Seda Açıkoğlu

Sharon Van Etten’in 2014 tarihli, dördüncü stüdyo albümü “Are We There”in kapak fotoğrafı, bir albümün ruh hâlinin bir fotoğrafla nasıl kesiştiğine hatta bir albümün fotoğrafını nasıl bulduğuna dair bir hikâyeyi barındırıyor.

Hikâyenin özünde, Sharon Van Etten’in geçmiş, şimdi ve gelecekle ilgili tüm zamanlarına sirayet eden ilişkiler, ayrılıklar, kararlar, yol ayrımları, kesişmeler, tesadüfler, özlem, mutluluk, pişmanlık, özgürlük dolu otobiyografik bir öyküsü var.

Sharon Van Etten, 2014

Sharon Van Etten, yoğun geçen bir turne sonrasında, turne boyunca yollarda yaptığı demoların, yazdığı şarkıların kayıtları için grubuyla birlikte stüdyoya girer. “Are We There” albümünün stüdyo mesailerinde bir yandan şarkıların çıkış sancısını yaşar, bir yandan da kariyeriyle uzun süren ilişkisinin kıskacında pek çok şeyi sorguladığı sancılı bir dönem geçirir.

Albümün kayıt süreci, yaşadığı tüm sancıların etrafında döner ve bu yoğun duygular her detaya nüfuz eder, yeni sözler, yeni enstrümanlar, daha önce hiç denemediği akorlar yeni bir müziği de doğurur, içindeki tüm fırtınaları, tüm çıplaklığıyla evrene salma cesareti dolaysızca albümdeki kayıtlara akar.

Sharon’ın daha öncesinde de yaşadığı bu ilişkisinin tüm zehrini tereddütsüz en ince ayrıntısına kadar akıttığı şarkı sözlerine aşinayız, sağ olsun. Ama sanki bu sefer biraz farklıdır: Geçmişle uzlaşma hâlinde hem usul usul yürek dağlayan bir anlatıya sahip hem de kendinden emin, dürüst ve açık sözlülüğünden geri adım atmadan tüm olacaklara hazır şarkılarıyla bir bakıma da büyümüştür.

Albümün başlığına soru işareti koymuyor Sharon Van Etten, basit bir soru, bir önerme, bir tavsiye, ucu açık, tanımsız bir cümle kuruyor, ne dersen, nasıl anlam yüklersen öyle almanı istiyor. Bu oldukça kişisel, fazlaca özel, otobiyografik albümü kendi hikâyelerinden soyutlayıp dinleyiciyi yakalaması ve onun hikâyesine dahil olmasına çabalıyor. Albümün yoğunluğu ve ağırlığı, devam eden uzun süreli bir ilişkinin açık uçlu soruları üzerine kurulmuş olsa da esasında özü, Van Etten’in kendisini de o dönemde yiyip bitirdiği, durup anlamamızı istediği ama aynı zamanda da herkesin kendisine sorabileceği büyük sorularla dolu, geçmiş ve şimdinin, hayal ile gerçeğin arasındaki  dengeleri kurmakla dolu.

Yolunu müziğiyle bulmayı deniyor. Bunun pek çok kanıtı var. Sadece şarkı isimlerine bakmak bile yeterli:

“Afraid of Nothing”, “Taking Chances”, “Your Love Is Killing Me”, “Our Love”, “I Love You But I’m Lost”, “You Know Me Well”, “Break Me”, “Nothing Will Change”, “I Know”, “Every Time The Sun Comes Up”

Bir müzisyenin kendi hikâyesinden çıkıp başka birinin kalbine ve ruhuna dokunma isteği tam olarak böyle bir şeydir. Van Etten’in bir müzisyen olarak ilişkisiyle kariyerini, geleceğini, hayallerini, isteklerini aynı hizaya getirme, orta yolu bulma çabası tüm bu evrensel kaygılardan bağımsız bir seçim yapma noktasına getiriyor ve durumun çıkmazlarını ortaya seriyor.

“Bu yüzden hayatımın aşkını kaybettim.” diyor Sharon Van Etten. Ve belki de bu yüzden sormuyor, basitçe şöyle diyor: “Nasıl hissettiğimi artık sen hayal et.”

‘Your Love is Killing Me’, tam da benzer bir seçim yapması gereken bir zamanda yazılmış. Bir yıl süren turne sonrasında erkek arkadaşına evde kalacağına söz verir ancak tam da o sırada Nick Cave turu için teklif gelir. Tüm albüm temelde, kariyeriyle ilişkisi arasındaki dengeyi sağlama mücadelesi, vermesi gereken cevaplar, alması gereken zor kararlar üzerine kurulu, birini çok sevdiğin, ilişkiye ne yaptığını gördüğün ve acı çektiğin halde yine de bu seçimi yapmakla ilgili.

