Bugün (26 Kasım 2018) hayatını kaybettiği açıklanan Bernardo Bertolucci, 1960’lı yılların başından beri sinemada aktif olan, efsane kategorisinde ödüllü bir yönetmendi. Annesi bir şairdi ve bu sayede sanatla iç içe büyüdü, babası bir roman yayımlamasına yardım etti ve diğer aile üyeleri de film dünyasında çok sağlam bir geçmişe sahipti. Bertolucci, hayatında ne yapmak istediğine karar verdiğinde henüz çocuk sayılırdı ve 15 yaşına kadar kendi eserlerini yazmaya başlamıştı bile.

Paris’te Son Tango’nun yönetmeni Bernardo Bertolucci (1940 – 2018), uluslararası film yapımcılığının modern ustalarından biri olarak kabul ediliyordu.

Güzel sanatlar ve edebiyatı sevdiren bir devrimcinin torunu olan Bernardo Bertolucci, siyaset ve cinsellik hakkında açık sözlü filmleriyle sinema sanatını değiştirdi. İtalyan yönetmen, modern çağın dönüm noktası olan bazı filmleriyle uluslararası tanınırlık ve endüstrinin övgülerini kazandı. Marlon Brando, Gerard Depardieu ve Robert De Niro’nun da aralarında bulunduğu dünyanın en iyi aktörlerinden bazılarıyla çalıştı. Bertolucci’nin filmleri, zarif kişisel filmlerden büyük destanlara kadar uzanıyordu, ancak çalışmalarında her zaman politik ve felsefi kaygılarını ön planda ve merkezde tutuyordu. Başarıları öz geçmişi, 1987’deki başyapıtı The Last Emperor’la aldığı birçok Akademi Ödülü adaylığı ve En İyi Yönetmen ödülünü kazanmasını da içermektedir.

Genç Bertolucci

Bertolucci, İtalya’nın Parma kentinde, 16 Mart 1940’ta doğdu. Onun soyu entelektüel merak ve radikal politikalara aşinaydı. Dedesi, Avustralya’da sürgüne zorlanan İtalyan bir devrimciydi. Annesi Ninetta, öğretmen olarak çalıştı. Babası Attilio Bertolucci şiir yazdı ve sanat tarihi öğretti. Bertolucci’nin bir de küçük erkek kardeşi Giuseppe vardı. Aile, kitaplarla dolu büyük bir evde yaşardı ve özel hizmetçileri vardı. Bertolucci, sanatsal ve entelektüel yaşantısını sürdürmesine izin veren çok ayrıcalıklı bir şekilde yetişme lüksüne sahipti.

Bertolucci, erken yaşlarda, sinemaya ilgi duymaya başladı. Babası tanınmış bir gazete için bir film sütunu yazıyordu. O günlerde Bertolucci, en son filmleri görmek için ona eşlik ediyordu. Bu geziler sık ​​sık büyük şehre seyahat etmeyi içerdiğinden, Bertolucci filmleri tuhaflık ve kent yaşamının harikalığıyla ilişkilendirmeye başladı. Daha sonra çocukluğunda, Roma’ya taşındı.

Film Yapmaya Başlıyor

Bertolucci liseden mezun olduğunda 16 mm bir kamera aldı. İlk kısa filmlerini yapmak için erkek kardeşi ve kuzenlerini oyuncu olarak kullandı. Roma’da üniversiteye kaydoldu ve modern edebiyat öğrenmeye başladı. Film yapımının yanı sıra, bu dönemdeki en büyük tutkusu şiir yazmaktı. 1962’de ilk şiir koleksiyonu olan “Gizem Arayışı” Viareggio Ödülü’ne layık görüldü. Bertolucci’yi hem şiirinde hem de film yapımında teşvik eden, şiir yazan ünlü İtalyan yönetmen Pier Paolo Pasolini’ydi. Pasolini genç Bertolucci’nin akıl hocası oldu. Ona Accattone (1961) filminde yönetmen yardımcısı pozisyonunu verdi. Büyük yönetmenle çalışmak, Bertolucci’yi film yapımının da kendi içinde bir tür şiir olabileceğine inandırdı. Kısa süre sonra Roma Üniversitesi’ni bırakarak film kariyerine yoğunlaştı. Time’a verdiği bir söyleşide, “Kendi dilimi bulmam gerekiyordu. Bu dil sinema idi,” dedi.

