Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye bir göz atabilirsiniz.

Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin – MURAT MAHMUTYAZICIOĞLU

Tiyatroseverlerin yakından takip ettiği ve ödüllere doymayan oyunların yazarı Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun sahnelendiği sezonlarda kapalı gişe oynanan oyunları Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin ve FÜ, tek bir kitapta Habitus Yayınları etiketiyle yayımlandı.

“Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”

Afife Ödülleri Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü 2017
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödülleri Yılın Yerli Oyun Yazarı Ödülü 2017
Her yeri deniz olup da bu kadar az yosun kokusu olan başka bir şehir var mı acaba? Bu kadar köprü olup da kimsenin birbirine ulaşamadığı başka bir şehir. Bu kadar çok insanın olup da her yerin bomboş olduğu… Bomboş.


İçeri girdik, oturduk, oyun başladı. Bir kukla mı vardı tam hatırlamıyorum. Tek hatırladığım Fü’nün yüzü. Gözlerini böyle kocaman açmış, sahneye bakıyor.”

“Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” ve “Fü” Bir Arada

Bir Kalbin Boyutları – KADİRE BOZKURT

İlk kitabı Küçük Dertler ile dikkatleri çeken Kadire Bozkurt’un yeni öykü kitabı Bir Kalbin Boyutları, Alakarga Yayınları etiketiyle yayımlandı.

Okur, bu kitabıyla birlikte Kadire Bozkurt’un hem dilini, anlatımını yetkinleştirdiğini hem de kahramanlarıyla, coğrafyasıyla öyküsüne yeni boyutlar kazandırdığını görecek.

“Saçlarını dalga dalga seriyor şehrin üstüne. Gece oluyor. Sabahlarsa turuncu bir aydınlık. Anneni çağırayım ister misin? Arkadaşlarını? Gitmemi ister misin? Yalnız küçük bir deviniş. Gitme, demek bu. Kal.”

Kadire Bozkurt’tan Yeni Öyküler

Savaş ve Açlar – HASAN İZZETTİN DİNAMO

“Bunların hepsi belediyece gömdürülecek şehit ailelerinin çocuklarıydı. Fatma’nın ölüsü de gelince mezar­cılar irili ufaklı, kızlı erkekli çocuk ölülerini birer birer mezara indirip, toprağın üzerine yan yana dizmeye, sonra üzerlerine tah­ta dizmeden toprak atmaya başladılar. Bir yığın çocuk bir daha kalkıp oynamamak, ekmek istememek, cıvıldaşmamak, kavga et­memek üzere bir tek mezara atılmıştı. Bu, Şakire’nin çok gücüne gitti. İçinde korkunç bir hınç kabarmıştı. Bu felek denen şey ne korkunç bir canavardı? Babası, ağabeyi sınır boylarında mezarsız çürüyüp giden şu şehit yavrularının bir tek mutluluğu yerin altı­na girerek açıkta kurda kuşa yem olmaktan kurtuluşlarıydı. Şe­hitlerin geride bıraktığı varlıkları bu akıbet beklemiyor muydu?”

Hasan İzzettin Dinamo, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarını en fazla yokluk ve kimsesizlik içinde geçiren yazarlarımızdandır. Savaş ve Açlar, bir ailenin yaşayabileceği en zor koşullardaki var olma mücadelesinin, savaşın etkisiyle, nasıl drama dönüştüğünü, nasıl dağılma ve yok olma sürecine girdiğini anlatan, çarpıcı ve bir o kadar da etkileyici bir roman.(Tanıtım Bülteninden)

Abim Che – JUAN MARTİN GUAVERA, ARMELLE VİNCENT

Ernesto “Che” Guevara… Yirminci yüzyılın efsanevi devrimcisi, bazılarının taptığı, bazılarının ölesiye nefret ettiği bir politik figür, öte yandan yaşasaydı tepki göstereceği biçimde metalaştırılmış, popüler kültürün elinde bir ikona dönüştürülmüş idealist ve eylem adamı.

Kendisi de Arjantin’deki dikta rejiminin zindanlarında yıllarca çile doldurmuş bir militan olan Juan Martin Guevara, Che’nin Bolivya dağlarında katledilişinden yarım yüzyıl sonra sessizliğini bozuyor ve abisini anlatıyor. Yoğun, içe oturmuş bir hüznün damgasını vurduğu bu anılarda Che’nin yetiştiği sosyal çevre de var, üzerinde çok etkisi olan annesiyle ilişkisi de, biyografilerinde kendine pek yer bulamayan babası ile kimileri gerçek birer karakter olan akrabaları ve dostları da. Yeri geldikçe, Che’nin hayata, siyasete, edebiyata ilişkin görüşlerine, değerlendirmelerine de yer veriyor küçük Guevara.

