Boğaç Gökmen

Günün albüm önerisinde bu kez 80’lerin son dilimden başlayıp 90’ların sonlarındaki gelişme bölümüne konuk olacağımız bir rock’n roll öyküsüne dalıyoruz.

Albüm öncesinde ise biraz başa sarıp, yeni grup oluşturma fikriyle yanıp tutuşan bir gencin çalışmaya başladığı plak mağazasında kendisi gibi bir gitaristle tanıştıkları sahneye tanık olmak üzere Chicago’da alıyoruz soluğu.

O sahneyi biraz ileri aldığımızda ise mağaza çalışanı Billy Corgan ile karşılaştığı gitarist James Iha kuracakları yeni grup hakkında yol almışlardı bile.

Grubun adını soranlara “‘The Smashing Pumpkins’ dersiniz” dediklerini duyar gibiyim.

Ardından bas gitara D’arcy Wretzky ve davula Jimmy Chamberlin’in geçmesi sonrası ekip tam yol adımlamaya başlamıştır. 1991 yılı ‘Gish’ albümünden itibaren ne çalkantılara konu olmaz ki The Smashing Pumpkins evreni. Ayrılıklar, şiddetli geçimsizlikten değişen kadrolar, alkol ve uyuşturucu problemleri, aşk, iftira, suçlamalar. Tüm bu yorucu süreçlerden geçerken sayısız konserler, en iyi şarkı ödülleri, gelmiş geçmiş en iyi duble albümlerden biri ve liste başarıları.

Bütün bunların yanında asıl konumuz ise bir dönemin uzun otobüs yolculuklarının walkmande dönüp duran ezberinde eksik olmayan birkaç kasetinden biri, 1998 tarihli The Smashing Pumpkins albümü ‘Adore’.

Albüm piyasaya çıktığında birçok tartışmaya konu olmuş, grup çoğu hayranı tarafından çarmıha gerilecek seviyede eleştirilere maruz kalmıştı. Bir önceki efsanevi duble albüm ‘Melancolie and Infinite Sadness’ın ardından kolay kaldırılabilecek lokmalar değildi bunlar.

Her zamanki gibi Billy Corgan önderliğindeki grup tarz değişikliğine gitmiş, davulcu Chanberlain’in bağımlılık sorunları sonucunda stüdyo davulcuları ve drum machine tercihinde bulunarak biraz daha elektronik bir sound oluşturmuştu. Yine de ön yargılar bir tarafa bırakıldığında özellikle melodik olarak gayet başarılı bir albüm ortaya çıktığı da aşikârdı. Tahmin edilebileceği gibi satış rakamları önceki albümlerle kıyaslanacak seviyede olmasa da yayımlandığı dönemin ruhuna göz kırpan, kendine has bir sound yakalandığı da göz ardı edilemezdi.

‘To Shelia’ gibi dingin ve şifalı bir akustik parçayla açılan albüm, ‘Ava Adore’ ve ‘Perfect’ gibi iki yıldız ile devam ederken, albümün bütününe hâkim hüzün ‘Crestfallen’ ile bünyeye zerk ediliyor, tepe noktasına adımlarken ise ‘Annie Dog’, ‘Shame’ ve ‘Once Upon A Time’ ile neredeyse mahçup bir havaya erişiliyordu. ‘For Martha’ ise dönemin en iyi alternatif rock parçalarından biri olarak yerleşiyordu dağarcığımıza.

İniş çıkışı bol, duygusal aktarımı yoğun, akıl karıştıran bazı köşe noktalarıyla birlikte mühim de bir kilometre taşı olduğunu hissettiren renkleriyle baş ucu albümleri kategorisine en azından aday listesinin üstlerinde itinayla yerini alıyordu.