1962’de Bertolucci, ilk uzun metrajı La commare secca (Grim Reaper) yönetti. Bu karanlık cinayet hikâyesi, amatör bir oyuncu kadrosuyla çekildi. Birçok eleştirmenin genç yönetmende potansiyel görmesine rağmen, karmaşık eleştiriler aldı. Bertolucci’nin bir sonraki çabası iki yıl sonra geldi. Prima Della Rivoluzione (Devrimden Önce) (1964), çağdaş Parma’daki siyasal gelişmeler üzerine kurulmuş bir aşk hikâyesiydi. Eleştirmenler bunu, Orson Welles, Jean-Luc Godard ve Luigi Visconti gibi büyük yönetmenlerin çalışmalarına benzetmişlerdi. 1964 Cannes Film Festivali’nde genç eleştirmenler ödülü ve Prix Max Ophuls kazandı.

Sanatsal ve Politik Büyüme

Elerştirel beğeni, Bertolucci’nin filmlerini yapmak için mali destek almasını kolaylaştırmadı. 1960’ların ortalarında, Shell Petrol Şirketi için petrol endüstrisi hakkında belgeseller yaptı. Başkalarının filmlerine katkıda bulundu ve bu dönemde senaryo yazdı. Başka bir uzun metraj yönetmesi için 1968’i beklemesi gerekiyordu. Partner, kötü ikiz olan bir adamla ilgiliydi ve Edgar Allen Poe ve Fyodor Dostoyevski’nin eserlerine dayanıyordu. Aynı yıl, Bertolucci, Komünist Parti’ye katıldı. Psikanaliz içeren bir ruhsal arayış dönemi geçirdi.

Kendini Marksist ideolojiye adayan Bertolucci, en politik filmi Il conformista’yı (The Conformist) yaptı. Film, 1930’larda Faşist harekete yanaşan, itibarını yitirmiş bir entelektüel ile ilgilidir. Bertolucci’nin senaryosu En İyi Uyarlama Senaryo dalında Akademi ödülüne aday gösterildi ve uluslararası öneme sahip bir film yapımcısı olarak büyük beğeni toplamasını sağladı.

Sinema Ustası

Bertolucci’nin bir sonraki filmi olan Ultimo Tango Bir Parigi (Paris’te Son Tango) (1972) uluslararası bir usta olarak ününü pekiştirdi. Marlon Brando, bu tartışmalı filmde,  Maria Schneider’in oynadığı genç bir Parisli kadınla tutkulu bir ilişkisi yaşayan, ölen karısı için yas tutan yalnız bir adamı oynadı. Filmin seks sahneleri o dönem için oldukça cüretkârdı ve bazıları tarafından müstehcen olarak görüldü. Ancak çoğu eleştirmen, onu çağdaş ilişkileri tasvir etmede büyüleyici ve dürüst buldu. Film, yılın en çok konuşulan filmlerinden biri oldu ve Bertolucci’ye En İyi Yönetmen dalında Oscar adaylığı kazandırdı.

Paris’te Son Tango’nun başarısının ardından, Bertolucci çok farklı bir film yaptı. 1977 tarihli 1900, İtalyan tarihinin yaklaşık 40 yılına yayılmış büyük bir destandı. Beş saatten fazla süren filmin kadrosunda, Robert DeNiro ve Gerard Depardieu dahil olmak üzere uluslararası birçok oyuncu yer aldı. Film, Amerika’da vizyona girdiğinde bir saatten fazlası kesintiye uğradı, ancak bu, Bertolucci’ye hiçbir şekilde zarar veremedi. 1991 yılına gelindiğinde orijinal versiyonu nihayet Amerikan sinemalarında yerini aldı.

