Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

İKİNCİ HAYAT: KAÇMAK-KOVULMAK-DÖNMEK ÜZERİNE DENEMELER – NURDAN GÜRBİLEK

İkinci Hayat: Kaçmak-Kovulmak-Dönmek Üzerine Denemeler

Her yazarın içinde az ya da çok bir yer yaratma, bütün yerleri geride bırakıp yazıya yerleşme isteği vardır. Bir yazınsal vatan: Bu taşlı toprağı ben yarattım, bu geniş bozkırı, bu yeşil tepeleri, bu zirveleri karla kaplı dağı ben yarattım. Dağda yanan ateş, ateşin başında toplanmış insanlar, insanların dinlediği hikâyeler benim eserim. Ama sadece bir yazı olanağından değil, bir yaşam olanağından da söz eden bir yazarın yazınsal yurda rahatça yerleşmesini beklemek safdillik olurdu.”

İkinci Hayat’ta “yer duygusu” üzerine düşünüyor Nurdan Gürbilek. Bir yandan “yer”e, “yurt”a, “ev”e edebiyatın, bazen sinemanın açtığı kapılardan giriyor; kökenlere ve başlangıçlara, kaçanlara ve dönenlere, eve ve sırlarına yakından bakıyor. Diğer yandan anlatı, üslup ve dili bu ana eksen etrafında değerlendiriyor; “dilsel vatan” ve sınırları üzerine düşünüyor.

Bazı sorular eşliğinde: Kapısını başkalarına sımsıkı kapatmış bir kompartmana, bir özel sığınağa, bir kişisel hücreye mi dönüşecek ev, yoksa o koruyucu hücreyi geniş bir ortaklık zemininde yeniden tanımlayabilecek miyiz? Etrafına kalın duvarlar çekmiş bir “coğrafya kaderdir”e mi sürükleniyoruz, yoksa daha geniş bir yurt tanımına ulaşabilecek miyiz? 

Bugün evin hayatımızın merkezine oturduğu bir dünyada bizi evin gerçek ve mecazi, olumlu ve olumsuz anlamları üzerine düşünmeye çağıran deneme ve fragmanlardan oluşuyor İkinci Hayat. 

İÇİMDEKİ BUHRANLAR – GÖKÇE YAVAŞ ÖNAL

İçimdeki Buhranlar

İçindeki buhranlara kafa tutmayı bilenlerin yeni başucu kitabı!

İllüstrasyon çalışmalarından tanıdığımız Gökçe Yavaş Önal’ın yaşamından komik “an”lar paylaşan İçimdeki Buhranlar, dünya gerçekliğini fırçanın ucunda gören bir sanatçının anılarına odaklanıyor.

Bir kadın ve anne olarak içinde istemsizce yeşertip büyüttüğü gerginlikler, korkular, paranoyalar, şaşkınlıklar ve endişelerin eğlenceli bir dışavurumu olan bu nefis çizgi öykü, hepimizin ortak buhranlarına temas ediyor.

Çocuklu hayatın zor ve komik yanları, kent içi ulaşımda toplu taşıma “ritüellerine” uyum, toplumun dayattığı kadınlık hâllerine karşı direniş, evden çalışmanın yarattığı ruhsal tahribat, ailecek çıkılan tatillerin oluşturduğu kaos, eşten beklenen romantizmin ucundaki kaçınılmaz hüsran gibi herkesin kıyısından köşesinden kendini bulacağı durumlara tanıklık ettiren İçimdeki Buhranlar hem fütursuzca güldürüyor hem de şapkamızı elimize alıp düşündürüyor.

Zaman zaman hayatın kendisini dahi veto edebilecek dirayetteki cesur bir kadının duygusal iniş çıkışlarını sayfalarına taşıyan bu matrak kitap, her türlü dayatmaya, zorlamaya, önyargıya ve klişeye haklı ve inandırıcı bir yanıtı olan özgür bir ruhun ve minik kızının manifestosuna dönüşüyor.

2020 yılının ikinci çeyreğini esir alan Kovid-19 virüsünün, topluma zoraki dayattığı sosyal mesafelendirme ve karantina günlerine de tadımlık dokunuşlarla yer veren İçimdeki Buhranlar, gündemi ve günceli yakalayarak hayatın nabzını tutuyor.

Evet, yalnız değiliz, değilsiniz. Buhranlar hepimizin!

UYKUDAKİ UYANIYOR-H.G. WELLS KİTAPLIĞI – HERBERT GEORGE WELLS

H. G. Wells’in ilk kez 1899 yılında tefrika olarak, 1910 yılında ise değişiklikler yaparak okura sunduğu Uykudaki Uyanıyor, iki asırlık uykusunun ardından 2100’lü yıllarda gözünü açtığında dünyanın en önemli insanı olduğunu fark eden birinin bu gerçekle mücadelesini konu alıyor.

