Boğaç Gökmen

 

Deerhunter – Why Hasn’t Everything Already Disappeared?

 

15 yıldır süregelen kariyeriyle her daim ilgi çekici toplulukların başında yer alan Deerhunter’ın sekizinci albümü “Why Hasn’t Everything Already Disappeared?”.

Topluluğun, solist Bradford Cox’un omuzlarında yükselen felsefesinin yeni albümde yanaştığı noktaya kulak vermek keyifli ve düşünsel bir süreci de beraberinde getiriyor. Uygarlığın yavaş yavaş çökmekte olduğunun farkındalığına dair sözler sarf eden ekip, dünyanın şu anki durumuna dair tepkisini yine kendi seçtiği türlü duygular üzerine yerleştirdiği öykülerle anlatıyor.

Teksas’ın ıssız kasabalarından Marfa’da gerçekleşen bazı doğaçlama kayıtların yenilenmesine dayanan süreç, Cate Le Bon’un katılımıyla deneysel ve keşfedilecek seslere doğru bir yolculuğa dönüşüyor.

Albümün başlığından itibaren “Neden Her Şey Henüz Yok Olmadı?” sorusuyla avant-garde, folk ve deneysel bir oyun alanında, düzensiz şiirlerin, aksak ritimlerin ve melodik zenginliğin aktarımını yapıyor ve olup biten ne varsa sorgulamaktan bir adım geri atmıyor.

Artık gerisi de dinleyiciye kalıyor ki keşfetmek ve sorgulayıp kafa yormak için Deerhunter’ın yeni albümü biçilmiş kaftan.

 

Sharon Van Etten – Remind Me Tomorrow

 

“Remind Me Tomorrow”, şarkıcı, söz yazarı ve besteci Sharon Van Etten’ın beşinci uzunçaları.

Albüm, Cloud Nothings ve St. Vincent ile de çalışan John Congleton yapımcılığında Los Angeles genelindeki farklı stüdyolarda kaydedildi ve güçlü, renkli bir misafir sanatçı kadrosuyla çalışıldı.

Van Etten için türlü duygusal yoğunluğun bir arada yaşandığı, bir yanıyla da eğitici bir dönemden söz etmek mümkün. Oyunculuk, öğrencilik ve bir anne olarak parsellere bölündüğü bu süreçte çıkan yeni albüm, kişisel olgunluğunun mühim bir evresinde olduğunu da resmediyor.

Önceki çalışmalarına nazaran bazı sound farklılıkları barındırmakla birlikte zengin bir içerik sunduğu aşikâr olan albümün, hassas piyano melodilerinden, analog synth işçiliğinin belirlediği katmanlara, sürdürülen vokal başarısından, öykü aktarım becerisine kadar Sharon Van Etten için düzülecek yeni methiyelerin de habercisi olacağı açık.

 

Steve Gunn – The Unseen In Between (Matador Records)

 

“The Unseen In Between”, James Elkington yapımcılığında kaydedilen yeni Steve Gunn albümü olarak geçiyor kayıtlara.

Albüme katkıda bulunan müzisyenler arasında bas gitarda Bob Dylan’ın müzik direktörü Tony Garnier ve vokallerde Meg Baird’in isimleri öne çıkıyor.

Albümün akustik doygunluğu ve elektrik enstrümanlarla yakalanan ahenk ilk dinlemede dinleyiciyi yakalıyor. Öyle ki, açılışı yapan “New Moon” ve “Change”in 70’lere kadar uzanan etki alanı, yakın vakitte kaybettiği babasını andığı “Stonehurst Cowboy” gibi parçaların varlığı, Gunn’ın olgunluk emareleri oluyor. Aynı zamanda folk evreninde çiçek açan şarkılar “Luciano” ve “Morning Is Mended”in peşinden albümün derinliklerine inmek mümkün.

Gunn’ın kişisel penceresinden yansıyan manzaralar izlemeye değer. Yol öyküleriyle aranız iyi, yolculuğun büyüsüyle ilgileniyor ve şarkıları da bu yol boyu manzaralarıyla bağdaştırıyorsanız “The Unseen In Between”ı ıskalamayın.

 

Lost Under Heaven – Love Hates What You Become

 

Ebony Hoorn ve Ellery James Roberts’dan oluşan Manchester çıkışlı ikli Lost Under Heaven ikinci albümü “Love Hates What You Become” ile ruhumuza temas etmeye geliyor.