1978’de Bertolucci, 1973’ten beri ilişkisi olduğu İngiliz sevgilisi Clare Peploe’yla evlendi. Jill Clayburgh’u oğluyla ensest ilişkide olan bir kadını canlandırdığı La Luna’nın (1979) senaryosunda birlikte çalıştılar. Film çoğunlukla kötü eleştiriler aldı ve gişede başarısız oldu.

İtalyan konularına dönen Bertolucci daha sonra La Tragedia di un Uomo Ridiculo’yu (Gülünç Bir Adamının Trajedisi) yaptı (1981). Bir peynir imalatçısının oğlunun kaçırılmasıyla ilgili film, karışık eleştirel tepkiler aldı ve izleyici tarafından da büyük ölçüde göz ardı edildi.

Son İmparator ve dönüş

Bertolucci, Çin’in son imparatoru Pu Yi’nin epik hikâyesi The Last Emperor (1987) ile büyük ölçekli filmlere dönerek önemli bir atılım yaptı. Pu Yi’nin otobiyografisine dayanan film, çocuk hükümdarın hayatı üzerinden Japon istilasını ve Komünist devrimi anlatır. Film, Çin Halk Cumhuriyeti’nde çekildi ve Bertolucci’nin uluslararası itibarını geri kazanmasını sağladı. Birden fazla Akademi Ödülüne aday gösterildiğinde, Bertolucci büyük heyecan içindeydi ve Time’a “Kolittim, kalbim hızlı atmaya başladı, tekrar sigara içmeye başladım” dedi.

Son İmparator, En İyi Yönetmen Ödülü dahil 9 akademi ödülü kazandı ve en fazla ödül kazanan film oldu. Bertolucci, ödülünü kabul ederken Hollywood’u “büyük meme başı” olarak nitelendirdi.  Daha sonra Time’a yaptığı açıklamada, “Süt gibi taşan bir tatminkârlıkla boğulmuş gibiydim,” dedi.

1990’lardaki filmler

Bertolucci, bir sonraki vizyon sırasındaki The Sheltering Sky ile yeni bir on yıla geçiş yaptı. Film, batı ve batılı olmayan kültürler arasındaki çatışma hakkındaki on yıllık bir süreci işliyordu,  iyi kadrosu ve güzel çöl manzarasıyla övünüyordu, ancak eleştirmenler, Paul Bowles’ın romanının zayıf bir uyarlaması olduğunu söylediler. 1994 yılı filmi Küçük Buda, ölmüş lider Lama Dorje’nin ruhunun bir çocuğun (Keanu Reeves) bedeninde yeniden hayat bulması üzerine kuruluydu. Stealing Beauty (1996), Liv Tyler’ın oynadığı 19 yaşında, ölen annesinin arkadaşlarının evinin bulunduğu Toskana’da yetişkinliğe geçiş törenine katılan bir Amerikalı hakkındaki samimi bir filmdi.

Betolucci, 2000’li yılların başlarında da yönetmenliğini yaptığı “The Dreamers” ile adından söz ettirmeyi başardı. 1968’de Paris’te okuyan genç bir Amerikalının, bir Fransız erkek ve kız kardeşi ile kurduğu arkadaşlığa odaklanan 2003 tarihli filmin arka planında ’68 Paris öğrenci ayaklanmaları yer almaktaydı.

1988’de Bertolucci, Time’a radikal inançlarına sadık kaldığını söyledi. Onun oyu hala Komünistlereydi ve başarısının ona verdiği özgürlüğe rağmen “Hollywood” yaşam tarzına karşı temkinliydi. “Hiçbir şey gerçekten değişmedi. Filmlerim çok riskli. Ama bana daha güvenli olma hissi veriyor,” dedi.

 

kaynaklar 1, 2