Boğaç Gökmen

Son yıllar yerli rock sahnesi ne kadar iyi müzik yaptı desem, ne kadar sağlam ve nitelikli grupla tanışıp, takip edip, izlediğimizi eklesem, hiç de abartmış olmam diye düşünüyorum.

Buradan da dünyanın gidişatına kafa tutup, tutunabildiğimiz nadide bir dal olarak çevremizdeki tüm bu delilikten başımızı kaldırmamıza yardımcı olan tek değerimiz müzik için, neyse ki yüzümüzü güldürmeyi sürdürüyor önermesine ulaşmam çok da uzun sürmüyor.

Bunları düşünürken de gidilen her konserin, müzik ortamlarında alınan her nefesin ne denli mühim olduğunu içinde bulunduğumuz salgın günlerinde değerini birkaç kez daha bilerek dinliyorum yeni Deer From Space albümünü.

İstanbul çıkışlı Deer From Space, rock evreninin temel taşı elementlerini yüreğimize zerk eden son dönemin kucaklanası topluluklarından.

Mikrofon başında, bilhassa Dorock Taksim sahnesinden United’in vokali olarak dağarcığımıza yerleşen Berzan Önen, gitarlarda Burçin Gülbahar ile Yüksek Sadakat kadrosundan aşina olduğumuz Serkan Özgen, bas gitarda Uğur Onatkut ve davulda Mehmet Engin’in omuzlarında yükselen ekibin yaydığı güçlü ve derinlerine çeken frekanslar daha ilk temasta kendini belli ediyor.

2016’nın son çeyreğinde ilk kısaçalarları “Home” ile seslerini duyuran ekip, tesiri uzun süre damakta kalacak bir ilk uzun metrajlı albümleriyle parıltılarını yaydıkları uzayın kapılarını sonuna kadar açıyor. Bunu yaparken de saygı duyup şarkılarıyla büyüdükleri topluluklara selam durmayı ihmal etmiyorlar.

Deer From Space için ilk etapta müzikal temelini, bir yanıyla 70’lerin klasik tavrı diğer taraftan da son yılların sağlam ve güvenilir stoner betonuyla kurguladıkları görülüyor. Bu harç neticesinde ortaya çıkan tutkulu ve melodik çeşitlilik sayesinde de müzik tutkunuzun orta yerine oturmaya aday olduklarını söylemek güç olmasa gerek.

Öncelikle “Escape”, vakit kaybetmeksizin yörüngesine çeken, cazibesi, ışıltısı ve samimiyeti yüksek, sağlam dokumaya sahip bir albüm.

Buradan adımlamaya başladığımızda da açılış şarkısı “Burn Baby”, hayli yakışıklı, dinleyiciyi topyekûn konuya dahil etmekte güçlük yaşamayan ve fitili itinayla ateşleyen bir karşılama gerçekleştiriyor.

Bu başlangıç neticesinde, rock ‘n’ roll renklerinin tam da uygun fırça darbeleriyle derinlerine nüfuz ettiğini hissettiren albüm, güzel ve konforlu bir köşeye buyur ediyor dinleyiciyi. “Perfect Gentleman” ve “I’m Gone” ile birlikte bir yol albümü olduğunun da altı çizildikten sonra kontağı gönül rahatlığıyla çeviriyorsunuz.

Yol ilerledikçe, “Ringo’s Song”, “Give Your Heart to Me” ve “Gtym” ile albümün dokunaklı yüzüyle de tanışıyoruz. Yörüngeye doğru yolu eritirken, kaçıncı kez tekrara aldığınızı unutturacak kadar etki barındıran, tesir garantili şarkılar bunlar.   

Albümün isyankâr ve sert mizaçlı kısmına gelecek olursak “Fuck It” ve hemen peşinden konuyu ele alan “Riding with the Devil” ve “Without Chu” için önerim, elinizi korkak alıştırmadan sese biraz yol vermeniz olacaktır ki, spagetti western lezzetlerinden, tatlı sert Tarantino aksiyon sahnelerine dek hissettirecekleri geniş bir duygu yelpazesinden bahsetmek mümkün. Albümün etki alanını genişletecek şarkılardan biri de “S.a.M” hiç kuşkusuz.

Tüm bu yolculuk süresince, güneşli gökyüzü altında, geniş alanlarda seyir etmeyi sağlayan hacimli soundun yanı sıra Berzan’ın, mikrofon başı hünerleriyle eksiksiz bir rock vokali simgesi olarak yükseldiğine de tanık oluyoruz.

Geleneksel basamakları adımlayarak yükselen ancak bununla beraber kendi kelimelerini söylemeyi de bilen bir albüm “Escape”. Beste yapılarından, gitarların konumlandığı ses rengine oradan da dozu, kıvamı yerinde sertlik ve hassasiyet dengesine kadar dinleyiciye kendi uzayından sağlam bir selam çakıyor Deer From Space.