Boğaç Gökmen

Günün albüm önerisinde bu kez sıra dışı bir hayat öyküsünün izini süren etkileyici bir filmin sahneleri arasından taşan melodiler eşliğinde 1980’lerin başına Manhattan’ın doğu yakası sokaklarına ışınlanıyoruz.

Grafiti dalgasının buram buram hissedildiği kentin duvarları, tren, metro vagon ve istasyonlarının fon oluşturduğu bir kültürel ortamda parktaki karton yatağında konaklayan ressam Jean-Michel Basquiat ile tanışırız.

Julian Schnabel’in yönettiği 1996 yapımı filmde, Basquiat’ın iniş çıkışlı, dramatik, zaman zaman da sımsıcak yaşamı içinde kendimize bir köşe bulup seyre dalarken aynı zamanda dönemin de röntgenini çekerek kültür ve sanat çevrelerinin de bir parçası oluruz.

Basquiat’ı Jeffrey Wright’ın canlandırdığı David Bowie’yi Andy Warhol rolünde izlediğimiz filmde, birbirinden ilginç ve akılda kalıcı karakterleri ise Gary Oldman, Dennis Hopper, Christopher Walken, Willem Dafoe, Benicio Del Toro, Michael Wincott, Claire Forlani, Courtney Love ve Vincent Gallo gibi isimler oynar ki böylesi bir kadroyu yan yana yazmak bile filmde nasıl bir etki alanı saklı olduğunun ipucu olsa gerek.

Gelelim konu başlığımıza ve filmin gücüne güç katan müziklerine.

Bir Tom Waits şahaneliği “Tom Traubert’s Blues”u tüyler ürpermeden dinleyebilmek ne mümkün. Aynı şekilde, Brian Kelly’nin seslendirdiği “She’s Dancing”in filmde konumlandığı sahneyle birlikte zihnimizden silinmesi imkansıza yakın. David Bowie’nin “A Small Plot of Land”i ise yüreğimizi dağlamaya devam eder. Tüm bunlara bir de The Pogues’dan “Summer in Siam” eklenince ruhumuzu teslim etme ihtimali yükseliyor.

Michael Wincott’dan “Van Gogh Boat” ile açılan albüm, Them ve Van Morrison iş birliğinde nefis bir Bob Dylan yorumu “It’s All over Now, Baby Blue”, PJ Harvey ve John Parish ortaklığından “Is That All There Is?” ve Joy Division’dan “These Days” ile lezzeti damağa uzun süreli yerleşenlerden.

Toadies’den “I’m Not in Love”, Grandmaster Flash / Melle Mel’den “White Lines (Don’t Don’t Do It)” ve Tripping Daisy’den “Rise” ise dönemi tam da yerinde ve tadında resmeden şarkılar.

En sona bir Leonard Cohen yakışmaz mı? Hele ki bu “Hallelujah” olursa durum nasıl da ilahi bir hâl alıyor. Üstelik yorumlayan John Cale.

Ezcümle, bazı filmler ve müzikleri yakamızı bırakmayacak etkileriyle bir bakıma da kişiliğimize yadsınamaz dokunuşlarıyla derin izler bırakırlar. Bu nitelikleriyle de baştan ayağa ruhunuzu ele geçirecek bir yapım Basquiat.

Filmi henüz seyretmeyenleri bir an evvel izlemeye teşvik etmeyi, tüm bu şarkıların eşliğinde ki bir soundtrack albümü olarak da Basquiat’ın bu husustaki ağırlığının altını çizmeyi görev bilirim.