Bahçe ve gökyüzü… Hangisini daha çok sevdiğini bilmeyen evsiz adam…

Çocukken burnuna nohut sokmuştu. Günler sonra burnundan sarkan yeşil şeyi annesi çekip çıkardığında aklından geçen cümle ‘rengi çok güzel’ olmuştu. Çocuk ağaçları hayal etmeye başladığında annesi onu kızılcık sopasıyla dövmeye girişmişti bile. Ama o ağaç kadar dayanıklı olmayı öğreniyordu. Canı acımaz oldu bir sure sonra.

Bahçe ve gökyüzü… Hangisini daha çok sevdiğine bir türlü karar veremeyen evsiz adam…

Çocukluğunda ayaktopu oynarken salonun camını kırmıştı bir kez. Babası eve donup kış günü kırılan camı görünce çok sinirlenmişti. Çok para tutacaktı ama mecbur yerine yenisi takılacaktı. Eve soğuk giriyordu. Gece daha da soğuk olacaktı. Cebindeki paranın yarısını camcıya verdikten sonra tekme tokat sokağa attı çocuğu babası. Çocuk bütün gece yıldızları saydı. Soğuktan saklanmıştı yıldızlar ama o görüyordu hepsini yine de. Sokak lambasının ışığıyla birlikte titrediler sabaha kadar. Hava aydınlansa da çocuk güneşi göremiyordu. Güneş bulutların arkasına saklanmıştı. Üşümemeyi öğrendi o gün çocuk.

Bahçe ve gökyüzü… Hangisini daha çok sevdiğini anlayamayan evsiz adam…

Gençliğinde bir kadın sevmişti. Boyalı sarı saçlı, etine dolgun, yürürken gölgesine bile çalım atan cinsten. Kadın da adamı sevmişti bir süre. Salonunda tek koltuğu olan, küçük yatakodalı bir evleri vardı. Sonra şehrin merkezinde bir ev istemişti sarı saçlarını savurarak. Şehrin merkezinde, duvarları birbirine yapışık binaların semtinde bir eve taşındılar. Duvardan duvara halı istedi kadın. Döşediler. Daha büyük salon dedi. Başka eve geçtiler. Daha büyük mutfak dedi. Daha çok koltuk, daha çok perde. Ne bahçe istedi, ne de gökyüzü. Çoğaldıkça yetmeyen eşyalarından sıkıldı bir gün. Kaldırımlarda kendi gölgesine çalım atarak yürümeye başladı. Her gün daha uzağa yürüdü. Uzaklarda küçücük odalı, salonun tek koltuk bulunan bir eve girdi ve dönmedi. Adam terk edilmeyi öğrendi.
Bahçe ve gökyüzü… Bir ara hangisini istediğine karar vermişti ama hatırlayamadı evsiz adam.
Adam her şeyin çok olduğu eve geldiğinde hiç bir şeyi yokmuş gibi hissetti. Nefes alamadı. Evde ne ağaç, ne yıldız vardı. Dışarı çıktı… Ertesi gün olduğunda sonsuz daireli binanın sakinleri ardına kadar açık bir kapı gördüler. Evde sadece bir sandalye eksikti.

Bahçe ve gökyüzü… İkisini birden istediğine karar verdi evsiz adam.
Elinde sandalyesiyle koşmaya başladı. Canı nerede isterse orada oturup soluklandı. Günler, geceler geçti. Binaların bitip ormanın başladığı yere vardığında en yakınındaki ağaca tırmanmaya başladı. Onu taşıyacak en ince dala kadar hızla gökyüzüne yaklaştı. Gece olana kadar bekledi. Yazın ortasında şehirdeki insanların yerini gökyüzündeki yıldızlar almıştı. Gökyüzü çok kalabalıktı. Hayatında ilk kez fazladan bir şey istedi adam. Yıldızlara yakın olmak için daha ince dallara tutundu, ayağını attığı anda dal çatırdadı. Öylece durdu adam. Dev gibi bir bahçede ve sonsuz gökyüzünün altında hayatı ne kadar sevdiği fark etti. O günden sonra adamı görenler yüzündeki gülümsemenin hikâyesini anlatmasını istediler. Herkesi yetecek kadar hikâyesi vardı… Hayal kurmayı öğrendi adam…