Boğaç Gökmen

Doğrusu son birkaç senedir Eurovision Şarkı Yarışması’na mesafeli kalmış ancak sonucuna ve bazı dereceye giren şarkılara bakıp çıkar hale gelmiştim oysa eskiden neydi Eurovision heyecanı?

1980’de Johnny Logan’ın kazanması ve memleket dahilinde de yükselen şöhreti, 1983 Münih’te Corinne Hermès’in zihinlere kazınan şarkısı “Si La Vie Est Cadeau” ve ertesi yıl İsveç’i kürsünün zirvesine taşıyan Herrey’s ve “Diggi-Loo Diggi-Ley” kişisel Eurovision yolculuğumun başlangıç noktası olmuş, Sandra Kim’in “J’Aime La Vie”si de unutulmazlar arasına girmişti.

Tam da aynı dönem video oynatıcıların evlere girmesi ve TV programlarını kasetlere kaydetme lüksüne erişmemizle yeni ve büyük bir değişime de yelken açtık.

Çocukluk günlerinden anımsadığım ev toplaşmalarında her daim Eurovision Şarkı Yarışması’nın yeri mühimdi. Onunla birlikte gecenin geç vakitlerine kadar seyredilen buz pateni şampiyonalarını ve futbolun zirvesi Avrupa ve Dünya Kupası organizasyonları özel ilgi ve alaka gösterilen, ev içinde bazı izleme ritüellerinin söz konusu olduğu televizyon başı mesaileri olurdu.

Eurovision yarışmalarını videoya kaydetmeye hatırladığım kadarıyla 1984’de “Diggi-Loo Diggi-Ley” şarkısının zihnime kazınıp uzun zaman da orada asılı kaldığı yıl başlamış ve uzunca bir dönem sektirmeden devam etmiştim. Programı kaydeder ve ilerleyen günlerde de açar başından sonuna kadar seyrederdim, artık nasıl bir disiplinse. Birkaç gün önce dinleyip dilime takılan şarkıları tekrar tekrar izlemek okuldan eve geldiğimde en büyük motivasyonum olurdu.

Bildiğimiz gibi Türkiye organizasyona en son 2012’de katıldı ve o günden bu yana da aksi istikamette bir hareket yok. Oysa memleket Eurovision tarihi de iyi kötü birçok anıya sahip. Aralarında sıfır puanlısı da var başlara güreşip göğüs kabartanı ve nihayet zirveyi tadanı da. Semiha Yankı’nın “Seninle Bir Dakika”sı, Ajda Pekkan “Petrol”, Neco “Hani?”, Modern Folk Üçlüsü & Ayşegül Aldinç “Dönme Dolap”, Çetin Alp’in “Opera”sı, Klips ve Onlar “Halley”, Kayahan “Gözlerinin Hapsindeyim”, MFÖ “Diday Diday Day” ve “Sufi”, Şebnem Paker “Dinle”. Yakın zamanda ise Mor ve Ötesi, Manga, Hadise, Athena, Sibel Tüzün, Kenan Doğulu, Yüksek Sadakat, Can Bonomo ve tabii ki Sertap Erener’in 2003 yılındaki birinciliği Eurovision tarihimizin film misali gözümüzün önünden geçen sahnelerinin başrolleri.

Günümüze dönüp Rotterdam 2021’e bakacak olursak, geçen yıl pandemi sebebiyle ertelenen yarışma bu sene salgın günlerinin en buhranlı zamanlarında sahra hastanesi görevi yapan Ahoy kongre ve konser salonunda üstelik seyircili ve özlenen konser atmosferinde yapıldı.

Bana gelince, esasen öyle hiç de bilinçli değil tesadüf eseri açtım yarışma youtube kanalını, belli ki içimdeki o bahsettiğim mesafeli durum hâlâ sürse de bu defa neler döndüğüne ve pandemi şartlarında nasıl bir yarışma çıkacağına olan merakımdan dolayı bir anda kendimi yeniden eski dost Eurovision başında buldum.

