”insani” değerlerden biri olan inanç kavramına ve unutulmaya yüz tutan çocukluk anılarına göz kırpan Pratchett, Ölüm’ün bile ”ölümle” tehdit edildiği, keskin ama bir o kadar da sürpriz dolu bir serüvene imza atıyor.

Eminim, susan sağduyulu davranır, dedi Ölüm.

”Ah, tabii,” dedi Albert, kızağa dönerlerken. ”Sağduyulu davranmak sizde aile özelliğidir zaten…”

Aslına bakarsanız, sağduyudan ziyade cesaret ve kararlılık gerekiyor bu gece; çünkü Diskdünya’nın temelleri bir kez daha, hem de tam temelinden sarsılmak üzere.

Zira Denetçiler, yaşamı yok etmek adına yaşayanlardan destek alıyor bu kez. Ve koca dünyada, Domuz Baba’nın yerini alabilecek tek bir kişi var.

Seni İnsan Yapan, İnandığın Şeylerdir. Doğru Veya Yanlış, İyi Veya Kötü, Fark Etmez.

Fakat… Domuznöbeti Gecesi’nin ruhu da bir başkadır tabii. Şömine rafına asılmış çoraplar, sene boyunca verilmiş ”uslu durma” sözleri, yeni bir yılın getireceği tüm güzellikler ve hepsinden önemlisi umutlar, beklentiler ve vadedilmiş… eh, reçeller.

İnsanlığın umutlarına bile göz dikenlere inat, Ölüm yine kontrolü ele alıyor ve Domuz Baba’yı kurtarmaya girişiyor; hem de biricik torunu Susan ile birlikte!

Niran Elçi’nin pürüzsüz Türkçesi ve Delidolu’nun özenli baskısıyla Türkiye’deki okurlarının karşısına ilk kez çıkan bu roman; hayranlık uyandıran fantezi unsurları ve kurgusuyla alternatif bir evren yaratıyor ve gelenekselleşen yeni yıl kutlamalarına bambaşka bir gözle, yeniden bakmamıza fırsat tanıyor. 

SICAK SÜT – DEBORAH LEVY

Kitap Açıklaması

Akıllara Virginia Woolf’u getiren etkili bir anlatımla Levy’nin yarattığı güçlü bir roman… Afallatıcı.” 

– Erica Wagner, The Guardian –

Eve Yüzerken, Siyah Votka ve Bilmek İstemediğim Şeyler kitaplarıyla tanıdığımız Deborah Levy’nin Man Booker Ödülü’ne aday gösterilen Sıcak Süt romanı, bizi İspanya’nın sıcak sahillerine götürüyor. Antropoloji doktorasını yarım bırakarak tüm zamanını annesine ayırmış olan Sofia, burada hayatına giren yabancılarla ondan biraz olsun uzaklaşma fırsatı bulur. Tüm ilginç yanlarıyla Doktor Gómez ve Hemşire Günışığı’na annesini emanet eder ve hayatını yeniden ele almaya girişir. Azat etmesi gereken bir köpek, çarpışması gereken denizanaları, uzlaşması gereken bir annesi, baş etmesi gereken bir doktor, tanışması gereken yabancılar, tatması gereken duygular ve tanıması gereken kendisiyle kavurucu İspanya güneşi altında geçen bir yaz… 

Deborah Levy’nin hayalgücü, şiirsel bir dil, ciddi bir mizah, gündelik şeylerde rastladığı küçük mucizeler ve bolca sembolizmle bezediği anlatısı, eleştirmenlerce Virginia Woolf gibi yazarlarla birlikte anılmasını haklı çıkarırken, özgün dilini de vurguluyor ve önemli çağdaş yazarlar arasındaki yerini sağlamlaştırıyor.

Bizleri, cinselliğin, dile getirilmeyen öfkenin, mitoloji ve modernitenin, dahası hayatı tecrübe etmenin, meraklı olmanın, sersemlemenin ve hayatı tam manasıyla yaşamanın keşfine çıkaran Sıcak Süt’te cinsiyetler flulaşıyor, kadınlar erkeksi oluyor ve aşılan bu sınırlar, romanın merkezindeki mücadelenin de arkaplanını oluşturuyor.

“Levy, vahşi bir güzellik ve şiirsel bir can sıkıntısı ağı örüyor… Kitap, çekici, esrarlı bir güç kullanıyor; tıpkı bir tarot destesi gibi, her bir sayfa pek çok üstü örtülü ima ile bezeli.” 

–The New York Times Book Review –

MOLEKÜLER KIZIL/ANTROPOSEN ÇAĞININ TEORİSİ – MCKENZIE WARK

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından zaferini ilan eden dizginsiz kapitalizm, kendi yarattığı için çözüm getiremeyeceği felaketlerle yüz yüze bugün. Artık insan türü olarak bozduklarımızı küçük rötuşlarla düzeltip kendi çıkarımıza kullanacağımız bütünsel, organik bir döngü varsaymamız mümkün değil. Kapitalist gerçekçilik de, hepimizi bambu bisikletlerde hayal eden ideolojik ikizi kapitalist romans da çare sunmuyor.

Melankoliye kapılmamak için bize alternatif bir gerçekçilik gerek, diyor McKenzie Wark: işbirliği içindeki bilme ve yapma emeğine yakın duran; ekonomik, teknik, politik ve kültürel dönüşümleri ilişkilendiren bir gerçekçilik. Moleküler Kızıl, bu amaçla önce Sovyetler Birliği’nin kuruluş yıllarında bastırılan Marksist teori akımlarına dönüyor: emeğin bakış açısını merkeze koyan Bogdanov’un tektolojisine ve Proletkült’üne; Platonov’un hayal güçlerini birleştirecek edebiyat fabrikası tasavvuruna, yoldaş bakış açısına… Sonra günümüzde kültür ve bilimler arasındaki sınırlarda çalışan yazarları ele alıyor: insanın başka organizmalar ve teknolojiyle geçirgen sınırlarını hatırlatan siborg kavramı ve feminist bakış açısıyla Donna Haraway, farklı aygıtların nasıl farklı bilgi özneleri ve nesneleri üreten kesikler oluşturduğuna dikkat çeken Karen Barad, bir tür meta-ütopya öneren Kim Stanley Robinson…

Zihin ve beden emekçilerine bir Siborg Enternasyonali çağrısı yapıyor Wark: “Antroposenin bütün işleyişlerini dağıtacak araçlara ve iradeye hayal gücünde zaten sahip olan bir Enternasyonal. Eskisinin yıkıntıları üzerinde yeni canlı dünyayı inşa etmekten başka yapacak bir şeyi olmayan bir Enternasyonal. Bu uygarlığın kalıcı olamayacağını hepimiz biliyoruz. Birlikte yenisini yapalım.”