Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

DÜNYA EDEBİYATININ EKOLOJİSİ: ALEXANDER BEECROFT

Dünya Edebiyatının Ekolojisi-İlkçağlardan Günümüze

Bir edebiyatı neler oluşturur? Ulusal edebiyat nedir? Farklı ülkelerin, toplulukların edebiyatları birbiriyle nasıl etkileşime girer? Dünya edebiyatına yönelik okumalar daha çok modern Batı’dan ve Batılı olmayanın Batı modernitesine reaksiyonundan çıkan literatüre odaklanırken Alexander Beecroft, modern öncesi ya da Batılı olmayan (ya da her ikisi) metinlerin nasıl dolaştığını ve anlaşıldığını keşfetmeye dair bir okuma sunuyor. Herhangi bir edebiyatı, yalnızca kapsadığı metinlerin analiziyle anlamanın imkânsız olduğunu savunan Beecroft, bir edebiyatın siyasi, ekonomik, sosyokültürel ve dini çerçevede, aynı zamanda etkileşimde olduğu diğer diller ve edebiyatlarla ilişkisi içerisinde anlaşılabileceğini öne sürüyor.

Beecroft, Dünya Edebiyatının Ekolojisi’nde çeşitli boyutlardaki edebi ekolojiler ile edebi metinlerin üretildiği ve dolaşıma girdiği çevreler arasında gezinerek disiplinlerarası okumaları teşvik etmeyi; böylece antik, modern, Batılı veya Batılı olmayan edebiyatları çalışan kuramcıların bilimsel bir diyaloğa girmesini amaçlıyor.
Alexander Beecroft, South Carolina Üniversitesi Diller, Edebiyatlar ve Kültürler Bölümü’nde öğretim üyesi.
İngilizceden çeviren: Didem Dinçsoy

KÜBRA – AFŞİN KUM

Kübra

“Bu vücudun, bu varlığın bir özelliği olmalı.

Ben dediğim şeyin ben olmasının bir anlamı olmalı.”

Gökhan Şahinoğlu bir imalat atölyesinde çalışıyor. 

Sıkı çalışıyor. Ustasının gözbebeği. 

Kalan zamanını halı saha maçları ile bir küsüp bir barıştığı kız arkadaşı arasında paylaştırıyor. 

Mahallesinde saygılı, inançlı ve olgun bir genç olarak biliniyor. 

Bir gün telefonuna bir süredir parçası olduğu sanal arkadaşlık grubundan 

Kübra adlı kullanıcının mesajı düşüyor. 

“Sen farklısın.”

Gökhan başta anlam veremiyor. Pek de önemsemiyor. 

Ama mesajların sayısı arttıkça Gökhan’ın merakı da artıyor. 

Zira Kübra, Gökhan ve çevresindeki herkes hakkında haddinden fazla şey biliyor.

Ödüllü ilk roman Sıcak Kafa’nın yazarı Afşin Kum’dan, insana ve makineye, akla ve vicdana, inanca ve iktidara dair keskin ve hızlı bir macera daha. 

Kübra.

ÖLÜLER, DİRİLER VE DELİLER: GOTİK ÖYKÜLER – KOLEKTİF

Ölüler-Diriler ve Deliler: Gotik Öyküler

İnsan derindir, korkuları ise daha derin…

Ölüler, Diriler ve Deliler: Gotik Öyküler; Aydınlanma Çağı’nın göz ardı ettiği doğaüstü, akıldışı ve acayiple yeniden bağ kuran Gotik edebiyatın en çarpıcı örneklerini bir araya getiriyor. Mary Wollstonecraft Shelley, Charles Dickens, Nathaniel Hawthorne ve Elizabeth Gaskell gibi efsaneleşmiş isimlerin yanı sıra gölgede kalmış kimi yazarlardan titizlikle seçilmiş on dört öykünün yer aldığı kitap; 1773’ten 1911’e, yüzyılları aşan korkunun panoramasını sunuyor.

”Birazdan okuyacağınız öykü o kadar sıradışı ki, olayın geçtiği yörede yaşayan saygıdeğer birinden dinlemiş olmasaydım şairin teki laf olsun diye uydurmuştur, deyip geçmem gerekirdi.”

