Okuyacak çok kitap var seçmek zor diyorsanız yeni çıkan kitaplar arasından yaptığımız derlemeye göz atabilirsiniz.

IŞIKLAR ÜLKESİ – ANDRES BARBA

Tropik bir orman ile devasa bir nehrin arasına sıkışmış küçük bir şehir: San Cristóbal. Şehrin meydanlarında, parklarda ve trafik ışıklarında tekinsiz sokak çocuklarının sayıları giderek artar ve hayatın gündelik akışı sekteye uğrar. Toplum düzenine tehdit olarak görülen bu çocuklar kimsenin anlamadığı bir dil konuşur ve şehrin içinde, şehirle birlikte bambaşka bir “toplumsal organizma”ya dönüşür.

İspanyol yazar Andrés Barba 2017’de Herralde Roman Ödülü’nü alan Işıklar Ülkesi’nde çocuk masumiyeti mitini paramparça ederken düzen, şiddet ve medeniyet gibi kavramları yeniden sorguluyor.

“Çocuk masumiyeti miti, diyordu, Kayıp Cennet mitinin piçleştirilmiş, iyimser ve kolaycı bir türüdür. Bu cep dininin azizleri, şefaatçileri ve ermişleri yetişkinlerin nezdinde çocuklara asli günahsızlığı temsil etme sorumluluğu yükler. Ama sessizce sokakları ele geçiren o çocuklar asli günahsızlığın o zamana dek bildiğimiz iki versiyonuna, kendi çocuklarımıza ve Enyee’nin çocuklarına pek benzemiyordu.”

SİCİLYA’DA BİR AŞK HİKAYESİ – ANN RADCLIFFE

Ölçüsüz tutkular, dehşet verici eylemlere yol açar.

Sicilya’nın ıssız kıyılarında, benzersiz bir doğa manzarasının ortasındaki muhteşem bir şato, karanlık sırların yatağı olabilir mi? Sicilya’da Bir Aşk Hikâyesi, sakin ve durgun görünen hayatları apansız bir çalkantıyla bulandırıyor. Şatonun dolambaçlı koridorlarında, insanı bir kez kendine çektikten sonra girdabından dışarı bırakmayan, kaynağı belirsiz bir korkuyu, günlük hayata istikrarla sızan bir psikolojik dehşete dönüştürüyor.
 
Ann Radcliffe’in erken dönem yapıtlarından Sicilya’da Bir Aşk Hikâyesi, gotik romanı romantik unsurlarla besleyen yetkin bir örnek. Radcliffe dehşetin anlatımını kendine özgü lirik bir üsluba bağlarken, korkuya da sıcak, çekici bir yön kazandırıyor: Haz ile dehşet arasındaki her an kopmaya hazır o ince çizgi ortadan kalkıyor.

Sicilya’da Bir Aşk Hikâyesi, 18. yüzyıldan günümüze gotik adını alan korku ve dehşet edebiyatının klasiklerinden biri.

MİTOLOJİ: KAHRAMANIN YOLCULUĞU – DAVID ADAMS LEEMING

Mitoloji: Kahramanın Yolculuğu, birçok kültürün mitlerindeki evrensel temalara vurgu yaparak mitoloji konusuna farklı ve etkili bir yaklaşım sunuyor. James Frazer, C. G. Jung, Karl Kerényi ve alanın önde gelen isimlerinin, mitlerin evrensel anlam arayışımızda bütün toplumlara nasıl hizmet ettiğini gösteren metinlerine yer veren bu antoloji, kahramanın doğumundan sınav ve arayışlarına, düşüş ve yükselişine, ölümüne ve yeniden doğumuna uzanan geniş kapsamlı bir mit araştırmasıdır.

Anlatımına gerçek karakterleri de dahil ederek mitlerin fiziksel olarak gerçek olduğu ve gerçek hayata uygulanabileceği teorisinin altını çizen Leeming, kadın kahraman mitlerinin yanı sıra Navajo, Endonezya, Hint, Çin ve Afrika masallarından örnekler sunuyor ve şöyle diyor: “Mitler, insanlığın hayalleri olarak da adlandırılabilir.”

Mitoloji: Kahramanın Yolculuğu, yalnızca bu engin konu hakkındaki bilgilerini pekiştirmek isteyenler için değil, insan ruhunu daha iyi anlamak isteyenler için de temel bir kaynak niteliğinde.

SHAKESPEARE’İN DOKUZ YAŞAMI – GRAHAM HOLDERNESS

Yalnızca yaşadığı çağa değil tüm tiyatro tarihine damgasını vurmuş olan William Shakespeare’i ne kadar tanıyoruz? Ünlü oyun yazarının yaşamı boyunca içinde dolaştığı labirentler onun üretkenliğini nasıl etkiledi? Hangi duygular, hangi tecrübeler metinlerine ilham kaynağı oldu? Shakespeare’in yaşamı kurgu ve gerçeğin gölgesinde nasıl kaleme alındı? Bu zamana dek yazılan Shakespeare biyografileri neden hep eksik kaldı?

İngiliz kültürel materyalizm ekolünün kurucularından sayılan ve uzun yıllardır Shakespeare yapıtları üzerine çalışan Holderness, Shakespeare’in Dokuz Yaşamı’nda daha önce bütünlüklü bir biçimde cevaplanmamış birçok soruya yanıt arıyor. Shakespeare’in hayatı etrafındaki gerçekleri ve mitleri, birbirleriyle iç içe geçmiş özel biçimlerini dikkate alarak ustalıkla inceliyor. Bizlere yazar, oyuncu, kasap çırağı, iş insanı, eş, yakın arkadaş, aşık, Katolik Shakespeare’i ve onun portresini anlatıyor. Her bir Shakespeare biyografisini eleştirel bir gözle yeniden ele alırken, bir sanatçının dokuz yaşam evresini benzersiz bir tablo oluşturacak biçimde yeniden tahayyül ediyor.