Sharon Van Etten, o yıl, evde kalmak yerine Nick Cave ile turlar ve  bu sonun başlangıcı olur.

Erkek arkadaşı, yatağın altında sakladığı bir yığın çıkarır, ilişkileri boyunca ona verdiği her şeyin bir yığınıdır: Her CD, her kayıt, her kartpostal, her mektup ve yığının en dibinde de tozla kaplı bir fotoğraf, on yıl önce, ilişkilerinin ilk zamanlarında sevgilisine verdiği ilk hediye. Sharon, tüm bu yığını ilk defa görür ve her şeyi sakladığını öğrendiğinde oldukça duygulanır çünkü onları daha önce hiç görmemiş hatta attığını bile düşünmüştür ama aynı zamanda yığının üzerindeki toz tabakası ilişkisinin durumu hakkında bir şeyler de söylüyordur.

Kapak fotoğrafındaki kız, Sharon’ın en yakın arkadaşlarından Rebecca. Bir kitapçıda birlikte çalıştıkları zamanlarda, iş çıkışı yapmayı en sevdikleri ritüel, kola ve sigaraları bitene kadar müzik dinleyerek, şarkı söyleyerek arabayla turlamak. Bunu son kez yaptıklarında Sharon yolcu koltuğundadır. Arabayı sürerken pencereden dışarıya doğru sarkan Rebecca’nın saçları sert rüzgârda dalgalanmaktadır. Sharon, Rebecca’nın çığlık attığı o ânın fotoğrafını çeker.

Rebecca ve Sharon, Tennessee’de bir taşra yolundaki o kısa araba yolculuğundan sonra farklı yollara giderler, farklı seçimler yaparlar ve uzunca bir süre görüşemezler. Rebecca, Indiana’ya taşınır, evlenir ve çocukları olur. Sharon, müzik yapmak için New York’a taşınır. O zamanın en sevdiği fotoğraflarından biridir bu Sharon’ın ve o geçiş ânı, albümün de geçiş ânını, seçimlerini, içinde bulunduğu çalkantılı ve karmaşık dönemi öyle iyi temsil ediyordur ki tozla kaplı o fotoğrafı görür görmez albüm kapağında o fotoğrafın olması gerektiğini biliyordur.

Fotoğraf, hayatları çok farklı yönlere ayrılan iki yakın arkadaşın, seçimlerini yapmadan önce yollarda amaçsızca, özgürce dolaştıkları günün son hatırası. İçinde barındırdğı umut işleri tam olarak çözmüyor belki ama albümün başlığındaki kelime oyununa nükteli bir göz kırpıyor. Orada mıyız gerçekten de. “Orada”, gerçekten olmak istediğimiz yerde.

Albüm kitapçığının içinde bir fotoğraf daha var ki onun da albümle olan hikâyesinden de bahsetmek gerekiyor.

Rebecca ve Sharon, farklı şehirlere taşındıktan sonra mektuplaşarak iletişimde kalmaya devam ederler. Rebecca, Sharon’a yazdığı mektuplardan birinde Sharon’ın yaş almış hâline benzediğini düşündüğü bir kadının fotoğrafını gönderir, fotoğrafın arkasına da onu neşelendirecek bir şeyler yazar. Fotoğraf, Sharon’ın New York’taki apartman dairesinde yıllarca asılı kalır. Renkleri sararmış bu fotoğrafı, Rebecca’yla yaşadıkları geçiş ânlarına tesadüf ettiği için albüm kitapçığına koymaya karar verir. O zamana kadar fotoğraftaki kadının kim olduğunu bilmiyordur, ta ki fotoğrafı taraması için arkadaşına verene kadar. Arkadaşı, bu esrarengiz kişinin Fransız yönetmen Agnès Varda olduğunu söyler.

Sharon Van Etten, Varda’nın kimliğini ve kariyerini öğrendikten sonra kendisini onun çalışmalarıyla ilişkilendirerek bulur. Varda’nın işlerinin de, albümdeki hikâyenin önemli bir parçası olduğunu düşünür. Sadece fotoğrafı albüme almakla kalmaz, albümdeki “Taking Chance” şarkısına çekilen ilk müzik videosunun açılış sahnesi, Varda’nın 1962 tarihli “Cléo from 5 to 7” filminden ilham alır.

Agnès Varda’nın 16 mm’lik film makaralarının önünde durduğu, 1983 tarihli, bu önemli fotoğrafı Magnum Photos fotoğrafçılarından Martine Franck çeker.

Martine Franck ve Agnès Varda gibi iki efsane ismi buluşturan bu fotoğrafların hikâyesini de başka bir albüm kapağı yazısına bırakalım.

“Bazı Albüm Kapakları” Instagram hesabı için tıklayınız.