Öncelikle şu var ki gezegeni avucuna alan salgın, felaket filmlerinden gerçek hayatlara taşınan süreç belli ki pırıl pırıl şarkıların ortaya çıkmasına vesile olmuş dedirtti.

Belçika adına yarışan yılların trip hop devi Hooverphonic, Rusya ve Portekiz ilk etapta dikkat çeken şarkılar olarak konuya iyiden iyiye ısınmayı sağlarken, peşi sıra İsviçre, İzlanda ve adeta 2000’ler nu-metal sahnesinden fırlamış performansıyla Finlandiya’dan Blind Channel ve Litvanya’yı nefis disko elektronik aksanıyla temsil eden The Roop ile bünye iyiden iyiye ortama adapte olurken kafada da favoriler belirmeye başlamıştı bile.

Tabii ki programda Demokratik Kongo asıllı Tusse’nin temsil ettiği İsveç, Malta, Moldova gibi Pop, R&B, soul, funk omurgalarına sahip iyi şarkılar da mevcuttu.

Ukrayna – Go_A

Ardından vites artırırcasına Ukrayna’dan electro-folk grubu Go_A, “Shum” şarkısıyla sahnede belirdiğinde deneysel elektronik tınılarla yükselen, şaman ayini tadında, kıyamet sonrası etkili şarkısıyla ufak bir hipnoz etkisine neden oluyordu. Onlar sahneyi Fransa’ya bıraktığında tüyleri diken diken eden sade, samimi ve duygu yoğun performansıyla Barbara Pravi şarkısı “Voilà” ile favoriler hanemin zirvesine yerleşiyordu. Fransa’nın chanson işçiliği ve kültürler arası renkliliğini de hücrelerinde taşıyan şarkı Pravi’yi aklıma kazımaya yetti doğrusu.

Fransa – Barbara Pravi

Ancak rock ‘n’ roll ateşi sıralamanın sonlarında sahneyi yangın yerine çevirmek için bekliyordu. İtalya adına yarışan genç rock ekibi Måneskin ipi göğüsleyecek büyüye sahip performansıyla kafamdaki dengeleri de yerle bir etti. Glam rock rüzgârını arkasına alıp heavy metal derilerini çekmiş yirmili yaşların başındaki dinamik ve tutkulu grup, gayet sıkı şarkıları “Zitti e buoni” ile sahneden indiklerinde ‘bu iş böyle yapılır’ın leziz bir örneğini verdi.

Jüri oylamasının ıskaladığı yerini bulamamış şarkıların halk oylaması sırasında uçarcasına basamak atlaması da görülmeye değerdi. Jüri oyları açıklanırken yaşadığım hayret nidaları halk oylarının açıklanmasıyla taşların yerine oturduğu bir sıralamayı da beraberinde getirdi.

Uzun süre İsviçre ve Fransa rekabetine sahne olan oylama, halk oylarıyla birlikte başta Litvanya ve Ukrayna gibi ülkelerin üstlere tırmanmasına ama son raddede de İtalya’nın rock ‘n’ roll ateşinin ipi göğüslenmesiyle sonuçlandı.

İtalya – Måneskin

Gecenin kapanış cümlesi ise İtalyan grubun solisti Damiano David’in dudaklarından dökülen “rock ‘n’ roll never dies” cümlesi oluyordu ki aynı zamanda son bir buçuk yıldır köhneleşmiş ruh hallerimizi şifalandıracak enerji de saklıydı bu zafer söyleminde.

Özgürlük hissinin yaydığı enerjiler gelecek konser, festival hayallerinin zihinde belirdiği kareler ve bir yanıyla da Eurovision için umudun sürdüğünü hissettiren keşif niteliğindeki iyi şarkıların kulaklara ulaştığı verimli bir festival gecesi olarak kayıtlara geçti Rotterdam 2021.