Bir Victoria dönemi insanı olarak yattığı uykusundan distopik bir gelecekte dünyanın hâkimi olarak uyanan Graham’in karar vermesi gereken şey basittir: Uyanmasıyla başlayan devrimin sonunda gücünü halkla mı yoksa hâkim kuvvetle mi paylaşacaktır?

Modern edebiyatta distopyanın ilk örneklerinden biri olan kitapta Wells, günümüzde yüzleşmek zorunda olduğumuz kapitalist iştahı ve akabinde gelen kontrolsüz makineleşmeyi büyük bir öngörüyle anlatıyor.

Yazarın külliyatında ahlakçılığın izlerinin görülmeye başlandığı ilk eser olarak kabul edilen Uykudaki Uyanıyor’da sosyalizmden devrime ihanete, halkın bilinçli olarak fakirleştirilmesinden seçkinlerin tüm teknoloji ve zevk kaynaklarına hâkim olmasına dek pek çok fikir karşı karşıya geliyor.

“Esas bilimkurgu klasiklerinin en önemlilerinden biri. Uykudaki Uyanıyor’un asıl başarısı insani değerleri yansıtabilmesinde. Kitapta güzel yeni dünyaya dair hayallerimizden çok uzakta olan toplumsal gerçeklikler anlatılıyor olsa da onu aslında bir klasik haline getiren on dokuzuncu yüzyıldaki Viktoryacılığın o siyah-beyaz kavramlarını temel alması. Bu eser ‘Genç Wells’in ütopik olmayan kitapları arasında en iyisi.”

– Galaxy Science Fiction

Orson Scott Card’ın önsözüyle

Henri Lanos’un resimleriyle… 

İSTANBUL’DAN ANADOLU’YA RUMLARIN YEMEK KÜLTÜRÜ – SULA BOZİS

İstanbul’dan Anadolu’ya Rumların Yemek Kültürü

Sula Bozis, Rumların (özel dini günler ya da gündelik hayat içindeki) yemek kültüründen, sofra geleneklerinden ve mutfak alışkanlıklarından bahsediyor. Ayrıca Trakya, Karadeniz, Kapadokya gibi bölgelerde, İstanbul ve İzmir gibi kentlerde yeme-içme kültürüne yaptıkları katkıların, işlettikleri lokantaların, toplumsal hayata kazandırdıkları zenginliklerin ayrıntılı bir dökümünü yapıyor.

İstanbul’dan Anadolu’ya Rumların Yemek Kültürü, her kültürün başka kültürleri beslediğini de unutmayarak kentler, mesire yerleri, sokaklar, meyhaneler, sokak satıcıları arasında gezinip renkler, kokular ve tatlar arasında kaybolmak isteyenler için birebir. 

KAT/SİNEMA VE ETİK – UMUT TÜMAY ARSLAN

Bugün muhafazakârlığın şiddetinden, vaazlarından ve dayatmalarından farklı, yaşadığımız gezegeni merkeze alan ve insanın ne olduğunu yeniden sorgulayan bir etiğe ihtiyacımız var. Seyrettiğimiz onca film üzerinde sosyal kuramın terimleriyle düşünmeye de ihtiyacımız var. Kat buna girişiyor, filmleri kesip parçalara ayırarak bağlantılar arıyor: Bu bağlantılar yoluyla, filmlerin bize etik varlıklar oluşumuzu hatırlatma, seçim yapmaya zorlama, zevk ve yanılsamalarımızı üstlenme sorumluluğumuzla tanıştırma, bizi başka bir dünyaya değil bu dünyadaki başkalıklara inandırma kabiliyetlerini ve güçlerini araştırıyor. Bize bu esini veren filmler hakkında şunu söylüyor Umut Tümay Arslan:

“Görülecek bir çıplak gerçek yok. Biz insanlar seçimlerimizle hakikati yaratıyoruz. Filmler gündelik gerçekliği kesinti ve bozulmaya uğrattıklarında, başka türlü görebilmemizi sağlayan mercekler ve gözlükler icat ettiklerinde, bizi ikamet ettiğimiz yerden koparabilecek etik karşılaşmalara imkân yaratabiliyorlar.

“Bu ufuksuz dünyada, birbirimize dokunmaya ve komşu olmaya devam edebilmenin sinemadaki tezahürlerinin görülebilir, işitilebilir ve düşünülebilir olanın manzarasını nasıl değiştirebildiğini anlamaya çalışıyorum. Filmlerin mucizelerinden yayılan ışık altında… ”