Albüm ikilinin, 2016 tarihli çıkış albümü “Spiritual Songs for Lovers to Sing”i takiben yayımladıkları ilk çalışma olurken, St.Vincent, Sigur Rós gibi isimlerle de adı anılan John Congleton ile Swans davulcusu Thor Harris eşliğinde Los Angeles’da kaydediliyor.

Duygusal yönü kuvvetli, ama sert ama hassas ifadelerin birbiriyle kol kola girdiği sinematik şarkılar onlarınki. Zaman zaman bir David Lynch filminin iz bırakan sahnelerine uyan tansiyonuyla dinleyiciyi neon ışıklı rüyalara sürüklerken bazen de yalnızlığın orta yerinde odasında içine kapanık kalem kağıda sarılan şarkılar.

Dürüstlüğünden şüphe ettirmeyen, özgürlüğü odak edinmiş etkileyici söylemlerin ikilisi Lost Under Heaven. Atmosferi yoğun, alternatif seslere kanat açıp, punk’tan, elektronica ve art-rock hava sahasına sokulacaksanız “Love Hates What You Become” tercihiniz yerinde olacaktır.

 

 Papa Roach – Who Do You Trust? (Eleven Seven)

 

On iki parçanın yer aldığı yeni Papa Roach albümü “Who Do You Trust?” yayında.

“Crooked Teeth” albümü sürecinde birlikte turneye çıkacakları Of Mice & Men’in o dönemki solisti Austin Carlile’nin hastalığı sebebiyle turun iptal olması sonucu “yola çıkamayacaksak, üretelim” diyerek stüdyoya girdiklerini ve beş altı şarkı yazdıklarını söyleyen solist Jacoby Shaddix, sonrasında geçtiğimiz Haziran ve Temmuz ayında devamını getirdiklerini ve sonuçta ellerindeki on iki şarkıya sahip olduklarını ifade ediyor.

Papa Roach’un onuncu stüdyo albümü, ‘nu-metal sahnesinin öncülerinden’ sıfatının kabulü mümkün bir topluluk için bir miktar geçmiş kredisine ihtiyaç gerektiriyor. Esasen, her şey yerli yerinde ve türün gerekleri yerine getiriliyor ancak şarkı bazında yaklaştığımızda bir arayış fark ediliyor ki iş bunun ne derece oturduğuyla alakalı.

Techno-rock ve rap unsurların kollarında fazlasıyla zaman geçiren parçaların adım attığı branşın keyifli yüzüne daha yakın olan albüm, grubun hayranlarına önerilmenin ötesine geçmekte zorlanabilir.

 

Flotsam and Jetsam – The End Of Chaos (AFM Records)

14.Flotsam And Jetsam stüdyo albümü “The End Of Chaos”, AFM Records etiketiyle piyasaya sürüldü.

Dile kolay, 80’lerin başında anahtarı çevirip 1986’da adım attıkları metal sahnesinde aynı tarihli ilk albümleri sonrası bas gitarist Jason Newsted’ı Metallica’ya kaptıran ekip, her dönem üretken olmayı başardı.

Yeni albümün uzun hazırlık sürecine değinen vokalist Eric “A.K.” Knutson, şarkı seçim sürecinin hayli zorlu geçtiğini ifade ederken, kayıtta yer alan 12 şarkıyı ince bir eleme sonrası 40 şarkı arasından seçtiklerini, ancak sonuçta iyi bir iş çıkarttıklarını vurguluyor ki albümün genel görüntüsü de onu doğrular nitelikte.

Ancak, ilk sıraya yazılacak özellik kuşkusuz albümdeki amansız dinamizm olacaktır. Thrash metal gereklerini yerine getirmenin dışında, hız ve melodik bakımdan da adından söz ettirecek albümde, tüm ekibin yanı sıra yeni davulcu Ken Mary’nin adını da ayrıca anmalı diye düşünüyorum.

Flotsam and Jetsam, yeni albüm “The End Of Chaos” ile kırk yıla yaklaşan tecrübesini konuşturmanın yanında sanki bir miktar da gövde gösterisi yapıyor ki bunun kararı metal dinleyicisinin hislerine kalıyor.