Gotik, bilinemeyenin, tedirgin eden şeyin, bir anda yürekleri kaplayan korkunun ve iç titreten dehşetin sanat ve edebiyattaki izdüşümüdür. Bu türde verilen eserler, insan ve doğanın hesaplanabilir nesneler değil; derin, karanlık ve tahmin edilemez yönleri olan varlıklar olduğunu hatırlatır. Ölüm, cinayet, kayıp, aile gizemi, delilik gibi Gotik temaların işlendiği, hem edebi değeri hem de temposu yüksek bu öyküler; türün meraklılarını sisli ve karanlık bir atmosferin içine çekerek ruhlarını gafil avlayabilir. Ele avuca sığmayanın, kapatıldığı zindanlardan daha da güçlenerek geri dönenin, musallat olan geçmişin hikâyesidir çünkü Gotik.

Ödüllü çevirmen Zeynep Avcı’nın özenli çevirisiyle, Gotik geleneğin üzeri zamanın toprağıyla örtülmüş başlıca eserlerini gömüldükleri karanlıktan çıkaran bu özel seçki, edebiyatın tekinsiz çocuğu olan Gotik ruhu yeniden çağırıyor…

”Ölüm saçan kadın şimdi uzun, sessiz adımlarla yatağıma yaklaşınca yüreğim buz kesmiş gibi oldu; boşta olan sol eli yastığın üstündeydi, onu usulca başıma doğru kaydırdı ve o el bir anda, şimşek hızıyla saçımı kavrarken öteki eliyle usturayı gırtlağıma dayadı.”

GECEYE UYANANLAR – CAHİDE BİRGÜL

Geceye Uyananlar

Bir aileyi aile yapan nedir? Cahide Birgül, ikinci romanı Geceye Uyananlar’da semboller, çatışmalar ve gerilimle kurgulanmış bir olay örgüsü çerçevesinde bu soruyu sorarken, suç mahalli olarak evi, suç ortaklığı olarak da aileyi mercek altına alıyor.

Suçluluk duygusuna esir düşmüş, sevgisizliğini, bastırılmış hislerini, iktidar arzusunu yönetmeye çalışan “teşkilat” mensubu Haluk; ağabeyinin kriminal hayatının gölgesinde kendini bulmaya çabalayan, kuşatılmış kız kardeşi Nilüfer ve tüm ailenin gizlerinin, ayıplarının cisimleştiği zihinsel engelli kardeşleri Memo… Şiddet, cinsellik ve siyasi tarih ekseninde gelişen olaylar, birlikte yaşayan ancak herhangi bir kesişim kümesi bulunmayan bu üç kardeşin hayatını şekillendirirken her birini yavaşça uçuruma doğru sürükler ve gecenin sonsuz karanlığına hapseder. Hikâye, 90’ları karakterize eden kötücül, kirli ve “derin” ilişkilerin çekirdek aileden topluma akışının neden ve sonuçlarını çarpıcı bir şekilde ele alırken faili meçhulleri, Cumartesi Anneleri’ni ve kayıpları hem failin hem de mağdurun gözünden aktarır.

Cahide Birgül suçların, organize kötülüğün en masumane ve en kabul edilebilir olandan filizlenmesini, aile yadigârı nesne ve sembollerin psikanalitik dökümünü soluksuz bir akış içinde verirken, aslında hiç yabancısı olmadığımız halde, ürkütücülüğünün ayırdına mesafe koymadan varamadığımız meseleleri karanlıklardan, gölgelerden ve uykulardan çekip çıkararak gözler önüne seriyor.

Geceye Uyananlar, Meltem Gürle’nin değerli sunuş yazısıyla, yeniden okurlarıyla buluşuyor.

AŞK, YARATICILIK VE YASA – PINAR SÖNMEZ

Aşk Yaratıcılık ve Yasa-Sanat Hukuku

Sanatın yaratıcılıkla dopdolu birikimi, yüzyıllardan süzülüp gelen hukukun temel kavramlarıyla birleşiyor. Sanatla ilgili tüm hukuki konularda taraflar için gelinen yer, hakikat, öz: “Hukuku bilmemek mazeret sayılmaz.”

Hukukçu, sanat hukuku avukatı, yazar Pınar Sönmez, “Bilmek hakim olmaktır,” diyerek sanat aşkını, sanatın biricikliğini umutla, hakikatin gücüyle, hukuki bilgiyi bilfiil sanatın lehine ele alıyor. Hakkı, hakkaniyeti, adaleti özellikle sanat ve hukukun kesiştiği yerde, sanat hukuku

ilkeleri ve fikri haklara ilişkin yasalar ışığında anlatan Sönmez, hukukun üstünlüğü ilkesinin altını tane tane ve kararlılıkla çiziyor.
Hakkaniyetin ışığıyla, sanatın gücüyle, hukukun üstünlüğüyle…