Ama esas önemsediği, dile getirmek istediği artık kendisi yetmişini devirmiş bir ihtiyar iken hep genç kalacak olan abisi ile, yıllarca mezarı bile belli olmayan sevgili ölüsü ile bağı. Juan Martin Guevara’nın kâğıda döktüklerini eşsiz kılan, başkalarının anlayamayacağı ve anlatamayacağı bu insani boyut zaten.(Tanıtım Bülteninden)

Eşikler Şairi Şükrü Erbaş – DERYA KARAOSMANOĞLU

Şükrü Erbaş, 1970 sonrasının güçlü ve üretken şairlerinden biridir. Şiir dışında hiçbir edebî türde eser vermemiş olan şair, sanat hayatına atıldığı günden bu yana yoğunluğunu şiire vermiş, kuramsal yazılarını da daha çok şiir üzerinde yoğunlaştırmıştır.

Çocukluğunu Yozgat gibi dar bir çevrede geçirmesi, toplumcu gerçekçi şiirin etkin olduğu yıllarda Ankara’da yükseköğrenimini tamamlaması, bu şiir ekolünün kuruluş aşamasında bulunması, uzun yıllar “ikinci ana rahmim” dediği Ankara’da yaşaması, memurluk ve daha sonra gazete yazarlığı yapması bile Şükrü Erbaş’ın renkli kişiliğinin birkaç göstergesinden birisidir. Hayatının bu denli renkli oluşu doğal olarak şairin şiirlerinde ele aldığı konulara da bir zenginlik, başkalık kazandırmıştır.

Şiir karmaşık bir yapılanma ve sonsuz bir anlamlama sürecine sahiptir. Şükrü Erbaş’ın şiirlerinde bu durum gerek zengin hayat birikiminin şiirine konu çeşitliliği olarak yansıması ile gerek şairin Türk şiir geleneğinin dışında kurduğu şiir dili, şiirsel söylemi ve estetik zenginliği ile bir kat daha güçlüdür. (Tanıtım Bülteninden)

Üç Çocuk, Bir Öğretmen ve Unutulmaz Bir Gün – JHON DAVİD ANDERSON

Bayan B. ile tanışın ve hayatınız değişsin!
Herkesin hemfikir olacağı üzere öğretmenler çeşit çeşittir. Bazıları iyidir, bazılarıysa çok da iyi değildir. 213 numaralı sınıfın öğrencilerine göre dünyada altı tür öğretmen var! Zombiler, Kaf-Bağ ekibi, Zindan Bekçileri, Spielberg’ler, Çaylaklar ve İyiler. Ama kendi öğretmenleri Bayan Bixby bu saydıklarının hiçbirine uymuyor. O asla hayal kırıklığına uğratmak istemeyecekleri türde bir öğretmen…
Bir sirk sanatçısı kadar neşeli kişiliği, her daim gülen yüzü, güneşte parıldayan pembe saçları, bitmek bilmeyen tebeşir zaafı, sürekli özlü sözler yumurtlayan edebiyat sevgisi ve durmadan öğrencilerinin yazı defterlerine kompozisyon yazdırmasıyla gönüllerde taht kuran Bayan B. belki de öğretmenlerin en iyisi.

Amerikalı yazar John David Anderson’ın, Üç Çocuk, Bir Öğretmen ve Unutulmaz Bir Gün isimli romanı, okurlarını, öğretmenlerine unutulmaz bir gün armağan etmek isteyen üç kafadarın, tek bir günde, şehir içinde çıktıkları destansı ve duygu yüklü yolculuğa yoldaş ediyor.
Her yaştan kitapseverin beğenisini kazanacak bu içten kitap, bazen gülünç bazense yürek burkan anlar yaşatarak zihinlerde yer ediniyor. İnsan ilişkilerinin karmaşıklığını ve sevginin gücünü derinlikli gözlemlerle üç çocuğun gözünden anlatmayı tercih eden Anderson, etkileyici ifade yeteneğiyle kalpleri yumuşatıyor. (Tanıtım Bülteninden)